Hz. Adem'in çocukları nasıl evlendi?


İnsanlar Hz. Âdem'le Hz. Havva'dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu.

İkizlerin birbirleriyle evlenmesi yasaktı. Yeryüzünde işlenen ilk cinayet olan Kabil'in Habil'i öldürmesi, kendi ikizi olan kız kardeşiyle evlenmek istemesi üzerine gelişen olayların bir sonucu oldu.

Hz. Âdem'den Peygamber Efendimize gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan inanç esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem'den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta, "Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik" buyurulur.

Bediüzzaman Hazretleri de bu meseleyi şöyle izah eder:

"Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü'l-Enbiya'dan (asm) sonra şeriat-ı kübrası [büyük şeriatı] her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır."
(Sözler, s.485).

Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinegoglarda, Hıristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa'nın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.

Hz. Âdem ise ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah ona da bir din ve şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah'ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem'in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.  (6)


Ahiret Kardeşliği ve Evlatlığı


İslam'da soy veya süt yolundan başka, kadın ile erkek arasında kardeşlik yoktur. Dolayısıyla İslam'da ahiret kardeşliği veya ahiret evlatlığı diye bir müessese yoktur
. (1)




Başlık Parası


Zamanımızda bazı kız babaları, halen erkek tarafından para almak suretiyle söz vermektedirler. Başlık veya ağırlık adı ile alınan bu para rüşvet kabilinden bir haramdır
. (2)




Eşler birbirini İsmen Çağırabilir mi?


Erkeğin hanımını adı ile çağırmasında bir mahsur yoktur. Fakat kadının kocasını ismen çağırması mekruh görülmüştür. Kadını kocasına karşı saygı göstermesi açıısndan "Beyefendi" gibi sıfatlarla çağırması çok daha güzeldir.
Aynı şekilde ana-babayı ismi ile çağırmak mekruhtur.Yine kadının kocasına "oğlum", kocanın karısına "kızım" demesi tahrimen mekruhtur. (1)



Evlenecek Erkeğe Kına Yakmak


Kadınların kına yakmasına müsaade verilmiştir. Fakat evlenecek erkeğe ve sünnet olacak çocuğa kına yakmak haramdır. Ancak tedavi niyeti bulunduğunda bir mahzur yoktur. (4)




Evlilikte Sıra Şartı Var mı?


Dinimizde böyle bir sıra mecburiyeti yoktur. Denebilir ki: Allah küçüğün kısmetini önce göndermiş, büyüğünki ise ondan sonraya tehir edilmiş!. Bu sebeple kısmeti çıkanın, (şayet çok denk ve münasip bulunuyorsa) evlenmesinde sakınca söz konusu olmaz.
Böyle bir denklik ve uygunluk söz konusu olunca büyükler bunu bir saygısızlık manasına almazlar. Kısmeti çıkan evlenir, kısmeti yolda olan da gelinceye kadar bekler!. deyip yardımcı olurlar. (3)



İki Bayram Arası Nikah

Halk arasında konuşulan bazı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de "İki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz" düşüncesidir.

Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yani nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. "Nikâh şu gün caiz olur, şu gün caiz olmaz" diye bir şart yoktur.

Bu meselenin aslına gelince, hâdise şudur: Bilindiği üzere, Ramazan ve Kurban gibi yıllık iki bayramımızın yanında bir de haftalık bayramımız vardır. O da Cuma günü. Yani Ramazan veya Kurban Bayramı Cuma gününe rast gelir, düğün de bugünlerde yapılırsa; bu arada nikâh kıyma ile meşgul olunur da Cuma namazına yetişememe gibi bir tehlike baş gösterirse o saat içinde nikâh kıymak caiz olmaz.

Çünkü bu saat içinde nikâhla meşgul olmak farz-ı ayn olan bir ibâdetin terkine sebep olmaktadır. Hayır yapalım derken, şerre sebebiyet verilmektedir.

Fakat böyle bir sıkışıklığa meydan verilmeden Cuma namazından bir müddet önce veya namaz kılındıktan sonra nikâh kıyılırsa pekâlâ olur, bir mahzur da kalmaz.

Zaten böyle bir hal de pek vuku bulmamaktadır."İki bayram arasında nikâh olmaz" sözünün bâtıl da olsa târihî bir geçmişi vardır. Bilhassa bu inanç Islâmdan önceki Cahiliye Arapları arasında yaygındı. Onlar Ramazan'dan sonra başlayan Şevval ayında evlenmeyi uğursuz sayar, düğünlerini başka bir tarihte yaparlardı.

Her Cahiliye âdetinde olduğu gibi, bu âdeti de bizzat Peygamber Efendimiz yıkmış, geçersiz kılmıştır. Resul-i Ekrem Efendimiz Hz. Âişe validemizle Şevval ayında nişanlanmış, üç sene sonra da yine Şevval ayında evlenmiştir. Böylece iki bayram arası olan Şevval ayında düğün yapmak ve nikâh kıymak sünnet olmuştur. (5)



Nikah Tazelenir mi?


Günümüz de camilerde imam komutasında yapıldığı gibi nikah yenilenmez. Zira nikah tazelenirken erkek hanımının vekaletini almak  mecburiyetindedir. Bu vekaletde şahitler huzurunda olmalıdır. Günümüzde cami cemaati böyle bir vekalet almamaktadır. (1)




Kaynaklar

1) Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali (İslam Aile Hukuku), Rauf Pehlivan
2) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, 2/463 Mehmed Emre
3) Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin
4) El Havi Lil Fetavi, 1/144, Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali (İslam Aile Hukuku), Rauf Pehlivan
5)
Mehmet Paksu, Sorularla İslamiyet
6) Zafer Dergisi
7)