MUCİZE İLE GELEN BEREKET
...Bedevi'nin Ebu Süfyan'ın Peygamberimize suikast niyet ve teşebbüsünü bütün ayrıntıları ile nakletmesi üzerine, Peygamberlerin seyyidi, Amr bin Ümeyye radıyallahü anh ile Cebbar bin Sahr radıyallahü anh'ı çağırttılar.
Sevgili Peygamberimiz, bu iki gözü pek dostuna şu vazifeyi tevdi buyurdular: Gizlice Mekke'ye giderek imkân bulunabilirse mukabil bir suikastle Ebu Süfyan'ı katletmek.
Fedakâr sahabiler, Mekke'ye kadar gitmelerine rağmen Kureyş içinden kendilerini tanıyanlar çıkınca Ebu Süfyan'a bir şey yapamadılar. Ama buna rağmen yine de dönüş yolunda bazı islâm düşmanlarını öldürdüler.
Sevgili peygamberimizin halası Berre binti Abdülmuttalib'in oğlu ve Peygamberimiz ve Hazreti Hamza ile birlikte Süveybe Hatun'dan süt emmiş Ebu Seleme Abdullah bin Abdulesed, Bedr'e iştirak ettiği gibi Uhud'un da yiğitlerindendi. Bu savaşta bir pazusundan ağır bir yara almışsa da yara tedavi edilerek bu seçkin sahabi, daha sonra Hamrâ'ül Esed ve Katan seferlerine de katılmıştı...ancak bu son cenkten dönüşte pazudaki o eski yara nüksederek kendisini tehlikeli bir şekilde yatağa düşürmüştü. Ne kadar uğraşıldıysa da bir sonuç alınamadı ve muhteşem sahabi vefat etti; radıyallahü anh. Habeşistan'a her iki defasında da hanımı Ümmü Seleme ile birlikte hicret etmiş olan Ebu Seleme, Medine'ye de ilk hicret edenlerdendi. Vefatı Efendimiz'e haber verdiler. Geldiklerinde ölü evinde kadınlar ağlaşıyordu. Peygamberimiz, süt kardeşinin gözlerini kendi pak ve mübarek elleri ile kapattıktan sonra buyurdular ki:
-Kendinize hayrdan başka dua etmeyiniz. Zira melekler ölünün yanında bulunur ve ölü sahiplerinin dualarına 'âmin' derler, buyurdular.
...ve ağıt yakmak isteyen Ümmü Seleme'ye iki kerre:
-Sen, Allah'ın şeytanı çıkarmış olduğu bir eve onu yeniden mi sokmak istiyorsun? dediler.
Ve dua ettiler:
-Allahım! Ebu Seleme'ye kabrinde genişlik ver ve orada kendisini nurlandır; nurunu çoğalt ve günahlarını affeyle.
Abdullah bin Amr radıyallahü anh, Uhud'da şehid olmuş; geride Câbir isminde bir yetişkin oğlu ve altı kızı kalmıştı.
Şehid sahabinin, yahudilere haylice hurma borcu vardı. Bunlardan en büyüğü de bir yahudiye olan otuz deve yükü hurmaydı. Gerçi Hazreti Abdullah'dan miras olarak iki hurma bahçesi kalmıştı ama; bu bahçe mahsulleri borçları ödemeye yetmiyecekti.
Nitekim hurma mevsimi gelince alacaklılar Câbir radıyallahü anh'ı sıkıştırmaya başladılar:
Câbir:
-Hay hay. Alacaklarınızı kabul ediyorum. Ancak borcumu iki hurma bahçesinin mahsulü ile ödeyebilirim. Eğer razı olursanız her iki bahçemizden toplayacağımız hurmaları son tanesine kadar size vereyim.
Yahudiler asabileştiler:
-Bahçenizdeki ağaç sayısı belli. Alacaklarımızı karşılaması mümkün mü ki bunu teklif ediyorsun? Biz alacağımızı isteriz...
...adamlar, laf anlamıyor ve habire "ya hurma", "ya para" diyerek genç sahabiyi bunaltıyorlardı...
Bunalan, daralan, çaresiz kalan her mü'min gibi Câbir bin Abdullah da Resûller önderine sığındı:
-Yâ Resûlallah! Malumlarınız olduğu üzre babam Uhud'da şehid oldu. Kendisinin borçları var. Alacaklılara her iki hurma bahçemizin hurmalarının tamamını vermeyi teklif ettiğim halde reddediyorlar. Bana lütfen müzahir olur musunuz? Ne yapacağımı bilemiyorum?
Efendimiz, Câbir'e alacaklılarla birlikte gelmesini buyurdular..
Geldiler.. Câbir'in teklifini bir de Efendimiz yaptı ama kabul etmediler. Yahudiler, borcun tamamının ya iyi cins hurma ile verilmesini veya para ile ödenmesini istiyorlar.
Peygamberimiz'in:
-Borcun bir kısmını bu sene kalanını seneye ödeyelim!
Teklifini de kabul etmediler. Bunun üzerine Efendimiz, Câbir radıyallahü anh'a dönerek buyurdular ki:
-Yarın kuşlukta bahçene geleceğim.
Ertesi gün kuşluk vakti Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Hazreti Ebu Bekr radıyallahü anh ve Hazreti Ömer radıyallahü anh ile birlikte Câbir radıyallahü anh'ın bahçesine gittiler. Sanki hurma bahçesine bir kere daha güneş doğmuştu. Hazreti Câbir, sevinçten uçuyordu. Bahçesine Peygamber ayağı değmişti.
Efendimiz selâmdan sonra buyurdular ki:
-Yâ Câbir! Haydi bizi şu hurma bahçende bir gezdir bakalım.
Hep birlikte bahçeyi gezdiler.
Sonra Hazreti Câbir, Şanlı Nebi'ye içi hurma lifleri ile doldurulmuş minder getirdi. Oturdular. Bahçe sahibi, misafiri için keçi kesip kızarmış et ve taze hurma ikram etti. Kendisi ise edep ve hürmetinden sofraya oturmayıp ikramla meşgul oldu. Aziz ve yüksek misafirlerinin çevresinde pervane gibi dönüyordu.
Peygamberimiz, Câbir'e dediler ki:
-İyi cinsle diğerleri ayrı olacak şekilde hurmaları topla ve işin bitince haber ver; yine geleceğim.
Câbir, işçiler tuttu ve bütün hurmaları bir kaç günde toplatarak cinsine göre yığınlar halinde ayırdı.
Toplama işi bitince de Efendimiz'e giderek emirlerinin yerine getirildiğini haber verdi. Peygamberimiz bahçeye gelerek hurma yığınlarını gezdiler ve iyi cins hurmalardan en küçük kümenin önünde durdular ve Câbir'e:
-Alacaklıları çağır, buyurdular.
Yahudiler, geldiler. Küçük yığından ölçek ölçek hakları ödendi. Ve alacağını alamamış hiç kimse kalmadı. Borçlar ödenirken Efendimiz mescide gitmişlerdi.
Bütün borçlar ödendikten sonra geriye daha onyedi deve yükü hurma kaldı. Halbuki Câbir, çaresiz kalınca ödünç hurma bulmaya bile niyetlenmişti. Hak sahiplerine ölçeklerle hurma verilirken de şöyle diyordu:
-Aman kimseye borcumuz kalmasın, ben kız kardeşlerimin yanına bir tek hurma ile bile gitmeye razıyım.
Câbir radıyallahü anh ikindi namazında mescide giderek neticeyi Resûlullah'a arz etti. Hazreti Ebu Bekr radıyallahü anh da oradaydı. Peygamberimiz, iki kere:
-Allahım sana hamdolsun, diye dua ettiler.
Ve haberin o sırada yanlarında olmayan Ömer radıyallahü anh'a da verilmesini talimat buyurdular.
Hazreti Ömer:
-Daha bahçeyi gezerken, mucizeleri sebebiyle ağaçların bereketleneceğini tahmin etmiştim. Zira O, Allahın Resûlüdür.