Ramazan
Şenlikleri ve Etkinlikleri
Mehmet Şevket Eygi
Milli
Gazete
İYİ, vasıflı, güçlü Müslüman dünyadan çok ahirete yöneliktir.
Bu, ahirete yönelik olma halinin Ramazan ayında daha da kuvvetlenmesi,
yoğunlaşması gerekir.
Dünya hayatının gelip geçici olduğunu, dünyanın bir oyun
ve oyalanma mekanı olduğunu, buradaki malların, mülklerin, servetin,
makam ve mevkilerin bir gün gelecek “Bir varmış, bir yokmuş” olacağını,
kimsenin bu fani ve aldatıcı dünyaya aldanmaması gerektiğini, dünyanın
ahiretin tarlası olduğunu, burada ne ekersek, ahirette onu biçeceğimiz
gerçeğini, ebedî mutluluğu kazanmak için Allah’a ve Resulüne itaat
etmemiz gerektiğini... ve bunlara benzer temel din öğretilerini bu ayda
çok iyi anlamamız ve algılamamız gerekir. Aksi takdirde onbir aydaki
şaşkınlığımız ve çelişkilerimiz bu mübarek ayda da devam eder.
Son yirmi beş otuz yıl içinde bir Ramazan etkinlikleri.
Ramazan eğlenceleri. Ramazan şenliklikleri kültürü zuhur etti.
Eskiden ehl-i dünya, Ramazan gecelerinde Şehzadebaşı
Direklerarası tiyatrolarında eğlenirmiş. Şimdiki sofu görünen bazı
şaşırmış Müslümanlar bunlara benzer eğlence yerlerinde görülüyor.
Eskiden Direklerarası varmış ama terazinin öbür kefesinde
medreseler varmış, tasavvuf tekkeleri varmış, tesettür mecburî imiş,
halkın yüzde doksanı namaz kılarmış, İslâm ahlâkı topluma hakimmiş...
Şehzadebaşı’ndaki, İslâm dinine ve ahlâkına aykırı eğlencelere küçük
bir azınlık gidermiş,
İslâm
dinine, şeriatına, ahlâkına aykırı hiçbir faaliyete “Ramazan
etkinlikleri” denilemez. Bundan önceki Ramazanlarda Haliç kenarındaki
bir mekanda Ramazan gecelerinde açık saçık kadınlara “Etkinlikler”
yaptırılmıştı. Kur’an’a, Sünnete, Fıkha, Şeriata, Ahlâk ve Tasavvufa
aykırı etkinlikler... Adı da Ramazan etkinlikleri!
Oruç tutuyorlar ama bir kısmında namaz mamaz yok. Lüks ve
aşırı konfor içinde yüzüyorlar. Gurur, kibir, kendini beğenmişlik...
Saray gibi meskenler, lüks binitler, lüks kılık kıyafet... Saçıp
savurma... Benlik... Şöhret düşkünlüğü... İsraf israf israf...
Gündüzleri aç kalıyorlar, akşamdan itibaren aşırı tıkınma ve Ramazan
etkinlikleri... Müslüman bu mudur, Ramazan bu mudur, oruç bu mudur?
Bu
kardeşlerimizi kim uyaracak? Diyanet mi, İslâmî cemaatler mi? İlim,
irfan, vicdan sahibi Müslümanlar mı?
İslâm’a uymayan, İslâm’a yakışmayan, Ramazan’a ters düşen
etkinliklerin en uygun şekilde protesto edilmesi gerekir. Uygun
protesto demek ne demektir? Fitne fesat çıkartılmayacak, kaş yapayım
derken göz çıkartılmayacak...
“İslâm’a uymayan Ramazan etkinliklerine katılmayın’”
demekle de iş bitmiyor. “İslâm’a uygun kaliteli etkinliklerin”
tertiplenmesi gerekir.
Keşke şu şehirde çok güzel, çok faydalı, çok iyi hizmet
veren İslâmî “sohbethaneler” olsa.
Yeterli sayıda ve çok kaliteli, usûlüne uygun tasavvuf
merkezleri olsa. İslâm Kültür Merkezleri olsa...
Camilerde gençliği akın akın dine çekecek vaazlar
verilse, dinî programlar yapılsa. Hayır hasenat hizmetleri
yoğunlaştırılsa, bütün gerçek fakirlerin (sahteleri de var!) listesi
çıkartılsa ve hepsine gereken yardımlar yapılsa. Halk irşad edilse.
Ramazan’da (Bayram’dan sonra bırakılmamak) şartıyla beş
vakit namaz ve cemaat kampanyası başlatılsa.
Ramazan’ın hiç olmazsa bir günü komşuluk günü ilan
edilse. Ülkeyi ve İslâmî kesimi ölümcül bir hastalık gibi kemiren,
çürüten din sömürüsünü önlemeye yönelik yoğun propaganda yapılsa.
Velhasıl din kitaplarında yazılan ve hayata geçirilmesi
gereken bütün vazifeler yapılsa.
Müslüman kadın ve kızların kendi arzu, ihtiyar ve
seçimleriyle tesettüre girmesi için (Fitne ve fesat çıkartmadan,
fincancı katırlarını ürkütmeden) yasal sınırlar içinde bir seferberlik
başlatılsa.
İnşaallah bu saydıklarım ve benim hatırıma gelmeyen bütün
iyilikler, güzellikler, faydalı işler yapılır.
Bundan birkaç sene önce lüks bir mekanda yüzlerce kişilik
bir iftar ziyafetine çağırılmıştım. Gittim... Yemek bittiğinde yatsı
vaktine birkaç dakika kalmıştı... İftariyelikler yeniliyor, beş-on
dakika bekleniyor... Çorba içiliyor, yine bekleme... Çorbadan sonra
bir ara tabak, yine bekleme... Nihayet asıl yemek
geliyor... Ondan sonra uzun bir bekleme ve tatlı geliyor... Yemek
yenirken davetliler birer ikişer mescide veya namaz için ayrılan mekana
gidip namaz kılıyor... Hatırlıyorum, yemekten sonra çay verilmemişti.
Büyük eksiklik...
Böyle bir iftar ziyafeti İslâm kültürüne, Osmanlı
kültürüne uymaz.
Doğrusu şudur:
Akşam ezanı okunduktan sonra bir hurma, bir yudum su,
birkaç lokma iftariyelikle oruç açılır. Ondan sonra cemaat ile akşam
namazı eda edilir. İmamlık yapacak kişinin ulema sınıfından bir hoca
olması gerekir. Kalabalık bir topluluğa imamlık yapmak amatör kişilerin
işi değildir. İmamın sarığı ve cübbesi olmalıdır. (Sarık ve cübbe bir
çanta ile getirilebilir.)
Namaz
bittikten sonra sofraya geçilir ve yemekler yenilir.
Bizde restoranlarda, büyük otellerde, İslâm’a uymayan
sofra tertipleri vardır. Mesela çatal tabağın soluna konuyor. Dinimizde
(geçerli şer’î bir özrü olmayarak) sol eliyle yemek içmek haramdır.
Çatalla, kaşıkla, bardakla da olsa... Binaenaleyh iftar yemeklerinde
restoranlarda, otellerde, ziyafetlerde çatalların sağ tarafa konulması
gerekir.
Ramazan’da bir gün çok yoruldun, acıktın, o akşam iftarda
biraz fazla yiyebilirsin. Lakin bütün Ramazan boyunca gerekenden fazla
tıkınmak İslâm dinine ve ahlâkına uymaz.
Ramazan’da kilo almak ayıptır. Oruç insanı semirtmemeli,
aksine zayıflatıp inceltmelidir.
En iyi ve üstün ziyafet sofrası, kenarında birkaç fakirin
bulunduğu sofradır.
Dinimiz israfı, lüksü, gurur ve kibre yol açan gösterişi
yasaklamıştır. “Dumansızların iftarı muhteşem oldu. Yirmi bir çeşit şey
yendi...” dedirtmek için verilen ziyafetler verene vebaldir.
Bu sene de iftar ziyafetlerine katılmayı pek
düşünmüyorum. İstanbul trafiği iflas etti, bitti. Ramazan’da daha beter
olacak. Ben Sultanahmet’te oturuyorum, karşı taraftaki bir iftara
gitmek için 3+3-= 6 saatlik yolculuk yapamam.
Birtakım hayırseverler Belediye ile işbirliği yaparak
büyük iftar çadırlarında halka ziyafet veriyorlar. Ne mutlu...
Kendilerini tebrik ediyorum, İftar çadırı kapılarında “Bu akşamki
iftarı Zenginzâde Karun bey vermektedir...” şeklindeki yazılar pek
hoşuma gitmiyor.
Birtakım yoksul vatandaşlar sıcak bir iftar yemeği
yiyebilmek için bazen saatlerce önceden geliyor, kuyruğa giriyor.
Bundan önceki yıllarda çok soğuk günlerde iftar çadırları önündeki
kuyruklarda titreşerek bekleyen vatandaşlar görmüştüm, yüreğim
burkulmuştu.
Bu dünya böyledir... İmkanı olanlar bol bol, haddinden
fazla, en lüks şekilde, patlayıncaya çatlayıncaya kadar yerler;
fakirler de sefalet çeker. Paylaşılsa iyi olmaz mı?
Biz yeterli sayıda Müslüman topluca İslâm’ı hakkıyla
yaşasa idik, bu memleket bugünkü hallere düşmezdi.
Ramazan
hizmet için, hayır hasenat yapmak için, ebedî mutluluğu ve Cennet’i
kazanmak için; iyi insan, iyi vatandaş, iyi Müslüman olmak için ne
büyük bir imkan ve fırsattır. Bir kısım Müslümanlar (siz onlardan
değilsiniz!) niçin bu fırsattan, bu imkandan yararlanmazlar?
|