Dünya
Sevgisi
Ma'rifetnâme'deki
hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
- Mes'ud o kimsedir ki,
dünya onu terk etmeden önce, o dünyayı terk
etmiştir.
- Dünyaya, burada
kalacağınız kadar, âhırete de, orada
kalacağınız kadar çalışınız!
Allahü
teâlânın kitabından ve Resûlullahın hadislerinden sonra, İslâm
kitaplarının en üstünü ve en faidelisi olan MEKTÛ-BAT
kitabında, ariflerin ışığı, velilerin önderi, ikinci bin
yılının müceddidi
İmâm-ı Rabbani hazretleri "kuddise sirruh" buyuruyor ki:
"Server-i kâinat,
Habib-i Rabbilâlemin" aleyhissalatü vesselam" buyurdu ki:
"Dünya ile
âhıret, birbirinin zıddıdır, birbirine uymaz. Birini razı
edersen.öteki gücenir."
Demek ki, bir kimse,
dünyayı razı ederse, âhıret ondan gücenir. Ya'ni
âhırette eline bir şey geçmez. Dünya, seni
Allahü teâlâdan
uzaklaştıran şeyler demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi,
Allahü teâlâyı unutturacak kadar ileri giderse dünya olur.
Âhırete faidesi olmayan ilimler, dersler de hep dünyadır.
Size dünya ile
alâkalı bir kıssa anlatmak istiyorum.
Hasan efendi
adıyla meşhur bir ihtiyar vardı. Yaratılış gayesini iyi bilirdi.
Ömrünü dînine hizmet etmekle geçirmişti.
Mum dibine ışık
vermez misâli, oğluna ne kadar nasihat etmişse de, oğlu söz dinlememişti.
Ölüm döşeğindeyken oğlunu çağırıp der ki:
-Oğlum bugüne
kadar hiç bir nasihatimi dinlemedin. Son bir arzum var, onu bari
yerine getir!
Oğlu merakla sorar:
-Son
arzun nedir, baba?
Ben ölünce,
yıkandıktan sonra, daha kefenlenmeden, hocadan müsaade
iste, babamın vassiyeti var de, ayaklarıma çorap giydir?
-Başüstüne babacığım. Bir
çift çorabın ne kıymeti var. Söz veriyorum, vasiyyetini yerine
getireceğim.
İhtiyar baba sevdiği
bir arkadaşını da çağırıp ona der ki:
-Bu mektubu ben ölüp
defnedildikten sonra oğluma vermeni rica ediyorum.
Arkadaşı
kabul ederek mektubu alır.
Gün gelir, ihtiyar
Hasan Efendi, fâni dünyadan, baki âleme
göç etmek üzere vefat eder. Meyyit yıkanıp,
kefenleneceği zaman, oğlu elinde bir
çift çorapla gelir. Hoca efendiye babasının vasiyyetini
anlatır.
-Çorapları kendi elimle giydireyim, der.
Hoca, Mektubât-ı şerifi okumuş bilgili bir kimsedir. Hasan Efendinin oğluna der ki:
-Kefen üç parça
olur. Çoraplarla dört, beş parça oluyor, bid'attır, caiz değildir. Dine uygun
olmayan vasiyyetler yerine getirilmez.
Dinde reformculardan
birisi,
-Meyyitin çorap giymesinin caiz olmadığını sanki
Kur'ân mı yazıyor? diyerek ehl-i sünnet
imâma
itiraz ederse de, imâm efendi, münakaşaya meydan bırakmadan
meyyiti hemen defn ettirir.
Defni müteakip
Hasan Efendinin arkadaşı, mektubu çıkarıp oğluna verir. Oğlu
açıp okumağa başlar:
"Oğlum,
gördün, dünyada ne kadar çok malım,
mülküm varken, bir çift
çorabı bile ayağıma giydiremedin. Malımın hepsi dünyada
kaldı. Kabire amelimle girdim. Benden ibret al! Nasıl yaşarsan yaşa
sonunda öleceksin. O halde hemen tevbe et! Âhıreti kazanmak
niyyetiyle yaptığın bütün işler dünya değil âhıret olur.
İmâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Bu dünya çalışmak yeridir.
Ücret alınacak yer âhırettir. Dünya kazançlarının
Allahü teâlânın yanında az bir kıymeti olsaydı, düşmanı olan
kâfirlere ondan kıl ucu kadar vermezdi. Allahü teâlâ,
cümlemizi, kendisinden başka her şeyden yüz çevirmekle ni'metlendirsin!)
Dünyaya geldiğin
zamanı düşün,
Şen ağlardın, fakat
gülerdi âlem,
Öyle bir hayat
sür ki, senin gidişin
Sana
sevinç olsun âleme matem.
Kaynak:
Bir Bilene Soralım 3, Mehmet
Ali Demirbaş, İhlasYayınları,