Müslüman
ve Para
SAKIN
bir kimsenin “sadece” namazına ve orucuna bakarak onun hakkında kıymet
hükmü
vermeyin. Onun iyi, sağlam, güçlü, güvenilir bir Müslüman olup
olmadığını
anlamak istiyorsanız, mutlaka ve mutlaka para ve menfaat ile alakalı
muamelelerine ve “mâlî” ahlâkına bakınız. Müslüman elbette namaz kılar
ve oruç
tutar, lakin bunlar onun gerçek ve üstün Müslüman olup olmadığını
anlamaya ve
bilmeye yetmez. İlle de para, ille de dolar ve euro, ille de menfaat
imtihanına
ve araştırmasına tâbi tutacaksınız.
Borç
aldı, (ödeyecek
imkanı olduğu halde) ödemiyor. O kötü bir Müslümandır.
Para ve
menfaat onun için din iman haline gelmiştir. Sakın o fâsık ve fâcirin
namazı ve
orucu seni aldatmasın. Sonra çok zarar ve ziyana uğrarsın.
İyi,
ahlâklı,
faziletli Müslüman senet verirse günü geldiğinde öder. Çek imzalarsa, o
çek
karşılıksız çıkmaz. Bırakın senedi sepeti, Müslümanın sözü yazılı
senetlerden
ve evraktan daha üstündür. O, söz verdi mi, sözünü yerine getirir.
Müslüman
kesinlikle haram yemez. Bütün haram kazançlar domuz eti, lâşe gibidir.
Hiç
Müslüman bunları yer mi?
Dinimiz
“Zaruretler mahzurlu/haram şeyleri mübah kılar” kaidesini koymuştur.
Açlıktan
ölmek durumuna gelmiş bir kimse, yiyecek başka bir şey yoksa, ölmeyecek
kadar
domuz eti yiyebilir, susuzluktan telef olmayacak miktarda şarap
içebilir...
Zaruret halinde bile “ölmeyecek kadar” şartı ve sınırı vardır. Peki,
hiçbir
ihtiyaçları olmadığı halde haram yiyenlere ne demeli...
Bir kimse
ile
dost mu olmak istiyorsunuz. Ona borç verin. Vadesinde parayı geri
getirirse onunla
dost olabilirsiniz. Getirmezse, kaçın bucak bucak ondan.
Bir
adamın ne
mal olduğunu anlamak mı istiyorsunuz? Onunla küçük bir ticaret, özel
bir
ortaklık yapın. Kısa zamanda içyüzü anlaşılır.
Birine
bir
emanet verin, bir müddet sonra iadesini isteyin. Bakalım ne olacak?
İade ederse
ne âlâ, etmezse o bir münafık ve fasıktır.
Müslüman
elbette ticaret, sanayi, ziraat, hayvancılık, esnaflık, zanaatkârlık,
hizmet
yapar. Ama nasıl yapar? Müslümanca yapar.
Devletin
ve
belediyelerin bütçelerini hortumlayanlar iyi Müslüman değildir.
Haram
yiyenler iyi Müslüman değildir.
Saçı
bitmedik
yetimlerin, fakir halkın hakkını yiyenler âsi, fâsık, fâcir, günahkâr,
şaqi,
şerir ve rezil kimselerdir.
Dünyayı
çok
sevenlerde hayır ve yümn (Başucunuzda mufassal bir Türkçe lügat
bulunsun...)
yoktur. Ed-dünya cifetün ve tâlibüha kilabun... Dünya bir laşedir,
taliplileri
köpektir.
Müslüman
niçin zengin olur? Daha fazla hayır hasenat, daha fazla mâlî ibadet,
daha fazla
sevap kazanmak için... Nemrud ve Firavun gibi dünya saltanatı sürmek
için değil.
Namuslu,
şerefli, ahlâklı, faziletli, karakterli Müslüman ihalelere fesat
karıştırmaz.
Rüşvet
almaz.
Komisyon
almaz.
Şaibeli,
kara, kirli, necis servetler edinmez.
Benim
yaşım
ilerledi, çok şeyler gördüm. 1950’lerin başları... Dinî bayramlardan
biri
yaklaşıyor. Sultanhamamında kumaş ticareti yapan Hacı Beylerden biri,
soruyor:
“İmam-Hatip mektebinde kaç öğrenci var?..” Binden fazla diyorlar. Hacı
Bey:
“Hiç gecikmeden orada okuyan her çocuğa en iyi kumaştan ısmarlama birer
kat
elbise diktirelim...” diyor ve bu sözünü yerine getiriyor.
Müslüman
zengin böyle olmalı.
Dünyanın
100
büyük Firması listesinde yer alan İKEA’nın sahibi, dolar milyarderi
İsveçli
zengin 13 yaşındaki eski bir Volvo ile geziyormuş. Bu adam gerçekten
zenginmiş.
Serveti onu kudurtmamış, çıldırtmamış, azdırmamış.
Zengin
Müslüman bir emanetçi olduğunu bilir ve serveti ile fahr etmez,
gururlanıp
kibirlenmez.
Müslüman
zenginlerin işleri dünyada da zor, ahirette de zor. Ahirette hesap
kitap var.
Dünyada ise, başlarına tebelleş olup onlardan para sızdırmaya çalışan
şahıslar,
cemaatler...
Zenginlerin
servetlerinin zekatında fakirlerin, miskinlerin, muhtaçların hakları
var. Bu
zekatlar doğru dürüst, yerli yerinde dağıtılsa ülkemizde bir tek sefil
vatandaş
kalmaz. Ne yazık ki, birtakım cemaatler zekatlara bile göz
dikmişlerdir. Neymiş
efendim, hazret-i Hazret böyle istiyormuş. Yahu bu Hazret mutlak
müctehid
midir, din imamı mıdır? Hangi hakla ve selahiyetle zekatlara göz
dikiyor?
Bendeniz
bir
zengine gitsem (gitmem ya) çok hayırlı bir iş veya mutlaka yardım
edilmesi
gereken bir öğrenci için birkaç bin lira istesem; bu küçük meblağın bir
kuruşunun bile zimmetime geçmeyeceğine dair garanti versem, bu isteğim
gerçekleşmez. Son yedi- sekiz sene içinde Kosovalı bir genç İmam-Hatip
mektebinde, sonra İlahiyat Fakültesinde okudu. Kosova’daki ailesi
fakir, burada
bir kuruşluk geliri yok. İnanıyor musunuz bu muhtaç gence bir tek burs
bulamadım. Sağdan soldan zekat ve yardım toplayıp zaman zaman eline bir
miktar
para verebildim.
Türkiye’de
İslâmî kesimde para kazanmanın yolları yok değil. Mesela bendeniz şöyle
bir
kitap yazıp yayınlasam: “Efendim ben şimdiye kadar Hazretlerin Hazreti
Filan
kişi hakkında birtakım tenkitler yapıyordum. Meğerse onu tenkit etmekle
çok
büyük ve affedilmez bir hata ve günah işliyormuşum. Şimdi bunun farkına
vardım,
Tevbe ediyorum. Hazretlerin Hazreti çok büyüktür. O hiç yanlış yapmaz.
Herkes
onu desteklemekle, ona para vermekle mükelleftir. O ne söylerse
doğrudur, ne
yaparsa isabetlidir. O masumdur...”
Kitap
kısa
zamanda birkaç yüz bin nüsha satar, imza günleri tertiplenir.
Taraftarlar
kuyruğa girerler. Eskiden, tenkit ve uyanlarım yüzünden bana düşman
olanlar
ellerimi öperler.
Ölürüm de
böyle yapmam. Dünyalık elde etmek için kalemimi ve vicdanımı kiralayıp
satmam.
Benim
çocukluğumda
ve gençliğimde bugün olduğu gibi anormal ve akıl almaz bir zenginlik
yoktu.
Ahir zaman alameti kısa bir müddet içinde dehşetli bir zenginlik oldu.
Müslümanlar
bu zenginlik imtihanını kazanabildiler mi?
Şeytanın
tuzaklarına düştüler.
Saray
yavrusu
müzeyyen meskenler.
Lüks mü
lüks
yazlıklar.
Lüks ve
gösterişli dabbeler/binitler.
Lüks
giyim
kuşam, lüks yeme içme, lüks dekorasyon... Herifler börek ve tatlı
alırken bile
lüksünü alıyor.
Servetli
kişilerin cep telefonları ne kadar lüks...
Kanaatli,
iktisatlı,
zahidane bir hayat onları utandırıyor.
Serveti
olup
da yirmi bin liralık bir otoya binen gördünüz mü? Peki, İsveç’in dolar
milyarderi mobilya kralı (İstanbul’da da satış yeri var) niçin 13
yıllık eski
bir Volvo ile geziyor?
Hindistan’ın
Sih dinine mensup sarıklı, sakallı bir başbakanı var. İktidara geçer
geçmez,
lüks ve zırhlı makam otomobillerini bir kenara koydu ve kendi ülkesinde
üretilmiş eksi Moris otomobilleriyle gezmeye başladı. O mu akıllı ve
faziletli,
bizim lüks ve gösteriş hastaları mı?
Evet,
Müslümanlık sadece namaz ve oruçtan ibaret değildir. Namaz ve orucun
yanında
yüksek ahlâk, yüksek karakter, fazilet ve hikmet de olacaktır.
Sonradan
görmeler, ne oldum delileri, türediler İslâm’ı temsil edemez.
Haram
yakar.
Kibir ve
gurur yakar.
Büyüklük
Allah’a mahsustur. Kendilerini dev aynasında görenler büyük değil,
küçüktür.
İşimize
gelen
bir İslâm türetme deliliğini ve beyinsizliğini bırakalım da gerçek
İslâm neyse
onu öğrenelim, onu yaşayalım, onun hükümlerine uyalım.
Ashabın
büyüklerinden,
Peygamberimize hizmet etmiş Enes radiyallahu anh âhir ömründe Şam’da
yaşarken
söyle dermiş: İslâm’dan bir namaz kaldı. O da ism ve resm
olarak...
Mehmet Şevket Eygi
Milli Gazetee
09.12.2007