Nefsinizi
Tanıyın
Nefsinizi tanıyormusunuz? Nefsin
de mertebeleri var biliyormusunuz? Aşağıdaki yazı size nefsinizi
tanımak için ışık tutacaktır.
Nefs'in yedi mertebesi vardır : Nefs-i emmare, nefs-i levvâme, nefs-i mülhimme, nefs-i mutmainne, nefs-i râziyye, nefs-i marziyye ve nefs-i safiyye.
Nefs-i Emmare : Hayvani
ruhun kendi yaratılışı olan sıfatı
"Nefis olanca şiddetiyle kötülüğü
emreder" (2) ayeti kerimesinin anlamınca
emmaredir. Üç sınıftırlar. Bunların hepsi "Biz müslümanız" derler, ama
taklit ehlidirler.
- Birinci Sınıf
- Allah'ın
emrettiklerinden hiç bir şeyi yapmazlar.
- Allah'ın
yasakladıklarının hepsini yaparlar.
- Biz hakikati bulduk
kabilinden türlü türlü sözler söylerler.
- Kendileri nefsin
elinden esir olup cehennemlik olmuşlardır.
- Kendi işledikleri kötü
fiiilleri, günah olan şeyleri oldukça güzel görürler. Hatta onlarla
iftihar ederek mutlu olurlar.
- Bunlara nasihat fayda
etmez, neticede imansız olarak ölürler.
- Bunların yolunda
gitmek caiz değildir. Tarikattan haberi olmadıkları olmadığı gibi temel
dini esaslarda bile sapıklığa düşmüşlerdir.
- İşledikleri günahları
ve yaptıkları kötülükleri ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle
yalanlarlar.
- Bunlar dan insanlık
sıfatı tamamen kalkmış, hayvanlık sıfatı ile sınıflanmışlardır.
- Bu sıfatla yetmiş iki
fırka ve bütün kâfirler sıfatlanmışlardır.
- Bunların hepsi
de:
"Allah onların
kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve
büyük azab onlar içindir." (3) ayet-i
kerimesindeki manaya uymuşlardır.
- Bunlardan insafa gelip imanı kabul etmiş yoktur.
Meğer ki hidayet erişe...
- İkinci Sınıf
- Bunlarda Allah'ın
emrettiklerini yerine getirmezler ve yasaklarından sakınmazlar.
- Bütün haramları
işlerler. Lakin harama helal demezler. Ancak haramdır diye işlerler ve
derler ki,
"Kırk gün günahkâr
iken bir gün tövbekâr oluruz. Allahü teala merhametlidir, affedicidir.
Kulunun kusurunu affeder. Su bulanmayınca durulmaz. Bir gün oluruz ki,
bunların hepsine birden tevbe ederiz. Tevbesiz bile ölsek bize
azap etmek Allah'ın şanından değildir. .."
diyerek birbirine tesellide bulunup, geçersiz
delillere ve müjdeci ayet-i kerimelere dayanarak bütün haramları
işlerler.
- Allah korkusu asla içlerine sirayet etmeyip
yaptıkları pisliklere de zerre kadar pişman olmazlar.
- Küçük güzel bir iş yapsalar o zaman hemen sanki Allah
cennetin anahtarlarını onlara vermiş gibi iftihar ederler.
- Bu sınıftan da insafa gelip günahlarından
pişmanlık duyarak tevbe edenler yok denecek kadar azdır.
- Bunlar da:
"Andolsun,
biz
cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların
kalpleri
vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler;
kulakları
vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da
şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (4) ayet-i
kerimesinin hükmüne tamamen uymuşlardır.
- Üçüncü Sınıf
- Tarikat ehli olanların nefs-i emmare sahibi olanlardır. Bunlarda Allah'ın
emrettiklerini yerine getirmezler ve yasaklarından sakınmazlar.
- Hem kusurlarını
bilirler, yine yasaklanmış fiilleri işlerler. Pişmanlıkla tevbe
edip ahlaklarını ve hallerini değiştiremezler.
- Bu sıfatla
ahirete giderlerse emmare halinde olduklarından çoğunluğu imansız
ölürler.
- Bunun
ilacı, yani emmare sıfatından levvame sıfatına dönmenin ilacı " Hesaba çekilmeden önce
kendinizi hesaba çekiniz" hadis-i şerifine
uyarak kendini hesaba çekersin. Yani:
- Kötü
bir fiil işlediğinde hemen ardından Cenab-ı Hakkın yüce varlığını
hatırlayarak onun alim sıfatını
düşün. O her şeyi bilir.
- Ceza
gününün şiddetini ve işlediğin kötü fiilleri düşün ve ne kadar ağır
gelsede pişmanlık duy, bir daha işlememeye kesin karar ver tevbe et.
- Allah'ın
emrettiklerini yerine getirme konusundada iyice düşün ve yapmaya çalış.
- Tevbe
ederken fırsat geçerse yine işlemek fikri olursa tevbesi kabul olunmaz.
Zira böyle tevbeler münafık tevbesidir ve makbul değildir.
- Günah
işlediği zaman hemen peşinden elinde olmadan pişmanlık duyar ve yaptığı
günaha ciğeri yanıp gözlerinden yaş akıtıyorsa o vakit bilsin ki
levvame sıfatı kendisine hal olmuştur.
Nefs-i Levvâme : İki
sınıftır. Birincisine ehl-i ukbâ, ahiret ehli, ikincis tarikat
ehlidir.
- Ahiret Ehli
- Tarikat Ehli
- Bunlar da tevbelerinde durmazlar. Ama günahları
eylem değil, haldir, tavırdır, davranıştır.
- Ehl-i tarik birisi, olgun bir mürşidin elini tutunca
mürşidi ile
bütün haramlardan sakınmak ve bilumum farzları yerine getirmek
konusunda ant içip söz keser ve ilaveten şeyh, dervişe zikir verir.
Derviş levvame sıfatında ise mürşidin himmeti ile bu anlatılan
ehl-i
dünya ve ehl-i ukba gibi zahiri sebebi ile o günahları işleyemez.
- Günah işlese bile bunu sebepsiz işler. Yani sözü daha
geniş söyleyim
derken yalan karıştırır, söz arasında birinin gıybetini yapar veya
bunlar gibi duyu organlarıyla yapılan günahları da işler. Kalpe
edilen
kin, kibir, çekememe ve benzeri kötülüklerin hepsi kendilerinde
mevcuttur.
- Levvame sıfatından kurtulup mülhime sıfatına geçmek için:
- Levvame sıfatında olanlara rabıta şarttır. Gezip
tozduğu, oturduğu kalktığı yerde şeyhini gönlünden çıkarmadan onun
huzurunda, elinden tutuyormuş, hırkasını giymiş gibi veya kendine en
uygun gelecek şekilde rabıtaya çalışmalı ve gayret etmelidir.
Sonra:
- "Hesaba
çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz" hadis-i şerifine
uyarak kendini hesaba çekmeli, kendisinde ne kadar kötü huy
bulursa hepsini birer birer yazmalı, terketmek için kesin karar
vermeli, tevbe etmeli o ahlakın zıddını yapmak için ısrarla çalışmalı.
Mesela
* Tevbe ettiği kötü huy kibir
ise evazu ile davranmalı
* Gıybet ise methetmelidir.
Bir kimsede kusur gördüğünde o kusuru kendisinde görüp şöyle demelidir:
"Ey nefis! İnsan insanın aynasıdır. Eğer bu kusur bende olmasaydı bu
kimsede bunu görmezdim. Kendi halimi bu mübarek zatın aynasında
gördüm. Bu hal benim halimdir. Ey nefis! Haksız yere ona isnatta
bulunursun."
Böyle söyleyip kendi nefsini ayıplayarak Allahü tealadan af
dilemelidir.
"Ya Rabbi! Kalbimde bu küstahlığın olduğunu sen bilirsin. Sen bütün
sırları ve gizli olan her şeyi bilirsin. Hepimizi affedip güzel ahlaklı
kıl"
Allah'tan korkup o kötü ahlak kendisinden gidip yerine güzel olanı
gelinceye kadar böyle yapmalıdır. Buda şöyle anlaşılırki: O'nun olduğu
yerde bir kimseyi bir topluluğu kötüleseler bu kimse elinde olmadan
onları metheder, methetmeye gücü yetmezse kötüleyenlere buğz ederek
sessiz kalır.
- Bir daha tespit ettiği kötü huyları kendinde zuhur
etmezse anlaşılır ki, mülhime sıfatı kendisine hal olmuştur.
Nefs-i
Mülhimme :
İki bölümdür. Birincisi ulemâ-yı amilin, âbidler ve zâhidler. İkincisi
ehl-i tarik ehlidir.
- Ulemâ-yı
Amilin, âbidler ve Zâhidler
- Herkes bu sınıfta olanlara iyi
gözle bakarlar, haklarında olumlu düşünürler. Zira zahirdeki kötü
hareketlerini iyi fiillere dönüştürmüşlerdir.
- Emr-i bi'l maruf ve nehy-i
ani'l-münkerden başka Hazret-i Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnetini de
yaymaya gayret ederler.
- Farzların, vaciplerin, sünnetlerin
ve müstehapların tamamını yerine getirerek bunları dışa çıkartıp eyleme
dökerler.
- İnsanlar, zahirdeki hareketleriyle
onlara zamanın kutubu gözüyle bakar. Ama iç dünyalarının bütün bütün
kötü ahlakla dolu olduğunu bilmezler ve görmezler. Bunların kötü
ahlktan kurtulmaları için zikir kılıcı lazımdır. Bu da kendi kendine
olmaz. Kâmil bir mürşid bulup kendini tam bir bağlılıkla ona teslim
ederek onun telkin ettiği zikir kılıcı ile her gün hayvani ruhun helaki
için çalışır, ta ki, kötü huyları güzel ahlaka dönüşsün.
- Ehl-i Tarik
- Kötü fiil ve kötü huylardan mümkün olduüu kadar
kurtulmuşlardır. Fakat varlık berzahından, tunelinden,
uçurumundan, renk değiştirmekten, döneklikten, tereddüt ve döneklikten
bütün işlerini Allah'a havale edip O'na tam bir bağlılıkla teslim
olamadıklarından kurtulamamışlardır. Yani:
* İster zengin ister fakir
olsun sürekli olarak geçmişe üzülür ve geleceği düşünüp
kederlenirler.
* Bugün rızıklarını yerler, sabah için acaba halimiz ne olur, diye kara
kara düşünürler.
* Halleriyle Cenab-ı Hakk'ın rezzâk
ismini inkar ederler. "Şimdiye kadar Cenab-ı Hak ne aç ne açıkta
bıraktı. Şimdi de bırakması şanına yakışması şanına yakışmaz" diye hiç
bir yerden teselli bulamaz.
- İçleri devamlı surette kuruntu ve daralmadan kurtulamaz.
Hep renkten renge girer, tereddütlü olurlar.
- Dünya sevgisi ve tabii şeylere bağlılıktan kendilerini
alamamışlardır
- Bazen iç rahatlığı gelir ve ruhani safadan bir nebze
olsun tad alırlar, bazan da iç darlığı, döneklik ve tereddüt ile
dolarlar.
- Bu sıfat le sıfatlanan kimse sürekli olarak Allah'ın
huzurunda olmalıdır. Yani, gezip tozduğu, oturup kalktığı yerlerde
şöyle düşünmelidir: Cenab-ı Hak bana benden yakındır. "İhsan, senin Allah'ı görüyormuş gibi
ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile o seni görür."
hadis-i şerifince hareket etmelidir.
- Cenab-ı Hak rızkını ezelden takdir etmiştir. Yiyecek,
içecek ve giyecek gibi üç husus ecel gibidir. Hiç bir şekilde
değişmez. Her gün insanın nasibi her ne ise onu bulsa gerektir.
Bunun için beyin yormak yorgunluktur. Çok düşünmekle, çok çalışmakla
bir şeyin fazlası noksanlaşmaz. Bu yorgunluktan ve kalp sıkıntısından
başka bir şey değildir.
Takdir-i Huda kuvvet-i bazu ile
dönmez
Bir lem'a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez
Bundan dolayı ezelde her ne ki
takdir olundu ise hepsi zamanları gelince gerçekleşir. Dünya iin
tasalanmak ahmaklığın ta kendisidir. Her iş olacağına varır. Senin
düşünmen sadece yorgunluktan ibarettir. bu şekilde tefekkür edip
zikrine ve fikrine devam etmelidir.
- Mülhime sıfatının durumu acayiptir. Sürekli uyanık
bulunmalı, her ne suretle olursa olsun düşüncesinden zuhur edenleri
şeriat terazisiyle ölçüp ona göre karşılık vermelidir. Cenab-ı Hakk'ın
inayetiyle nefsin mutminne mertebesi kendisine ihsan ve hal
olunur. Bunun işareti de şudur:
* Bütün kötü ahlakları güzel
huylara dönüşür.
* Tam tevekkül hali gelir ki, dünyalık bütün işlerini
Allah'ın kudret eline bırakarak tam bir bağlılıkla teslim
olur. Kendisine bir zenginlik elbisesi de ihsan olunur
ki, kesinlikle bundan sonra artık geleceğe bel bağlamak ve
gelecek endişesiyle yaşamak ile geçmişten keder ve elem çekmek, maziye
üzülmek gibi hallerden kurtulur.
* Bugünden yarın sabahın işini düşünmez. Gün, bu gündür. Saat bu
saattir, der ve Hakk'ın verdiği ilahi ihsanlara teşekkürle onlara
kanaat eder. Bundan sonra bütün dünya halkı bir taraf olsa ve "Gel yhu,
bu senin ettiğin nasıl iştir? Sonra pişman olursun!" gibilerinden türlü
türlü nasihatler verseler bile itikadına, inancına zerre kadar tesir
etmez.
* İşte bu anlatıldığı şekil üzere böyle haller zuhur ederse o kimsenin
nefsinin mutmainne sıfatı ile sıfatlandığına ve mutmainne mertebesine
yükseldiğine delalet eder.
- Bazen nefsin levvame bazen mülhime mertebelerinde
olup bu sıfatlarla sıfatlanmış kimseye ilahi tecelliler
zuhur ettiğinde kendini "iyice adam oldum" sanıp aldanmasın. Çünkü bu
yer, bu derece bütün Allah dostlarının "el aman" diye çağrıştıkları bir
yerdir. Allahü teala sizleri ve bizleri korusun. Bu yerden düşen nefsin
emmare mertebesine kadar düşer, hatta tarikattan uzaklaştırılıp imansız
olarak ölmesinden ziyadesiyle korkulur.
Nefs-i mutmainne
Devam edecek
....
Nefs-i râziyye
Nefs-i marziyye
Nefs-i safiyye