YOL

...Kureyş lideri Ebu Süfyan, islâmî şahlanışı bir türlü içine sindiremiyor. Yine toplanmış konuşuyorlar:

-Böyle giderse hiçbirimiz kalmayacağız. Müslüman tehlikesi hergün biraz daha büyüyor.

-Biraz değil sür'atle büyüyor yâ Eba Süfyan!

-Evet; doğru diyorsun.

-Yâ Eba Süfyan sen başımızda reissin. En akıllımız sensin. Ne yapalım onu söyle!

Ebu Süfyan, kısılmış gözlerini ufuklara dikti. Kendi kendine konuşan bir insan gibiydi. Soğuk ve sakin şu hali ile bakana ürperti veren bir heykeli andırıyordu:

-Söylenecek çareyi bulmak için benzersiz akıllara sahip olmak şart değil. Biri tezcanlılık etti:

-Yani?

-Yanisi şu: Muhammed öldürülmeden bu yangın sönmez.

Ebu Süfyan, yanıbaşında duran şarap testisinden bir yudum içtikten sonra bütün hıncı ile testiyi kavramış elleri onu tekrar aldığı yere koydu.

Şimdi sesini daha dikleştirmişti:

-Yesrib çarşısında gezip dinini tebliğ ederken O'nu katledecek bir fedai de mi yok aranızda? Eğer Kureyş, bu hale düştüyse bari bütün şehir halkı müslümanlara teslim olalım.

-Ağır konuşuyorsun reis!

-Sade ağır mı? Ben aynı zamanda acı konuştuğumu da zannediyordum!

Bir Bedevi ayağa kalktı:

-Yâ Eba Süfyan! Reislerin en azametlisi! Eğer izin verirsen ben dediğini yapmaya âmâdeyim. Zira ben sert, cesur ve merhametsiz bir insanım. Bende düşmana af yoktur. Sen geçimimi üzerine alırsan ben de kartal kanadı hançerimle Muhammed'in işini bitirir ve sür'atle geri dönerim. Çünkü ben Mekke-Yesrib arası en kestirme yolları biliyorum.

Ebu Süfyan bin Harb, alaylı bir ifade ile güldü. Acı bir duygu yüz hatlarını derinleştiriyordu:

-Zaten içki ve kadın bu şehirlileri bitirmiş. Onun için iş bir bedeviye kaldı.. Evet ey bedevi! Sana istediğin müsaadeyi verdim! Geçimin de bana ait. Sana bir deve de versinler. Lakin ağzını sıkı tut. Sen gitmeden haberin Muhammed'e gidebilir.

Bedevi, kendisine verilen deveye binerek o gece yola çıktı. Beş günde Medine'yi çevreleyen karataşdan dağlara geldi. Bir gece de orada geçirerek şehri uzaktan uzağa gözetledi. Ertesi gün Medine'ye indi. Herhangi bir ziyaretçi gibi Efendimizi sormaya başladı. O sırada İki Cihan Güneşi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, Abdül Eşhel Oğulları'na ait mescidde eshabıyla sohbet ediyorlardı.

Peygamberimizin yerini öğrenen suikastçı sora sora mescidi buldu. Bedevi daha ilerden gelirken Sevgili Peygamberimiz, oradakileri dikkatli olmaya çağırdı:

-Şu gelen bedevi, bozuk niyetli biri..

Bedevi, cemaate yaklaşınca sordu:

-Aranızda Abdülmuttalib evladından kimse var mı?

Güya doğrudan aradığı ismi vermeyerek maksadını saklıyordu.

Efendimiz cevap verdi.

-Benim.

Suikastçı bedevi, Peygamberimize doğru yönelirken Useyd bin Hudayr radıyallahü anh, onu hızla pelerinin eteğinden tutup çekti. Pelerin sahabinin eline gelince bedevi, belindeki hançerle ortada kalakaldı.. Hançerinin görülmesi ile niyeti de anlaşılmış oluyordu. Bu sebeple bir ân "ileri mi gitsem, geri mi çıksam" diye tereddüde düştü. O, tam bu şaşkınlıkta iken Hazreti Useyd suikastçının üzerine atılarak ellerini boynuna geçirdi. Bedevi bütün gayretine rağmen mengene gibi sıkan parmakları gevşetemiyordu. Nerede ise boğulacaktı. Hırıltılarla imdat istedi:

-Ölüyorum yâ Muhammed! Canımı bağışla!.. Öl.. Ölüyorum.. ahh...

Efendimiz, seslendiler:

-Bırak yâ Useyd!

Yiğit sahabinin elinden kurtulan bedevi külçe gibi olduğu yere yıkıldı. Nefes nefese boğazını ovalıyordu. Şaşkınlıklar içindeydi.

Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem sordular:

-Ey yabancı anlat bakalım yanımıza niçin geldin? Ama muhakkak doğru söylemelisin. Doğru konuşmak menfaatine olacaktır. Yalan söylemeye kalkışırsan zarar görürsün. Çünkü biz zaten işin aslını biliyoruz.

Bedevi, tuhaf hallerle Efendimiz'in yüzüne baktı:

-Ee, şey, bana eman veriyor musunuz? Canım emniyette mi?

-Evet Emniyette.

-Beni Ebu Süfyan buraya gönderdi.

-Sebep?

Peygamberimiz istiyordu ki, kendi bildiğini Eshabı da doğrudan doğruya suç failinin ağzından işitsin.

Yabancı başını önüne eğdi:

-Sizi öldürmek maksadıyla..

Resûlullah Efendimiz canına kast eden adamı Useyd bin Hudayr'a teslim ettiler:

-Yarın sabaha kadar senin nezaretinde kalsın. Sabah yine buraya getir.

-Emrin olur ey Allahın Resûlü.

Bedevi kilitlendiği odada hemen hemen uyumadan bütün gece yaşadıklarını düşündü. O, buraya insanların etrafında pervane oldukları bu zatı öldürmek için gelmişti. Başarabilse öldürmüş olacaktı...fakat başaramadı. Böyle hallerde netice alamayan suikastçı anında parçalanırdı. Halbuki O, kendisine bir kötülük yapılmasına izin vermedi. Ne dövdüler ne sövdüler. Şu ân bile gözetim altında olduğu halde ev sahibi yemeklerinden kendisine de getiriyordu. Bütün bunlar muhakkak ki O'ndandı. Anlaşılan O'nun o yumuşak huy ve merhameti arkadaşlarına da geçiyordu. Zaten suikastı yapamaması da, Son Nebi olduğunu söyleyen O şahıs yüzündendi. O'nu gördüğü ân sanki aklı başından gitti ve eli-ayağı birbirine dolandı. Hali, uykuda gezen birinden farksız hale gelmişti.

Ertesi sabah Efendimiz, canına kıymak isteyen bedeviyi yine huzurlarına istediler. Yabancı getirildi; dıştan belli olmayan bir korku ve titreme içindeydi. Büyük Peygamber, "Vurun boynunu" deseler ânında kellesi bir top gibi yerlerde yuvarlanırdı...ama O, sallallahü aleyhi ve sellem, öldürmek için gelmedi ki! O, insanların ölü kalbleri hayat bulsun diye vazifeli... Efendimiz konuşuyorlar. Temiz, açık, tane tane bir arapça:

-Dün sana eman vermiştim. Haydi şimdi istediğin yere gidebilirsin.

Yabancı, küstahlıktan acze düşenlere mahsus bir zavallılıkla adeta mırıldandı.

-Sağol.

-Ama istersen gitme ve senin için bundan daha hayırlı olanı tercih et.

Müşrik, bir kere daha şaşırdı:

-Benim için yurduma dönmekten daha hayırlı olan nedir?

-Allah'dan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma lisanen ve kalben şahadet etmendir.

Suikastçı, itirazsız kelime-i şahadet getirerek îmân etti.

Başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere hazır olanlar, kendisini tebrik ettiler. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, canına kast eden; kendisini öldürmek isteyen "insanların en katı kalblisi"nin taş gibi kalbini yumuşatarak yanına çekmiş, ebedi saadetine vesile olmuştu; yumuşak davranarak ve merhametle muamele ederek.
 

Ana Sayfa