Sahte bir kadın peygamber - Secah
İslam’da
kadın tartışmasını sahte bir kadın peygamber başlatmıştı
Murat BARDAKÇI
Hürriyet Gazetesi, 29 Ocak 2006
Kadınların dindeki yerlerini konu
alan reform tartışmaları, bana her zaman yedinci yüzyılda, Hazreti
Muhammed’in vefatından hemen sonra yaşanan ve İslam tarihinin ilk ve
tek "sahte" kadın peygamberi olan Secah meselesini hatırlatır.
Bazı hanımların, Çamlıca’daki Subaşı Camii’nde erkeklerle beraber başı
açık olarak kıldıkları cuma namazı yüzünden çıkan tartışmalardan ve
özellikle de kadınların imamlık yapmak istedikleri şeklindeki
iddialardan sonra yine Secah’ın hikáyesini hatırladım ve az bilinen,
üzerinde pek durulmamış olan hadiseyi sizlere de nakledeyim dedim.
TÜRKİYE, günlerden buyana başta Cüneyd Zapsu’nun eşi
olmak üzere, bazı hanımların Çamlıca’daki Subaşı Camii’nde erkeklerle
beraber başı açık olarak kıldıkları cuma namazını tartışıyor.
Kadınların dindeki yerlerine odaklanan reform tartışmaları, bana her
zaman yedinci yüzyılda, Hazreti Muhammed’in vefatından hemen
sonra yaşanan "Secah" meselesini hatırlatır. Subaşı Camii’nde
olanlardan, özellikle de bazı hanımların imamlık yapmak istedikleri
şeklindeki iddialardan sonra da Secah’ın hikáyesini hatırladım
ve sizlere de nakledeyim dedim.
İslam tarihine geçmiş çok sayıda kadın evliya vardır ama peygamberler
bizde sadece erkeklerden çıkmıştır, kadın peygamber yoktur ve Secah,
1425 senelik İslam tarihinin ilk ve tek "sahte" kadın
peygamberidir.
İşte, Secah’ın az bilinen, üzerinde pek durulmamış olan
öyküsü...
Hazreti Muhammed’in vefatından sonra Arap yarımadasındaki
kabileler arasında siyasi güç maksadıyla çok sayıda sahte peygamber
türemiş ve bu iddialar ilk Halife Hazreti Ebubekir tarafından
güçlü askeri tedbirlerle bastırılabilmişti.
Peygamberlik iddiasında bulunanların en başında gelenler, yarımadanın
kuzeyinde isyan eden Tuleyha ile orta kesimlerinde ayaklanan Müseyleme
idiler. Yemame kabilesinden olan Müseyleme, daha Hazreti
Muhammed’in sağlığında peygamberliğe kalkışmış, hastalandığını
öğrendiği Hazreti Muhammed’e bir mektup göndererek "Allah,
peygamberlikte beni sana ortak kıldı" demiş ve "dünyayı
aralarında paylaşmayı" teklif etmişti. Müseyleme, Hazreti
Muhammed’in "Ey, Müseylemetü’l-Kezzáb!" yani "Ey
yalancı Müseyleme!" diye başlayan cevabi mektubundan sonra, İslam
tarihine bu sıfatla girmişti.
SAHTEKÁRLAR EVLENDİ
Peygamberin vefatından sonra genişleyen ayaklanmalar, ilk İslam
Devleti’ni birhayli meşgul etti. Tuleyha’nın ayaklanması devam
ederken Temim kabilesi de karışmış, kabile liderleri arasında Ebubekir’in
hiláfetini kabul edip etmeme konusunda kararsızlık başgöstermiş ve
Halife’ye gönderilmesi gereken zekát ile vergi gönderilmemişti.
Ayaklanmanın öncülüğünü, kabilenin güçlü liderlerinden olan Málik
bin Nüveyre yapıyordu. İşte, tam o sırada, ortaya Háris kızı
Secah adında Hristiyan bir kadın çıktı; "Allah peygamberleri
neden sadece erkeklerden göndersin ki? İşte şimdi de bir kadını
görevlendirdi" diyerek peygamberliğini ilán etti ve kendisine
bağlı olan dört bin kişiyle beraber Medine’ye, Hazreti Ebubekir’in
üzerine yürümek üzere yola çıktı. Bu arada Temim kabilesinin
liderleriyle temas kurdu, "Katliama hazırlanın ve sizden
olmayanların tamamını öldürmekten çekinmeyin" diye haberler
gönderdi. Kabilenin liderlerinden destek vaadi alan Secah yoluna
devam ederken Yemáme taraflarında daha önceden peygamberliğini ilán
etmiş olan Yalancı Müseyleme ile karşılaştı ve her iki sahte
peygamber hiç beklenmedik bir iş yaptılar ve evleniverdiler!
ÖLDÜRTÜP NİKAHLADI
İsyanın gittikçe büyüdüğünü gören Halife Hazreti Ebubekir, o
sırada Temim kabilesinin ve sahte peygamberlerin üzerine Hálid bin
Velid’in kumandasında güçlü bir ordu göndermişti. Kabilenin ileri
gelenleri, ordunun yaklaştığını haber alınca pişmanlık duyarak
zekátlarını gönderdiler ama Hálid bin Velid durmadı, daha sert
tedbirler aldı, Málik bin Nüveyre ile kabilenin diğer ileri
gelenlerini yakalayıp hapsettirdi. Ama, bir emrin yanlış anlaşılması
üzerine, yakalananların tamamı o gece öldürüldü ve hemen arkasından
daha da garip bir hadise yaşandı ve Hálid bin Velid, Málik
bin Nüveyre’nin dul kalan karısını kendisine nikáhladı.
Bu evlilik çeşitli söylentilere sebep oldu, hattá Hazreti Ebubekir’in
yakın çevresinde bile "skandal" olarak yorumlandı ve Hálid
bin Velid’in görevden alınması bile istendi. Ama, "Allah’ın
müşrikler üzerine gönderdiği kılıcı artık kınına sokamam" cevabını
veren Halife Hazreti Ebubekir taleplere kulak asmadı ve Hálid’den
isyancıları temizlemeye devam etmesini istedi.
Hálid bin Velid’in ordusu, Müseyleme ile Secah’a
bağlı isyancılarla nihayet karşı karşıya geldi, gayet kanlı bir
çarpışma oldu, Müseyleme kafası kesilerek öldürüldü ama Hálid
her nedense Secah’a dokunmadı. İslam tarihinin bu ilk ve
tek sahte kadın peygamberi Müslümanlığı kabul ettiğini söyleyince
serbest bırakıldı, Arap Yarımadası’nı terkedip Irak’ın güneyine,
Basra’ya gidip yerleşti ve Secah’tan bahseden tarihler "Ömrünün
sonuna kadar iyi bir Müslüman olarak yaşadı" diye yazdılar.
GÖBEKTEKİ ELLER
İslam tarihinde peygamberlik iddiasında bulunan tek kadın olan Secah’ın
öyküsü, kısaca işte böyle... Ama, Çamlıca’daki Subaşı Camii’nde kılınan
malûm cuma namazı konusunda, üzerinde pek durulmayan bir husus var:
Gazetelerde yayınlanan fotoğraflarda erkeklerle beraber namaz kılarken
görünen hanımların ellerini kadınlara değil erkeklere mahsus şekilde,
göbeklerinin üzerinde bağlamaları...
Bu alışılmadık el bağlama biçiminin bilgisizlikten mi yoksa "kadın-erkek
eşitliği" gibisinden bir düşünceden mi kaynaklandığı konusunda
hiçbir fikrim yok ve "reformculardan" biri tarafından
aydınlatılmanın beklentisindeyim.