Bu mektûb, şeyh Dervîşe gönderilmişdir.
Sünnet-i seniyyeye yapışmağa teşvîk
etmekde ve tarîkati, hakîkati ve
Sıddîklığı bildirmekdedir.
Hak teâlâ, zâhirimizi ve bâtınımızı
sünnet-i seniyye-i Mustafâviyyeye (alâ sâhib-i hessalâtü vesselâmü
vettehıyye) uymakla zînetlendirsin! Muhammed
Resûlullah (s.a.s.), mahbûb-i Rabbil âlemîndir. Yanî
Allahü teâlânın sevgilisidir. Herşeyin en iyisi, en güzeli, sevgiliye
verilir.
Bunun içindir ki,
O Server (a.s.), Allahü teâlâya şükr
etmek ve insanlara
hakîkati bildirmek için,
İnsanın bâtını, zâhirini
temâmlamakdadır. Zâhir ile bâtın, birbirinden
kıl kadar ayrılmaz. Meselâ,
Bâtının,
yani tarîkat ve hakîkatin marifetleri, zâhirin, yani islâmiyyetin
bilgilerine, tâm uygun olduğu makâm, Sıddîklık makâmıdır ki, vilâyet
derecelerinin
en üstünüdür. Bu makâmdaki marifetler, islâmiyyetden kıl kadar
ayrı olmaz.
Sıddîklık makâmı üstünde, yalnız nübüvvet, yani Peygamberlik makâmı
vardır.
Peygambere (a.s.) vahy ile yani
melek ile gönderilen ilmler, Sıddîklara (rıdvânullahi teâlâ
aleyhim ecma'în) ilhâm ile
bildirilmekdedir. Bu iki
ilm arasındaki fark,
Fârisî beyt tercemesi:
Olsa da o, mutmeinne,
Sıfatları gitmez yine.
nefis, mutmeinne oldukdan sonra, sıfatlarının, kendisinde bırakılmasında, nice fâide vardır. Sıfatları yok edilseydi, insan, yüksek derecelere ilerliyemezdi. Rûhu, melek gibi olurdu. Kendi makâmında kalırdı. Rûh, ancak nefse uymamakla yükselebilmekdedir. nefisde azgınlık kalmasaydı, nasıl ilerliyebilirdi. Kâinâtın efendisi (a.s), kâfirlerle cihâddan geri dönünce, (Küçük muhârebeden döndük, büyük cihâda geldik) buyurdu. nefis ile savaşmağa, (Cihâd-ı ekber) dedi. Din büyüklerinin nefislerinin azması demek, çok az (Terk-i azîmet) ve (Muhâlefet-i evlâ) etmesi demekdir. Büyüklerin nefslerinde, yalnız bu terki istemek vardır. Yoksa azîmeti ve evlâyı terk etmezler. İşte, nefslerinin, yalnız bu istemesinden dolayı, cenâb-ı Hakka o kadar çok yalvarırlar, o kadar çok pişmân olur, sızlarlar ki, başkalarının bir senede kazandıkları mertebelere, bir ânda yükselmelerine sebeb olur.
Yine sözümüze dönelim! Sevgilinin ahlâkı, sıfatları, her nerede bulunursa orası da sevilir. Âl-i İmrân sûresinde, (Benim izimde yürüyünüz! Allahü teâlâ, sizi sever) meâlindeki otuzbirinci âyet, bunu işâret etmekdedir. O hâlde, Ona (a.s.) uymağa çalışmak, insanı, Mahbûbiyyet makâmına kavuşdurur. Aklı olanların, iyi, doğru düşünebilenlerin zâhirleri ile, bâtınları ile Habîbullaha (a.s.) tâm uymağa çalışması lâzımdır.
Mektûb uzunca oldu. Afv buyurunuz! Her bakımdan güzel olanı anlatan söz, güzel olacağı için, uzadıkça, güzelliği artar. Sûre-i Kehf, yüzonuncu âyet-i kerîmesinde meâlen, (Rabbimin kelimelerini yazmak için, deniz mürekkeb olsa, Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz biter. Bir deniz dahâ getirsek o da biter) buyuruldu. Vesselâm.
Sözü başka tarafa çevirelim. Düâlarımı bildiren mektûbumu size getiren Mevlânâ Muhammed Hâfız, ilm sâhibi olup, çoluk çocuğu fazladır. Geçim darlığından askere gitdi. Eğer yardım elinizi uzatır, emîr nakîb Seyyid Şeyh Ciyuya (rahmetullahi aleyh) maâş alması için veyâ yardım etmesi için söylerseniz kerem etmiş olursunuz. Dahâ fazla yazıp başınızı ağrıtmıyayım.