|
|
| KAPANDI
GİTTİ ÇAĞI |
Şaravaz,
pepeçura, kastaniça kabağı
Sacayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı,
Kunci, minci, korkota, koloti unutuldi,
Malahtara, likmene hasret kaldı gazyağı.
Burma,
mabeyin, darni, kot, tereteri, hopeçi,
Gerdel, lahmi, pulama, küpun ağzında peçi,
Çali, çupi, kutuni, davli ve kondaridan,
Şimdi bahsettuğumde güleyi bizum paçi.
Lağus,
şokali, lobya, pafuli, perçem, andi,
Metuşi, sehter, çiten altındakiler yandi.
Zimbilaçi tikeni, kardaşi hamduspara,
Benum gibi fukara, sirgan yedi uyandi.
İşkemi,
seke, konsol, evun temele taşı,
Çiçili, kolistavra, langonanun kardaşi,
Furnesi, tumurlisi, çumuşi, çilbur yerken,
Paluzenun yanında dururdi etmeğaşi.
|
Hurtuli
ve şurtuli, muncur, sumsuk, zibidi,
Pifoli,
koso, muşi, kurçeli bizum idi.
Pasmanika, lohtiko, zuzuli ve çimidi,
Fundukla fitrukayi acep hangimuz yedi.
Murmurisle
mamuris uyuturdi bizleri,
Pumburi, şepidinun hala bende izleri.
Çilipuli ve puli, karatağuk, çişona,
Alemidiye donuk makoçinun gözleri.
Geçen
zaman içinde, değişti bizdeki dil,
Şimdi bu sözcükleri, ister oku, ister sil.
Rizeli arkadaşum, anam, babam, kardaşum
Alem bilmezse bile, ne deduğumi sen bil.
Mustafa KAR 1987
|

|
| KODUK
SİZİ AĞIRA (Mısır
Ayıklama) |
EĞRATLUK
(İmece) |
ÇAKAL
DÜĞÜNÜ |
| Mısırı kabuğundan ayıklardık. Mısır ayıklamak
için akşamları bütün komşular bir araya gelirdik.
Bazen mısırların içinden kırmızı mısırlar çıkar, onlara "BEY"
derdik. İki grup olurduk. En çok bey bulan grup diğer tarafı alt
ederdi. Galip gelen taraf "KODUK SİZİ AĞIRA" diye hep birlikte
bağırırdı, böylece işlerimizi oyun haline getirirdik. İş
bittiğinde pişirilen kolivaları ve kabakları zevkle yerdik. Tadı hala
damağında değil mi? Hani bazen de taze mısırlar çıkar onları
paylaşır eve getirirdik, hatırlıyorsunuz hatırlıyorsunuz. |
Harman zamanları vardı. Tarla kazmak, mısır
fidelerini seyreklemek (fitra) yabancı otları temizlemek (çağan
etmek) sizde yaptınız tabiki. Akşamdan eğratluk edeceklere haber
verilirdi. Sabah namazının peşine tarlaya gidilirdi. Çalışırken
maniler ve atma türküler atardık.
Haçan yayladan
celdum benum atum toy idi
Aradum buldum oni
suyun altina idi
Öğleye kadar
çalışır. Güneş başımızın üzerine geldiğinde yemekler
yerdik. Lahana mancasi, minci, yoğurt, mısır ekmeği.. birlikte yerdik.
Yoğurtu ğopeçiye (kabakdan yapılan kap)kor, ağzınıda kutuni
ile kaplardık.
Bir yıl kendine yetecek
kadar mısırı olana ağa derdik. Ağanın mısır atla taşınır.
Diğerlerimizde sırtla taşırdık. Harman temizlendikten sonra geriye
kalan otları yığın yapardık. Ne derdik ona? Evet cevabınızı bekliyorum. |
Bizim çocukluğumuzda anlatılırdı.
Dedelerimiz zamanında birini çakal ısırdığında 40 gün
düğün yaparlarmış. Sebebide çakalın ısırdığını 40
gün uyanık tutmakmış. Kuduz çakal tarafından ısırılan kişi
40 gün uyanık tutulabilirse kudurmaktan kurtulurmuş. Çakal
düğününüde şöyle yaparlarmıış: Köyün
ortasında büyük bir ateş yakarlar, delikanlılar bu ateşin
etrafında horon kurup oynarlarmış. Horona genç kızlarda
katılırmış. Bu şekilde şenlik kurulup eğlenmeye "çakal
düğünü" derlermiş.
Daha sonraları
gençler bir araya toplanıp sebepsiz yere sırf eğlence olarak,
yaptıkları bu tip eğlencelerede "çakal düğünü"
demeye başlamışlar.
Bazen çakallarda
bu bağrışmalara karşılık veririmiş. Bu da şakalaşmalara neden olurmuş. |
| KARA
KONCULA |
CAMİ
YEMEĞİ |
EV
YAPANLARA HEDİYE |
Kara koncula, kışın en soğuk ve en çok
kar yağan dönemidir. Bu mevsimde dışlarıda gezmenin tehlikesini
telkin için bize şu hikeyeyi anlatırlardı.
Kara koncula
korkunç bir canavardır. Yolda karşılaştığı insanları önce
bir sınavdan geçirir. Sınavı geçenleri serbest
bırakırlardı. Sınavı kazanmak için bütün sorulara "Kara"
ile başlayan cevap vermek gerekirdi. Şu sualleri sorardı:
- Benum adum Kara
Koncula, senun adun nedur?
- Benum da adum Kara
Ahmet.
- Nereden celursun?
- Karayerden
- Nereye cidersun?
- Kara yere
- Ne yemeğu yersun?
- Kara lahana
- Ne yemuş yersun?
- Kara yemuş
Sınav bu sorularla devam
edermiş. Sınavı kazanırsan kurtulursun ve sana:
- Haydi culer cule der ve
seni uğurlarmış, der sonra da bizle beraber evdeki büyükler,
çocuklar birlikte birimiz Kara Koncula olur diğerimiz
çocuk sorularla bu oyunu oynardık değil mi? |
Daha dün gibi. Bazı yerlerde hala devam
ediyor olabilir.Cami hocasına her hane sıra ile yemek getirirdik.
Öğle yemeği için giden yemekler akşamada giderdi.
Genellikle hocaya yemeğin en iyisini gönderiri, bir şey
eksik etmemeye çalışırdık. Muhlama, pilav, yoğurt, baklava, ev
makarnası, cığırta...
Hoca yemeği ile ilgili
şöyle bir fıkra da vardı:
Oflu
Hoca bir gün kabağın cennet meyvesi olduğundan ve kabak yemenin
faziletlerinden bahseder. Bu vaazdan sonra hocaya hergün kabak
yemeği gelmeye başlar. Hoca, kabak yemekten bıkar. Öğle kabak
akşam kabak. Hoca, kabak yemekten bıkar. O kadar bukar ki
birgün ezanı şöyle okur:
Eşhedü En Lailahe
İllallah
Sabah kabak, akşam
kabak bezdik ya resulallah
.......
Cemaat toplanıp hocaya
gider. Derler ki:
-Hoca sen ne yaptın,
sen bize kabağın faziletinden bahsetrmedin mi? Bizim yaptığımızsana
iyilik olsun diyedir. Hiç cennet taamından bıkılır mı? Sana
kabak yemeği getirmekle hem sen, hem de biz sevap kazanıyorduk.
Hoca kendini
şöyle savunur:
- Ola uşaklar? Kabak
cennet taamıdur deduk ama bu fakir fukara taamıdur. Hacı hoca yemeği
değildur. Hoca yemeği hoşaf ile baklavadur. |
Eskiden ev yapanlara hediye getirirlerdi. Bu
hediye evin bahçesine bir meyve ağacı dikmek şeklinde olurdu.
Bazende değişik dokumalar hediye edilirdi. Ev tamamlanıp sıra
çatı yapmaya gelince omuz ağaçları çakılır ve
çatının tam tepesine beyaz bir çarşaf asılıdı. Usta
keserini daha hızlı vurur ve bu vuruşların sesi ta uzaklardan
duyurulurdu. Bu sesleri duyan ve çarşafı gören komşular bez
cinsinden hediye götürür bunlar çatının bir
ucundan diğer ucuna asılırdı. Çatı tamamlana kadar bunlar bunlar
asılır, sonunda ustanın olurdu. |

|

|

|
|
|