| Ümmü Hânî (r.a)
Ümmü Hânî radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhî
vesellem efendimizin amca kızı... Hz. Ali (r.a)’ın kızkardeşi... İsmi Mevlid-i Nebevî’nin Mirâc bölmününde devamlı yâd olunan bir bahtiyar... Hânesi, mîrac ışığıyla aydınlanma şerefine eren bir hanımefendi... |
![]() |
O Mekke’de doğup büyüdü. Babası Ebû Tâlib, annesi Fâtıma
binti Esed’dir. Hz. Ali, Âkil ve Ca’fer (r.anhûm) ile anne baba bir öz
kardeşdir. Asıl adı Fâhite olup oğlu Hânî’den dolayı Ümmü Hâni
künyesiyle meşhur olmuştur. İki Cihan Güneşi Efendimiz Tâif dönüşü Ebû Tâlib mahallesinde
oturan
Ümmü Hânî’nin evine gelmişti. “Kimdir o?” diye içerden sorulunca
Efendimiz: “Amcan oğlu Muhammedim. Kabul edersen, misâfir geldim.” buyurdu. Ümmü Hâni: “Senin gibi doğru sözlü, emin, şerefli misâfire can
fedâ”
deyip içeri aldı. Yalnız önceden bildirseydiniz bir şeyler hazırlardım
dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz: “Yiyecek içecek hiçbir şey
istemem. Yalnız bir yer göster kâfi.” buyurdu. Araplar için kapısına gelen misafire ikram etmek, onu korumak
büyük
bir şerefti. Gelen misâfirin de Mekke’de düşmanı çoktu. Bu sebebten
Allah Rasûlü Muhammed’e (s.a.) bir zarar gelmemesi için Ümmü Hâni o
gece babasının kılıcını alıp dışarı çıktı. Sabaha kadar evin etrafında
dolaştı. O gün Resûl-i Ekrem (s.a.)’ın gönlü çok incinmişti! Yalnız
odaya
çekildi ve secdelerde gözyaşı dökerek sabaha kadar Rabbisine yalvardı.
Halkının imana gelmesi için dua etmeye başladı. Çok yorgun olduğu için
hasır üzerine uzanıp kendinden geçmişti. Birazcık uykuya dalmıştı. İşte
o anda, gönül kırgın, beden yorgun bir vaziyette iken Rabbisinden davet
geldi. Cebrâil aleyhisselâma; “Git Habîbimi getir!” emri
verildi. Cenneti, Cehennemi göster. Ona eziyet edenlerin gideceği
yeri, onu incitenlerin çekeceği azâbı gözleriyle görsün denildi. Yüceler yücesi Rabbimiz Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimizi tesellî
ve
teyid etmek üzere Cânib-i İzzetine ve dergâh-ı ulûhiyyetine urûc
eyledi. Mirâc’a çıkarttı. Bütün saltanatını, arşını, ferşini,
kürsîsini, levhini, kalemini ve sonsuzluk âleminde Cemâlini ona
seyrettirerek kalbine sekînet verdi. Allah Teâlâ’nın sonsuz
gücünün kendisiyle beraber olduğunu gösterdi. İki Cihan Güneşi
Efendimiz’e (s.a.) yeni bir güç geldi. Tevhid mücâdelesinde azmi
bileylendi. Ümmetine beş vakit namaz hediyesiyle Mirac’dan döndü
ve Ümmü Hânî’nin evine geldi. Başından geçenleri, gördüklerini amca
kızına tek tek anlattı. Ümmü Hânî bunları dışarda anlatmamasını istedi. Fakat Fahr-i
Kâinat
(s.a.) Efendimiz halka anlatacağını söyledi ve dışarı çıktı. Peşinden
Ümmü Hânî, Habeşistan’lı hizmetçisini gönderdi. Onun halka ne
söylediğini, halkın da ona ne dediklerini dinle (de bana haber ver),
dedi. Maksadı Resûl-i Ekrem (s.a.)in incinmesini önlemek düşmanlarına
karşı tedbir almaktı. O henüz İslâm’la şereflenememişti. Fakat Allah rasûlûne karşı
böylesine büyük saygı beslemekteydi. Onu gıyâbî koruma gayreti
içerisindeydi. O Mekke’nin ileri gelen müşriklerinden Hübeyre İbni Amr ile
evlenmişti. Ondan Amr, Hânî, Yusûf ve Ca’de adında dört çocuğu oldu.
Kocası Hübeyre azılı bir İslâm düşmanı idi. İslâm’ın nurundan hep
kaçtı. Müşriklerin safında savaştı. Mekke Fethi günü çöllere düştü ve
Necran taraflarına giderek izini kaybettirdi. Ümmü Hânî’nin İslâm’la şereflenişi Mekke Fethi günü oldu. O
kocasının firârını fırsat bildi ve Rasûlullah (s.a.)’in huzûruna
gelerek kelime-i şehâdet getirdi. Gönlünü İslâm’ın nûrû ile doldurdu.
Sahâbelik şerefine nâil oldu. Sevgi dolu gönlünü İslâm’ın nurlu
ufuklarına açtı. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimize tam teslim olmuştu.
Hayatının geri kalan kısmını itaatkâr, muhabbetli bir İslâm
hanımefendisi olarak geçirdi. Ümmü Hânî (r.anhâ) kendini ibadete vermişti. Çokça namaz kılar
ve
oruç tutardı. Nâfile oruç tutmayı çok severdi. İki Cihan Güneşi
Efendimiz de ona çok iltifatlarda bulunur ve fırsat buldukça ziyaret
ederdi. Birgün Ümmü Hânî (r.anhâ) nafile oruca niyet etmişti. Efendimiz
ziyaretine geldi. O da bir kâse bal şerbeti ikram etti. Resûl-i Ekrem
(s.a.) içtikten sonra artanını ona uzattı. Oruçlu olmasına rağmen Ümmü
Hâni (r.anhâ) derhal kâseyi aldı ve içti. Efendimize olan sevgi ve
hürmetini bu şekilde gösterdi. O, Efendimizin kendisine yaptığı iltifatlar konusunda şunları
söyler: “Mekke’nin fethi günü, evimi şereflendiren Hz. Peygamber (s.a.)
bana: “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sordu. Ben de: “Hayır
ya Rasûlallah sâdece kuru ekmek ile sirke var.” dedim. “Getir onu!”
buyurdu ve: “Ey Ümmü Hâni! Sirke ne iyi katıktır. Sirke bulunan ev,
katık sıkıntısı çekmez!” buyurarak iltifatta bulundu. Ümmü Hânî (r.anhâ) Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizden az
miktarda
hadis de rivayet etmiştir. Naklettiği hadislerin bir tanesi şudur: Ümmü Hâni (Fahite Binti Ebû Talib) radıyallahu anhâ şöyle dedi:
(Mekke’nin Fethi günü) Nebi sallahu aleyhi vesellem’e gelmiştim.
Resûl-i Ekrem (s.a.) yıkanıyor, Fâtıma da onu insanların gözünden
perdeliyordu. (Ben selâmımı verdim.) Peygamberimiz: “Kim o?”
dedi. Ben: “Ümmü Hânî’yim”, diye cevap verdim. Müslim’in rivayetinde bu
hadisin devamında; Ümmü Hânî gelip kendisine selam verdiğinde Efendimiz: “Bu
kadın
kimdir?” diye sormuş, o da: “Ben Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hânî’yim”
diye cevap verince sevgili Peygamberimiz “Hoş geldin Ümmü Hânî” dedi
ve yıkanmasını tamamladı, rivâyeti geçmektedir. (Riyazüssalihîn Terceme
ve şerhi, c.4, s.444, 465) Ümmü Hânî (r.anhâ) mevlid-i nebî menkıbelerinin Mîrâc bölümünde
devamlı ismi anılan bir bahtiyar hanım sahâbidir. Süleyman Çelebi
hazretleri Mîrac bölümünde onun ismini şöyle zikreder: “Tarfütü’l-ayn içre ol Fahr-i Cihan Ümmü Hânî evine geldi heman Her ne vâkî oldu ise serteser Cümlesin ashâbına verdi haber Dediler ey kıble-i İslâm’ı dîn Kutlu olsu sana Mîrâc’ı güzîn
Ümmü Hânî, mert, cesûr ve dürüst ahlâklı bir
hanımdı. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz sekiz yaşından sonra amcası Ebû
Tâlib’in evinde kaldığı için onu iyi tanırdı. Özkardeşi gibi severdi. O
da İki Cihan Güneşi efendimize çok hürmet ederdi. Onu müşriklere karşı
gizli gizli korumağa çalışırdı. Kendisi İslâm’a gelememişti. Zira
kocası müşriklerdendi. Buna rağmen sevgili peygamberimize kol-kanat
gererdi. Onu arkadan da olsa korumağa çalışırdı. Onun bu samimi gayreti
şu hadisede açıkça görülmektedir.
Biz kamumuz kullarız sen şâhsın
Gönlümüz içinde rûşen mâhsın
Ümmetin olduğumuz devlet yeter.
Hizmetin kıldığımız izzet yeter.”
Ümmü Hânî (r.anhâ) kardeşi Hz. Ali (r.a.)’dan sonra 40 h. / 661 m. senede vefat etti. Cenâb-ı Hak şefaatlerine mazhar buyursun. Amin. nrasûlûne karşı böylesine büyük saygı beslemekteydi. Onu gıyâbî koruma gayreti içerisindeydi.
O Mekke’nin ileri gelen müşriklerinden Hübeyre İbni Amr ile evlenmişti. Ondan Amr, Hânî, Yusûf ve Ca’de adında dört çocuğu oldu. Kocası Hübeyre azılı bir İslâm düşmanı idi. İslâm’ın nurundan hep kaçtı. Müşriklerin safında savaştı. Mekke Fethi günü çöllere düştü ve Necran taraflarına giderek izini kaybettirdi.
Ümmü Hânî’nin İslâm’la şereflenişi Mekke Fethi günü oldu. O kocasının firârını fırsat bildi ve Rasûlullah (s.a.)’in huzûruna gelerek kelime-i şehâdet getirdi. Gönlünü İslâm’ın nûrû ile doldurdu. Sahâbelik şerefine nâil oldu. Sevgi dolu gönlünü İslâm’ın nurlu ufuklarına açtı. Fahr-i Kâinat (s.a.) Efendimize tam teslim olmuştu. Hayatının geri kalan kısmını itaatkâr, muhabbetli bir İslâm hanımefendisi olarak geçirdi.
Ümmü Hânî (r.anhâ) kendini ibadete vermişti. Çokça namaz kılar ve oruç tutardı. Nâfile oruç tutmayı çok severdi. İki Cihan Güneşi Efendimiz de ona çok iltifatlarda bulunur ve fırsat buldukça ziyaret ederdi. Birgün Ümmü Hânî (r.anhâ) nafile oruca niyet etmişti. Efendimiz ziyaretine geldi. O da bir kâse bal şerbeti ikram etti. Resûl-i Ekrem (s.a.) içtikten sonra artanını ona uzattı. Oruçlu olmasına rağmen Ümmü Hâni (r.anhâ) derhal kâseyi aldı ve içti. Efendimize olan sevgi ve hürmetini bu şekilde gösterdi.
O, Efendimizin kendisine yaptığı iltifatlar konusunda şunları söyler: “Mekke’nin fethi günü, evimi şereflendiren Hz. Peygamber (s.a.) bana: “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sordu. Ben de: “Hayır ya Rasûlallah sâdece kuru ekmek ile sirke var.” dedim. “Getir onu!” buyurdu ve: “Ey Ümmü Hâni! Sirke ne iyi katıktır. Sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez!” buyurarak iltifatta bulundu.
Ümmü Hânî (r.anhâ) Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizden az miktarda hadis de rivayet etmiştir. Naklettiği hadislerin bir tanesi şudur:
Ümmü Hâni (Fahite Binti Ebû Talib) radıyallahu anhâ şöyle dedi: (Mekke’nin Fethi günü) Nebi sallahu aleyhi vesellem’e gelmiştim. Resûl-i Ekrem (s.a.) yıkanıyor, Fâtıma da onu insanların gözünden perdeliyordu. (Ben selâmımı verdim.) Peygamberimiz: “Kim o?” dedi. Ben: “Ümmü Hânî’yim”, diye cevap verdim. Müslim’in rivayetinde bu hadisin devamında;
Ümmü Hânî gelip kendisine selam verdiğinde Efendimiz: “Bu kadın kimdir?” diye sormuş, o da: “Ben Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hânî’yim” diye cevap verince sevgili Peygamberimiz “Hoş geldin Ümmü Hânî” dedi ve yıkanmasını tamamladı, rivâyeti geçmektedir. (Riyazüssalihîn Terceme ve şerhi, c.4, s.444, 465)
Ümmü Hânî (r.anhâ) mevlid-i nebî menkıbelerinin Mîrâc bölümünde devamlı ismi anılan bir bahtiyar hanım sahâbidir. Süleyman Çelebi hazretleri Mîrac bölümünde onun ismini şöyle zikreder:
“Tarfütü’l-ayn içre ol Fahr-i Cihan
Ümmü Hânî evine geldi heman
Her ne vâkî oldu ise serteser
Cümlesin ashâbına verdi haber
Dediler ey kıble-i İslâm’ı dîn
Kutlu olsu sana Mîrâc’ı güzîn
Biz kamumuz kullarız sen şâhsın
Gönlümüz içinde rûşen mâhsın
Ümmetin olduğumuz devlet yeter.
Hizmetin kıldığımız izzet yeter.”
Ümmü Hânî (r.anhâ) kardeşi Hz. Ali (r.a.)’dan sonra 40 h. / 661 m. senede vefat etti. Cenâb-ı Hak şefaatlerine mazhar buyursun. Amin.