Çok
eski yıllardan
günümüze kadar devam ede gelen bir gelenektir yaylacılık. Arazinin
konumu
hayvanlar için yeterli beslenmeye elverişli değildir. Hem hayvanların
daha
iyi beslenmesi hem de yağ, peynir ve çökelek elde etmek amacıyla
yaylaya
çıkılır.
Ancak,
bugün 30 yıl öncesine kadar bütün canlılığı ile devam eden o yayla
yaşamı
kaybolmaya
yüz tutmaktadır. Çaycılığa olan dönüş hayvancılıktan kaçışı bu da
yaylacılığın
sonunu getirmektedir.Her ne kadar gene yaylalara çıkılıyorsa da,
yaşlılarımız
o eski günleri yad ederken gözlerindeki ifadeden sanki bir şeylerin
elimizden
kayıp gittiğini anlamamak mümkün değil.
Bugün
yaylaya
çıkanlar iki grup altında toplanır. İhtiyaç dan dolayı çıkanlar ve Rize
dışında yaşayıp anacak Rize ile bağlarını koparmayan yöre insanaları.
Eski
yılların özlemiylr tatillerini geçirmek, büyük kentlerin gürültüsünden
kurtulmak ve doğayla başbaşa kalmak için yaylalara çıkan gırbetteki
Rizelilerin
sayısının bir hayli olmasına karşın ihtiyaçtan ötürü çıkanların
sayısında
belirgin bir azalma vardır.
 |
 |
Ayder,
yayla yollarında
|
Ayder |
Rize'deki
Yaylalar
Çağırankaya,
Palovit, Elevit, Ovit, Amlakit, Hodeçur, Samisdal, Pokut, Çat,
Haçivanak,
Karmik, Hemşin, Başyayla, Ortayayla, Verçenik, Avusor, Kaçkar, Aşağı
Kavron,
Yukarı Kavron, Hazindak, Çiçekli, Çaymaçakur, Sal, Varda, Gölyayla,
Cimil,
Hazindağ, Ambarlı, Çahperik, Kito, Karap, Kale, Gürmanuman, Varoş,
Çermeşk,
Dahter, Anzer, Aşağı Faso, Yukarı Faso. ...ve sayamadığımız birçok
irili
ufaklı yayla.
Yaylaya
Çıkış Öncesi Hazırlıklar ve Yayla Yolunda
Yayla
çıkış
zamanı hava şartlarına bağlı olarak değişir. Genel de Mayıs ayı sonu
ile
Haziran başıdır. Tarih muhtar ve köy heyetleri tarafından birlikte
belirlenir.
Bu tarih, yağan kar miktarına ve karın tahmini kalkış zamanına göre
tespit
edilir. Belirlenen tarihten önce kimse yaylaya çıkmaz.
Mezra
:
Bazı köylerin "mezra" olarak adlandırılan geçiş yerleri vardır.
Mezraların rakımları yaylalara göre daha düşük olduğundan kar erken
kalkar.
Nisan ayı sonunda, Mayıs ayları başında bu mezralara gidilir. Orada
15-20
gün yaylaya çıkış tarihine kadar kalınır. Köyden gelenlerle birlikte
yaylaya
çıkılır.
Hazırlıklar
arasında, mısır öğütülmesi, at ve katır varsa semer ve eyerlerin gözden
geçirilmesi, yiyecek, giyecek, hayvanların bağlanacağı, ip ve kazıklar
sayılabilinir. Sığırların alınlarına ya da boyunlarına nazar boncuğu
veya
muska takılırdı.
Hayvanı
olmayanlar
yüklerini sırtlarında taşırlar. Taşımayanlar kiracı tutarlar. Yük
taşınması
gayet eğlenceli olur. Kyün gençleri genellikle pazar günleri hep
birlikte
yüklerini alır sabah erkenden yayla yoluna koyulurlar. Belli yerlerde
molka
veriri, dinlenir, açlıklarını giderir, horon oynarlardı.
Hanlar
: Yaylaya çıkışlar genellikle iki gün sürerdi. Birinci günün
sonunda
hanlarda konaklanırdı. Hanlar: zemin katı kahvehane, üst katı da birkaç
odadan ibaret bir otel niteliği taşırdı. Hayvanlar çok kalabalık olur
ve
ahırda yer olmazsa dışarıda yere çakılan kazıklara bağlanırdı.
Hayvanlara
hayvancının ot deposundan ot satın alınarak verilir, ayrıca içilen çay
ve kalma masrafı olarak da hancıya belli bir miktar para ödenirdi.
Köççü
: Yaylada
sürekli kalacak kişilerle birlikte hayvanların götürülmesine yardımcı
omak
üzere bir kaç kişi de kafile ile birlikte bulunurdu.
"Köçcü"
denilen
bu kişilker, sığırları yaylaya çıkardıktan sonra orada birkaç gün kalıp
tekrar geri dönerlerdi.
Yayla
çimenlerine
Otur
güzelum
otur
Gönlum
kimi
seversa
Dünya
güzeli
odur. |
Oy
Elevit Elevit
Esiyor
dere
yeli
Yarim
gitme
çayıra
Bugün
hava
çiseli |
Yayla
çimenlerinden
Doyamadum
kız senden
Yer
yağmurdan
doysa
Yine da
doymam
senden |
Güz
gelende
dağlara
Yayla
kovanlar
konur
Dünyanın
kanuni
bu
Seven
seveni
alur |
Bu
yayla dedukleri
Sevdaluk
içun
hastur
Ne
zaman duğunumuz
Benum
sabrum
çok azdur |
Yaylanun
duzlerine
Çiçekler
dizi
dizi
Seneye
gelemezsek
Gelenler
ansun
bizi |
Yayla
Hayatı
Yayla
hayatı
Haziran ayının başından Eylül ayının ilk haftasına kadar sürüp
giden
üç aylık bir dönemi kapsar. Havalara göre bu süre azalıp, kısalabilir.
Yaylada
günlük
hayat çok erken başlar. Sabah erkenden kalkılıp, sığırlar sağılırdı.
Sütün
kaymağı alınıp kaymak kabında, kaymağı alınmış süt ise peynir kazanında
biriktirilir. Güneş doğarken hayvanlar çözülür ve yayıma bırakılır.
Hayvanlar yayıma (otlak alanı) götürüldükten sonra ahırın gübresi
temizlenir.
Gübrenin temizlenmesinde ağzı geniş bir kazma ile, "süpürgelik"
denilen dalları sert ve esnek yapıda olan bir cins çalıdan yapılmış
ahır
süpürgeleri kullanılır. Ahırın ortasında toplanan gübre, evin önünde
uygun
bir yerde biriktirildiği gibi sepetlerle çayırlıklara götürülüp
serpilir.
Bazen de günlük gübre ahırın iç duvar yüzeyine ya da taşların üzerine
yapıştırılarak
kurutulmaya bırakılır. Bir müddet sonra kuruyan gübreler "tezek"
haline gelir. Bunlar odunu yanında ek yakacak olarak kullanılır.
Yaylacının
günlük işlerinin başınada, sağılan sütü değerlendirmek gerekir. Peynir
kazanında toplanan kaymağı alınmış süt, belli bire kıvama geldiğinde
peynir
yapılır. Peynir suyu kaynatılarak tülbentten yapılmış minci torbalarına
dökülerek süzdürülür. Bu şekilde elde edilen paeynir ve minci
tuzlandıktan
sonra peynir ve minci kaplarınak onulur.
Kaymak
kabı
dolduğunda yayık yapma zamanı gelmiş demektir. Yayık vurma işi
için
yaylacı, diğer komşuları yardıma çağırır. Genellikle her yaylada ortak
olan birkaç yayık bulunur. Atma türkülerle şenlenen yayık evinde elde
edilenyağ,
yıkanıp tuzlandıktan sonra yağ kaplarına basılır. O gün için hazırlanan
yemekler yenir ve dağılınırdı.
Sığırlar
ikindiden
sonra yayımdan toplanarak eve getirilir ve bağlanırdı. Sisli havalarda
sığırların yerini tespit etmede bir kolaylık sağlamak için boyunlarına
orta büyüklükte çıngırak takılır. Çıngırak takma adeti aynı zamanda
kurt
gibi yabani hayvanları da ürkütmeye yöneliktir.
Otlar
azalmaya
başlayınca, otlak alanların bir bnölümü geçici bir süre hayvanların
girmesine
yasaklanırdı. Yaylacıların ortak kararı ile alınan ve 20-30 gün süren
bu
yasaklama adetine "Koru" denilirdi. Korunun sona erdiği, bir gün
önceden her eve duyurulur, ertesi sabah bütün yaylacılar hayvanlarını,
koru süresince biraz daha yeşeren bu otlağa götürülürdü. Buna da "Koru
Bozmak" denirdi. Korunun bozulması yaylacılara endişe ile karışık
bir
heyecan verirdi. Çünkü sığırların tek bir alanda toplanması,
hayvanların
biribiriyle kapışması sebebiyle tehlike oluşturmaktaydı.
Ot
Biçimi
: Yayla hayatının en hareketli dönemidir. Temmuz ayının sonlarına
doğru
otlar iyice büyüyünce, dere ve ırmaklardan arklar açarak çayırlıklara
verilen
su kesilir. Bundan gaye otun çürümesini önlemek ve biçmeyi
kolaylaştırmaktadır.
Ağustos ayına gelindiğinde otlar biçilecek seviyeye gelmiş olur.
Ot biçimi için güneşli günler tercih edilir. Çayırlıkların düzgün olan
kısımlar tırpanla "kerendi" taşlık ve çok dar alanlar ise orak
ile biçilir.
Genellikle
tırpan işi erkeklerce, orak ise kadınlarca yapılırdı. Ot biçme
zamanlarda
köylerden yardıma gelinirdi. Yağmura karşı bir yarış sürer bu dönemde.
Biçilen otlar güneşte kurumaya bırakılır. Kuruyan otlar "Gelberi"
denilen ağaçtan yapılmış dişli bir aletle kümeler halinde bir araya
getirilir.
Küme halinde kuru ot el yardımı ile sarılarak "Güvel" ya da "Sarma"
denilen küçük demetlere ayrılıp ot depolarına taşınırdı. 5-6 güvel bir ot
yükü olarak nitelendirilir. Otluğun verimi yük hesabı ile
yapılırdı.
Gündüz ot biçme gece eğlencelere dönerdi.
Ot biçme işini
bitirenler tekrar köye dönerler. Bir süre sonra yayla eski sukunetine
avdet
eder. Biçilip depolanan kuru ot, yaz başı ve güz dönemlerinde havaların
soğuk ve yağışlı gitmesi ya da otlarınazalması halinde ek yiyecek
olarak
hayvanlara verilir.
"Güz Köçi"
diye adlandırılan yala dönüşü Eylül ayının ilk haftalarına rastlar.
Otların
sararması ve havaların soğuması ile birlikte yaylacılar tekrar mezra ve
köylere döner.
Yaylalarun
başina, kar yağar ince ince
İnsan bir
garip olur, yayladan ayrilinca
Kaynaklar:
1) Cumhuriyetimizin
75. Yılında Rize, 1998, Rize İl Özel İdaresi ve İstanbul Rize Kültür ve
Sosyal Yardımlaşma Vakfı Başkanlığı
2)
Rize Kültür Derlemeleri, 1999, Rize Halk Eğitim Müdürlüğü
3)
Çaykur Arşivleri
|