Mis Gibi Pideler
Pastırmalar zevke
göre yağlı, az yağlı veya tamamen yağsız olurlardı. Fakat hepsi de
sırt, ya da gön tarafından yapılmış halis Kayseri pastırmaları.
Yumurtalar da tazeden daha taze, günlük idiler.
Günlük yumurta tedarik etmek, şimdiki gibi imkansız değildi.
Her evin bir bahçesi vardı. Bahçelerinde bir de
kümesi. Kümeslerde 5-10 tavuk beslenir, yumurtalarından
günü gününe istifade edilirdi. Meraklıları da o
gün hatta öğleden sonra aldıkları yumurtaları fırınlara
getirip, pidelerine sürdürürlerdi. Bir de şimdi, bayat
yumurta bile değil, boya sürülüp pidelerin üzerleri
sapsarı yapılıyor.
O zamanlar, pideler rengarenk uçurtma kağıtlarına sarılarak
verilir, evde de temiz bir beze sarılarak tazeliklerini muhafaza
etmelerine dikkat edilirdi. Top atılmasına 5 dakika kala, kesilerek
ince dilimlere ayrılır, sofraya taksim edilirdi. Pide fırınlarının
önünde görülenlerden bir tanesi
günümüze kadar muhafaza edilmiştir. O da sıra kavgası. O
gün de, bugün de fırınların önünde sık sık kavgalar
olur, pidesini kapan Milli Piyango'nun en büyük ikramiyesini
kazanmış gibi koşup evine giderdi.
Bu arada, top atıldığı halde pidelerini henüz alamayıp bekleşenler
de görülürdü. İstanbul'un her tarafında hep has
undan yapılmış ve kıvamında pişirilmiş pideler yapılırdı ama yine de
bazı fırınların pideleri daha nefis, lezzetli bir kıvamda olurdu.
Bugün ne bu fırınlar kaldı, ne de isimleri. Adettir diye deve
hamuruna benzeyen pideleri vaktinde eline geçiren
günümüzün insanları, kendilerini mutlu sayıyorlar.
Pide çıkartan
fırınların önleri, dünün
Ramazanlar'ında da tıpkı bugünkü gibi kalabalık olurdu. Evet,
kalabalık yine o kalabalık, telaş yine o telaştı. Fakat pideler,
bugünün pideleri değildi. Has undan yapılmış, kıvamında
pişirilerek deve hamuru olmaktan uzaklaştırılmış, mis gibi kokulu,
çörek otlu pidelerdi. Sade pidelerden başka yumurtalı,
pastırmalı pideler de yapılırdı. Meraklıları, pastırmaları kendileri
getirirlerdi.
Sabah Gazetesi 2007 Ramazan
Sayfalarından alınmıştır. |
|