|
Halk
arasında sıklıkla kullanılan deyiş ve deyimlerin anlam çevreni zamanla
silinip kaybolur. Çünkü deyiş ve deyimlere can veren, ruh ilka eden
zemin ortadan kalkar. Bu durumda toplum ya anlamı bozulmuş ya da yeni
ve farklı anlamlar kazanmış ifade kalıplarıyla yoluna devam eder.
Türkçe'de
"hay-huy" diye ilginç bir deyiş vardır. Sözgelimi "ömrü hay-huyla
geçirmek"ten söz eder ve böylelikle zamanın boşa harcandığını
kastederiz. Tabirin Türkçe'de ne zamandan beri kullanıldığını
bilmiyorsak da burada sûfilerin, dervişlerin zikirlerine yönelik
olumsuz bir telmihin bulunduğunda kuşku yoktur. 'Hay' ile Cenab-ı
Hakk'ın 'Hayy' (Diri) isminin, 'huy' ile de 'Hu' (Hüve=O=Vücud) isminin
kastedildiği malumdur. Güya bilinçli ameller içinde olmaksızın mücerred
isimleri zikretmekle maksadın aslâ hasıl olmayacağı ve dolayısıyla kişi
vaktini hay-huyla ("Hû, Hû" demekle) geçirirse, ömrünü âdeta 'boşa'
harcamış olacağı söylenilmek istenir. Nitekim "haydan gelen huya gider"
deyişi de halkın zihninde bu anlama eş bir olumsuzluk içeriyor. Çünkü
bu deyiş Türkçe'de "Amel etmeden, emek vermeden, çaba harcamadan
yapılan işlerden bir yarar hâsıl olmaz, zira hiçten ancak hiç çıkar"
anlamında kullanılır.
Sorun
tam da burada ortaya çıkmakta. Bu deyişte geçen "hay-huy" ile, aslında
Cenab-ı Hakk'ın 'Hayy' ve 'Hû' isimlerinin kastedildiğini birdenbire
farkeden yeni nesil aydınlar, kendilerince Cenab-ı Hakk'ın isimlerini
de-forme (!) edilmekten kurtarmak maksadıyla ve tabiatıyla biraz da
keşifte bulunmak hissiyatıyla şöyle bir açıklama ürettiler:
-
Efendim, "hay'dan gelen hu'ya gider"deki hay-huy'un doğru telaffuzu
'Hayy' ve 'Hû'dur. Binaenaleyh "boşa gitmek, berhava olmak" mânâları,
işin aslını bilmez cahil halkın bir yakıştırması olup bu ifade
"Allah'tan gelen Allah'a gider" şeklinde anlaşılmalıdır.
Eh
böylelikle deyiş bir kez bu şekilde açıklık kazanınca, Kur'an'da ve
hadîslerde yer alan benzer anlamlı ifadelerle irtibat kurmak
kolaylaşmış, bu vesileyle halkın anlam verme iktidarsızlığı bir kez
daha ispatlanmış oluyordu.
Halkın
dilindeki hay-huy'dan geçip ilmin elindeki Hayy ve Hû'ya terakki (!)
ettiğim o gençlik yıllarımda benzeri hislerden kendimin de pay aldığını
saklamayacağım. Ancak zihnimde hep cevabını veremediğim soruların
bulunduğunu ilâve etmeliyim:
-
"Haydan gelen hûya gider" deyişi olumsuz bir anlam taşıyorken, meselâ
halk bu deyişi, bir kimsenin kumarda kazandığı haram paranın kendisine
bir hayrının ve yararının olmayacağı mânâsında kullanıyorken, nasıl
olup da ifade bir çırpıda "Allah'tan gelen Allah'a gider" şeklinde
olumlu bir mânâya dönüşebiliyordu? Şayet gerçek maksad bu idiyse,
niçin, Hakk'ın zâtına delâlet eden isim (Allah) açıkça kullanılmak
yerine iki isim/sıfat kullanılmıştı? Daha da önemlisi, niçin Cenab-ı
Hakk'ın başka isimleri değil de bilhassa bu iki isim tercih edilmişti?
Bütün gerekçeleri, sırf kafiye tutturmak mıydı acaba?
Bu
sorular yıllarca zihnimin bir yerinde öylece cevaplanmamış olarak
kaldı. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın isimleri gelişi güzel zikredilip bu
isimlerden zâtının kastedilemeyeceği, isimlerin zikrinde bilinçli bir
seçimin bulunduğu, bulunması gerektiği malumumdu.
Sanırım
şimdi bu sorulara karşılık olabileceğini tahmin ettiğim bir cevabım
var. Ramazanın berekât ve fütuhatından mıdır bilemiyorum, fakat
bayramın coşkusuyla cevabımı sizlerle de paylaşmayı arzu ediyorum.
(Tereddüdüm yazılı bir mesned bulamayışımdan kaynaklanıyor; yorum bu
fakire ait, pek tabii ki vebali de. Teyid edici bir mesned bulanlar
çıkarsa şükredeceğim, delili gösterilerek tekzib olunursam, tekrar
aramaya başlayacağım.)
Halvetilikte
müridler seyr-i süluk esnasında esma-yı seb'a (yedi isim) zikretmekle
vazifelidirler: Tehlil (Lâ ilâhe illallah), Allah, Hû, Hakk, Hayy,
Kayyum, Kahhar. Şeyh Efendi müride, haline göre ona bu isimlerden
birini zikretme görevi verir ve mürid sırasıyla makamdan makama bu
isimleri zikremek suretiyle basamakları çıkardı.
Dikkat
edilirse 3. sırada 'Hû', 5. sıradaysa 'Hayy' ismi yer almaktadır. Şayet
sâlik, 5. mertebede kalmayı ve ilerlemeyi başaramazsa, hâli tekrar
geriye avdet eder ki bu takdirde Hayy'dan gelip Hû'ya gitmiş (düşmüş)
olur; yani -tam da halkın kasdettiği anlamda- bütün yaptıkları boşa
çıkmış olur. Nitekim "Benim oğlum Bina okur, döner döner yine okur"
diye bir tabir vardır. Bu deyişte geçen 'Bina', medreselerde Arapça
eğitimi sırasında takip edilen ve kendisine fiillerin yapısını
(binasını) konu edinen ikinci kitabın ismidir. Benzer amaçla söylenir.
Talebe bir mertebede takılıp kalır, yukarı çıkmayı beceremez. Hayy'dan
gelip Hû'ya giden mürid ise daha ileriye gitmek bir yana geri
gitmiştir. Artık şimdi yapması gereken, bir kez daha Hû'nun kapısını
çalıp mertebeleri yeniden tırmanmak için eski hâl ve makamından izin
almaktır.
Şimdilik bu kadar.
İsabet ettiysem,
benden değil, O'ndan. Edemediysem, edeblendir beni ki yâ HU, bir kez
daha kapını çalmaya yüzüm olsun!
Dücane Gündüoğlu
Yeni Şafak, 5 Kasım 2005
|