|
Ölüm ve
Kabir Hayatı
|
|
|
Her
canlı ölümü
tadacaktır
"Her
canlı ölümü
tadacaktır.
"
(Âl-i İmrân,
185)
Her nefis canlı
ölümü tadacaktır. Yani
herkes
ölecektir. Bundan bazı kimseler ruhun ebedî olduğu mânâsını
anlamışlardır.
Çünkü tatmak, bir hayat eseridir. Ve zevk anında tadıcının ebedî
olduğunu
anlatır, yoksa zevk tasavvur olunamaz. O halde mânâ: "Her nefis
bedeninin
ölümünü tadacaktır" demek olur. Bu da nefsin, bedenden başka olduğunu
ve
bedenin ölümüyle onun ölmeyeceğini anlatır. Evet her nefis ölümü
tadacak;
dünyanın ne üzüntüsü, ne sevinci hiç biri kalmayacaktır.
"Onlar için bir
ecel
tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur" (İsrâ,
99)
"Biz
senden önce
de
hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki
mi kalacaklardır?" (Enbiyâ,
34)
"Yer yüzünde
bulunan
her canlı fanidir" (Rahmân,26) |
Allah'ın
diriliği ve ölümü
yaratmasının sebebi
"O,
hanginizin daha
güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip
yaratandır"
(Mülk,
2)
Bir hayatın
arkasından ölümün ve onun
arkasından
diğer bir hayatın karşıt olarak yaratılması, insanların bu ikisi
arasında
iyi bir çalışma gayretiyle Allah'ın mülkünde güzel bir işçi, yüksekbir
görevli olmak üzere yarış için bir imtihan meydanına çıkarılmaları
hikmetine,
bu da hayattan hayata, güzellikten güzelliğe bir yükseliş nizamı ve en
güzel amellere daha güzeliyle mükafat vererek ileride bambaşka bir
hayata
ulaştırılmaları gayesine yöneliktir.
"Ben
cinleri
ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zâriyât,
51/56)
"Ben gizli bir hazine
idim tanınmak istedim ve tanınmak için de mahlûkatı yarattım."
(Kutsî
Hadis) |
Ölüm
konusundaki
kader yazgısı
"Allah'ın emir ve
kazası
olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir
yazıdır"
(Âl-i
İmran, 145)
Allah Teâlâ'nın
izni ve iradesi olmaksızın
hiçbir kimsenin ölmesi ihtimali yoktur. Gerek döşekte olsun, gerek
öldürmekle
olsun, mutlak ölüm böyle olunca, Allah'ın iradesi erişmeden ne düşmanın
saldırısıyla, ne de kendi arzusuyla kimse ölmez. Allah'ın izniyle ölüm
ise tayin edilmiş bir şekilde yazılır. Yani Allah katında bilinen bir
vakit
ile takdir edilmiştir ki; ne ileri gider, ne geri kalır. Bir insan,
gerçekte
nasıl bir şekilde ölecekse öyle ölür. Ve onun dünyada iki ömrü yoktur.
Şu halde iki eceli de yoktur.
Bazı kimseler
ecel-i müsemmâ (eceliyle gelen,
normal ölüm) ve ecel-i kaza (kaza ile gelen ölüm) diye iki ecel
tasavvur
ederler. Ve, "Zavallı eceligelmeden kazaya uğradı." derler. Bilmezler
ki,
olay ne ise ömür, ecel odur. Ve o kimsenin Allah katında bilinen vakti
ondan ibarettir. Bundan başkası gerçekten değil, zâtî ve aklî imkan
üzerine
kurulmuş varsayımlar ve ihtimallerdir. Herkesin gerçekte ömrünün,
ecelinin
birliği, inkâr imkanı bulunmayan apaçık bir gerçek olduğu halde,
birtakım
kimselerin bunu karmaşık bir mesele imiş gibi "ecel bir mi, iki mi?"
diye
konuşmaya kalkışmaları, konuyu
kavrayamamalarından
doğar. Evet, kaderin sırrı belli olmaz ve yaşayan bir kimsenin ne vakit
ve ne şekilde öleceğini de Allah'tan başka kimse bilmez. İlâhî kanunda
ölümün sebepleri olarak tanınmış birçok şeyler de vardır. İnsan,
ecelinin
ne olduğunu bilmediği için bunlardan sakınmalıdır. Ve fakat muhakkak şu
bilinmelidir ki bu sakınma ne ilâhî iradeyi değiştirir, ne de Allah
katında bilinen ve takdir edilmiş olan eceli
değiştirir.
|
Ölümden
kaçıp kurtulma imkânı
yoktur
"Nerede
olursanız
olun,
tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur"
(Nisa, 78)
Her nerede
olursanız olunuz ölüm size
yetişir.
Yüksek kalelerde veya sağlam saraylarda, hatta gökteki yıldızlarda dahi
bulunsanız yine ölüm gelir sizi bulur. Bundan dolayı ölüm korkusu ile
vazifeden
kaçınmanın hiçbir anlamı yoktur. Madem ki mutlaka bir ölüm vardır. Ona
her zaman hazır olmalı, dünya hayatına bağlanmamalı, vazifeyi seve seve
yapmalıdır.
|
Ölüme
hazırlıklı
olmak
Cenab-ı Hak
gerçekte insan
varlığına sonsuza
kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından
belirsiz
bir süre önce topluca yaratmış ve onlara "Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?"
sorusunu yöneltmiştir.
Kur'an'da ruhun başlangıcı ile ilgili olan
bu olay şöyle belirlenir:
"Hani
Rabbin
Âdem
oğullarından
onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine
şahit
tutmuş; Ben sizin
Rabbiniz
değil miyim?" demişti. Onlar da; Evet,
(Rabbimizsin),
şahit olduk" demişlerdi. İşte
bu
şahitlendirme,
kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz içindir" (Araf, 172).
Ruh,
dünya
hayatına bir imtihan devresi geçirmek
üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnın da dört aylık
cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur.
Ruhun
bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar. Kıyamet koptuktan
sonra da ahiret hayatına yeni bir yaşam için geçecek olan insan oğlu
dünyadaki
inanç ve amel durumuna göre Cennet veya Cehennemdeki ebedî hayatta
yerini
alacaktır. İnanç sahibi olup da amel eksikliği bulunanlar ise Cenab-ı
Hakk'ın
bileceği sürelerde cezalarını çektikten sonra Cennet tarafına
geçebileceklerdir.
Hayatın
bu
gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı
olmak her insanın şiarı olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı
bulunmak
her mümin için müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle
buyurmuştur:
"Lezzetleri yok
eden
ölümü çok anın"
"Eğer dünyada ölümü
çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser"
"Ölümü ve öldükten
sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret
hayatını
isteyen dünya hayatının süsünü terk eder"
Ölüm
hastasına
ve ölüye
söylenecek sözler yapılacak işler
Ölüm
hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek,
sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey
geri
çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur. Hasta tevbe etmeye
ve
vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir.
Çünkü
Allah
elçisi; "Vasiyet edeceği bir
şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece
geçirmek
müslümanın işi değildir" buyurmuştur.
Ölüm
halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye
döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için:
"Ölü ve dirilerinizin kıblesidir" buyurmuş.
Hz.
Fatıma (r.a, Rafi'nin annesine;
"Beni
kıbleye çevir" demiştir
Eğer
yer darlığı yüzünden hastayı
kıbleye
çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları
kıbleye
doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal
üzere
bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su
verilir.
Hasta
can
çekişirken ona yardımcı olmak yakınları
için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i
şehadet
getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi
şöyle
buyurmuştur:
"Ölülerinize; "Lâ ilahe
illallah'ı" telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini
bu
kelime Cehennem'den kurtarır".
"Son sözü La ilahe
illallah olan kimse Cennet'e girer"
Hastanın
yanında şehadet getirilir ki, o da
hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o
anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa
da
söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi
yapmahdır.
Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.
Kişi
vefat
edince ağzı kapatılır, bir bez
ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına
getirilir.
Bunu yaparken de şu dua okunabilir:
"Bismillahi ve ala
milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma
ba'dehü
ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace
anhu".
Anlamı:
"Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın
dini üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını
ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için
çıkanı,
kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle".
Sonra
ölünun
üstüne bir örtü çekilir. Öldükten
sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü
iyice anlaşılınca hemen yıkanır. |
Ölümün
ne zaman
nerede olacağı
bilinebilinir
mi?
İnsan ne zaman
ve
nerede öleceğini bilmez.
Kur'an-ı
Kerim'de şöyle buyurulur: "Kıyametin kopma zamanına ait bilgi
şüphesiz
Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, Rahimlerde olanı o bilir, hiç bir
kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini
bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır" (Lokmân,
31/34).
|
|
Baş Sağlığı Dilemek
Ölüm
vaktinden
itibaren üç gün içinde ölü sahibine baş sağlığı dilemek mendubdur.
Bu müddetten sonra yapılmasında kerahet vardır. Ancak uzakta olanlarla
haberi
olmayanlar için bir müddet yoktur. Baş sağlığı için özel bir söz
yoktur. Örfe
göre münasip sözler söylenir : Allah ölüye rahmet etsin, size sabır ve
sağlık
versin, Allah verir Allah alır... gibi.
Ölünün
bütün yakınlarına başl sağlığı dilenir. Aklı ermeyen çocuğa
yapılmaz.
İkinci defa baş sağlığı dilenilmesi mekruhtur.
Komşuların
ölü
sahibine yemek pişirmeleri ve ona yemek göndermeleri güzel bir
harekettir.
Yemek için ölü sahiplerine israr da edilir. (4)
|
Cenaze geçerken
ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?
Dinimize
göre, ister Müslüman olsun, isterse kafir,
bütün insanlar saygıdeğerdir. Nitekim Kur'an'da:
"Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık." buyurulmaktadır (İsrâ
17/70).
İnsana hayattayken saygı gösterilmesi gerektiği gibi, ölümünden sonra
da saygı
gösterilmesi gerekir. Hz. Peygamber, yanından geçen bir cenaze için
ayağa
kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi
olduğunu haber
vermeleri üzerine,
"O da bir nefis (insan) değil miydi?" buyurmuştur.
Cenazeye şahit olan kişi, vefat edenin yakınlarına taziyede bulunup
üzüntülerini paylaşmalı, onlara ve cenazeye saygılı davranmalı, ayrıca
bundan
ibret almalı ve tefekkür etmelidir. Ayağa kalkmak da bu ruh halinin bir
ifadesidir. Sonuç olarak, cenaze için ayağa kalkmak, zaruri olmamakla
birlikte,
ölüye ve yakınlarına saygının ifadesi olarak güzel bir davranıştır. (3)
Cenaze namazı cami
içerisinde kılınabilir mi?
Genel
kural olarak, cenaze namazı cami dışında kılınır. Ancak yağmur, çamur,
soğuk gibi bir mazeret bulunması durumunda cenaze namazı camide
kılınabilir.
Hz. Peygamber, Beyza isminde bir kadın sahabînin vefat eden iki oğlunun
cenaze
namazını camide kıldırmıştır. (3)
Cenazenin bulunduğu
odada Kur’an okunabilir mi?
Yıkanmadan
önce veya yıkandıktan sonra, Kur'an-ı Kerim
okunarak sevabı cenazenin ruhuna bağışlanabilir. Bazı bilginler,
yıkanıncaya
kadar cenazenin bulunduğu odada sesli olarak Kur’an okumayı hoş
karşılamamışlardır. Bununla beraber, cenaze yıkanmadan yanında veya
başka bir
odada Kur'an okunabilir. (3)
Kimlerin cenaze
namazı kılınmaz?
Müslüman
olmayanların cenaze namazı kılınmaz. İslam
bilginleri, annesini veya babasını kasten öldüren, çatışmada
öldürülmesi
halinde, yol kesen ve meşru devlet düzenine isyan suçu işleyenlerin de
cenaze
namazlarının kılınmayacağını söylemişlerdir. (3)
|
Cenaze İle İlgili Hatalar
Dünyasını
değiştiren müslümanlara karşı, hayatta bulunaların yapması gereken bir
takım
görevler vardır. Bunların bir kısmı hakkiyle bilinmediği için, tatbikat
esnasında halk arasında bazı hatalar yapılmaktadır. Bu hatalar
İslami
hududu aşmakta ve bidatlara ulaşabilmektedir. Bu hataları şöyle
sıralabiliriz:
- Su
Salâsı : Bazı
yerlerde cenaze, yıkanmak üzere teneşirin üzerine konulduğunda Salâ
vermek adeti vardır. Saadet asrında ve onu takip eden zamanlarda
görülmeyen ve islami eserlerde bulunmayan bu adet bidattır. esasen
cenaze yıkanmadıkça, onun yanında Kur'an okunmaya bile müsaade yoktur.
Kitab-ı ilahi'yi okumak arzu eden, başka bir odaya geçerek bu isteğini
yerine getirebilir.
- Cenazenin
Kefenine Ahitname Koymak : Bir
takım kimseler, ölünün mü'min olduğunu ifade eden ibarekleri ve mübarek
kelimeleri onun kefenine veya alnın yazmakta, yahut yazılmış
bulunan bir kağıdı kefenin içine koymaktadırlar. Bunu yapmakta fayda
olacağını ifade eden bazı beyanlar bulunmakta ise de, muteber eserler
hassasiyetle mahzurunu işaret etmektedirler.
- Cenazenin
Bekletilmesi : Vefat
eden bir kimsenin, başka bir şehirde bulunan yakınlarının yetişmesi
için, ölünün yıkanması ve gömülmesi ile alakalı dini vazife saatlerce,
bazen bir gün bile geciktirilmektedir. Dinin emirlerinin tehiri
pahasına, bir kimsenin gelmesini beklemek, İslami esaslarla
bağdaşmayacak bir davranıştır.
- Cenazenin Tezkiyesi : Bazen
cenaze evinde, bazen musallada, vazifeli kimse tarafından "Merhumu
nasıl bilirsiniz?" diye sorulduğu görülmektedir. bu meselenin
dayanağını bilmeyen bazı kimseler, bu uygulamanın doğru olmayacağına
dair, çeşitli beyan ve sırf akla dayalı muhakemeler yürütmektedirler.
Buhari
ve Müslim'in ittifakla Enes b.Malik'ten
rivayet ettikleri bir hadis-i şerif bu hususun meşruiyetine ışık
tutmaktadır.
Bir
cemaat cenaze ile birlikte Resul-i Ekrem ((sav) )'in
bulunduğu
yerden
geçiyordu. Ashab-ı kiram, ölen kimseyi iyilikleriyle övdüler.
Peygamber
Efendimiz (sav)
"Vacip
oldu" buyurdu.
Daha
sonra başka bir cenaze
alayı daha geçti. Onu da fenalıklarıyla andılar.
Efendimiz
(sav)
yine
"Vacip
oldu" buyurdular.
Bunun
üzerine Hazret-i Ömer (ra):
"Ne
vacip oldu?" dedi.
Resul-i
Ekrem (sav) :
"Şu
hayırla övdüğünüz kimseye cennet vacip oldu; kötülüğü ile
andığınız
kimseye de cehennem vacip oldu. siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz"
buyurdu.
Bu
hadis-i
şerifteki müjdeden anlaşılıyor ki, ölen kimsenin istifadesi için,
cemaatin
cenaze lehine iyi şehadette bulunmasını temin maksadıyle, malum olan
soru
sorulagelmiştir. bunun dini esaslara uyduğuna şüphe yoksa da her önüne
gelen,
kendine göre bir tatbik şekli tutturmuştur. Şunu hatırlatmak isteriz ki
"Burada şehadet ettiğiniz gibi, ahirette
de şehadet
edermisiniz?" sözüne lüzum yoktur. Vazifeli kimsenin "Bu kardeşinizi nasıl bilirsiniz?"
demesi
kafidir.
Hazır
olan
cemaat, o kimsenin hayatta iken takip ettiği yol ve takındığı tavır
itibariyle
ekdseri halini iyi olarak biliyorsa "İyi biliriz" demelidir. Onun
bazı hata ve günahının bulunması sebebiyle "İyi biliriz"
sözünü yalan şahitliğine benzetmek doğru değildir. Zira bu söz,
"Herşeyini
iyi bilirz, tamamen iyi bir kimse olarak biliriz" manasına gelmez.
Şayet
ölen
kimsenin her işi çirkin ve ekseri ahvali fena ise, ilgili
tarafından
sorulduğunda, kötü bir şehadette bulunmamalı ve sadece "Allah
kusurlarını affetsin" duasını yapmalıdır. Yüce Rabbimizin rahmeti
bol, mağfireti geniştir.
|
|
Henüz Ölmeden
Kendi Mezarını Hazırlamak
İnsan
ölmeden kendi mezarını
hazırlıyabilir. Bunda bir sakınca görülmemiştir. Hatta böyle yapmasında
sevap
da vardır, diyenler olmuştur. Çünkü inan için ölüm değişmez bir
kanundur.
Nitekim günümüzde bilhassa şehir ve kasabalarda belediyeden mezar yeri
satın
alıp, önceden hazırlamak sünnete uygundur.
Ölü
Evinin Yemek Hazırlaması
Ölünün
evinde üç gün ziyafet tertip etmek,
yemek yedirmek mekruktur. Ölenin ev halkına üç gün yakınları ve
dostları
tarafından yemek götürülmesi sünnettir. Ne yazık ki, ülkemizin birçok
yerlerinde bu sünnetin yerine bidat konmuştur. Ölü yakınlarını taziye
gelenlere
yemek hazırlanır, adeta bir düğün havası etirilir hale getirilmiştir.
Ölen
Yakınlarınızı Seviyorsanız
Hayatta
olanlar, eğer ahirete intikal eden
yakınlarını seviyorlarsa, haram, günah işlemekten çok sakınmalıdır.
Zira
hayatta olanların yaptıkları, ahirete intikal edenlere
gösterilmektedir. Eğer
iyi amelleri varsa, seviniyorlar, amelleri, yaşayışları uygun değilse
üzülüyorlar.
Hadis-i
şerifte;
İnsanların
yaptığı işler, pazartesi ve perşembe günleri, Allahü teâlâya arz
olunur. Enbiyâya, evliyâya ve ana-babaya cuma günleri gösterilir. İyi
işleri
görünce sevinirler. Yüzlerinin parlaklığı artar. Kötü işlerinizi
görünce
üzülürler. Allahtan korkun, ölülerinizi incitmeyin!, buyurulmuştur.
Öyleyse,
ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden
sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenât
yaparak
imdatlarına koşmamız lazımdır... (8)
Ölünün
Başka Yere Nakledilmesi
İnsanın
ölmüş bulunduğu gömülmesai müstehabdır.
Cesedin kokma tehlikesi yoksa, ölmüş bulunduğu yerden başka bir
yere gömülmeden önce taşınıp götürülmesinde ve başka bir yere
gömülmeden
önce taşınıp götürülmesinde ve başka bir memllekette gömülmesinde bir
beis
yoktur. Fakat gömüldükten sonra çıkarılıp başka tarafa götürülemez, bu
haramdır. Ancak başkasının mülkiyetine ait bir yerde gömülü olursa,
mülk sahibi
de buna razı değilse, yahut istimlak dolayısıyle zaruret olursa, ceset
çıkarılarak başka yere nakledilir.
Siyah
Elbise Giyerek Matem Tutmak
İslam'da
matem tutmak yoktur. Bu daha çok
gayri muslimlerin adetidir. Siyah elbise giyilip, yaslı olduğunun
gösterilmesi,
sünnete aykırıdır.
Tuvalette Ölmek Kötülük
İşaretimi?
Bizler
perdenin
arkasını bilemeyiz. Hangi yerde ne şekildeki ölüm hakkımızda hayırlıdır
kestiremeyiz. Hüsnüzanna memuruz. Şunu biliriz ki, bir ömür boyu İslami
hayat
yaşayanların amellerini Rabbimiz zayi etmez. Bunu ayetinde kendisi
buyurmaktadır.
– Allah
sizin imanınızı zayi etmez. İmanla işlediğiniz amelleriniz boşuna
gitmez.
(Bakara, 143)
– Allah
zerre kadar kuluna zulmetmez. Zerre kadar da amelinizi yok etmez.
(Nisa,
40)
Mühim
olan
imanlı ve amelli yaşamaktır. Ölmenin şekli ve yeri o kadar mühim
değildir. İmanlı
insan tuvalette ölse de imanın icabı olarak cennete gider. İmansız
insan camide
de ölse imansızlığının gereği cehennemi boylar. Hayat boyu İslamı
yaşayanın kötü görünüşlü ölmesi amelinin zayi olduğuna delil sayılmaz.
Allah
iman etmiş kimsenin amelini zayi etmez. Hem de zerresini bile.
Üzülecek
bir
görünüş içinde ölmek günahının affına sebep de olabilir. Biz hüsnüzanna
memuruz. Suizan bize layık olmaz. Hüsnüzannımızda yanılmış olsak günah
yoktur.
Ama suizannımızda yanılsak günah vardır. Bunu unutmamak gerek. (6)
Kırkıncı
ve Elliikinci Gece
Bazı
yerlerde
ölen kimsenin kırkıncı ve elliikinci gecesi hesap edilip o gece mevlit
okutulmaktadır.
İslâm'da
ölen
bir mümin için okunan Kur'an-ı Kerim, yapılan dua ve verilecek sadakanı
faydası vardır. Ancak yedinci, kırkıncı ve elliikinci gecenin bir
manası
ve İslâmi kaynağı yoktur.
Okunacak
Kur'an-ı Kerim her gün her gece
okunabilinir. Bu İslâm'a sokulan bidatlardandır. Bidatı uygulamanın
faydası
yoktur. (1)
Öldükten
Sonra Dirilmek
Öldükten
sonra tekrar dirilmek de
"Amentü" deki Ahiret gününün içindedir. Bu diriliş sadece ruhların
diriliği
değil, ruhların cesetlerine dönerek, ruh ve ceset iç içe ölümden sonra
tekrar dirilecektir. (5)
Peygamber Efendimize gelip soruyorlar: "Buçürümüş,
dağılmış kemikleri kim diriltecek?" Cenab-ı Hak cevap veriyor:
"Ey Resulüm!
De ki onları ilk defa var eden kimse ise, ikinci defa da o
diriltecektir
ve o her türlü yartmayı bilir." (Yasin Suresi 78-79)
Ahireti
inkar edenler; öldüğümüz,
toprak ve kemik olduğumuz zaman mutlaka dirilecekmiyiz? İlk atalarımız
da mı dirilecek derler?
"Ey Muhammed!
De ki; Evet hem de bayağılaşmış olarak dirilecekler. Tek bir çığlık,
hemen
ayağa kalkıp baka kalırlar, vay halimize! Bu hesap günüdür derler." (Saffat
Suresi 16-20)
Ölü Doğan Çocuk Yıkanır mı?
Ölü olarak
doğan çocuğa isim konulur, yıkanır ve kefenlenerek defnolur. Ancak
namazı kılınmaz. (9)
Küçük
Yaşta Ölen Çocuğa Telkin Verilir mi?
Hayır,
verilmesi gerekmez. (2)
|
| Biriz
Biz |
Kaynaklar:
1) Büyük
Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
2)
Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre, Eskişehir,
Balıkersir-Bilecik Eski Müftüsü
3) Diyanet
İşleri Başkanlığı Sitesi
4) İslam
İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınları
5) Ölüm,
Hamdi Döndüren,
Şamil
İslam
Ansiklopedisi
6) Yeni
Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları, 2003
7) Elmalı Tefsiri
8)
Diriler, ölen yakınlarını seviyorlarsa, Türkiye
Gazetesi, 07 Mayıs, 2006
9) Nimetü'l İslam
|
|