|
|
|
Tevbe
Suresi
Tefsir İçin
Ayet Numaralarını Tıklayınız
|
| Tevbe sûresi
129 âyettir. 128. ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de
inmiştir.
104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir.
Tamamen istisnai
bir durum olarak, diğer surelerde olduğu gibi bir surenin başında
besmele
yoktur. İlk ayetler, müşriklere karşı sert bir ültimatom
niteliğinde
olduğu için de Allah Teala'nın Rahman ve Rahim sıfatları bulunan
besmele
ile başlamak, uygun görülmemiştir. Kur'an
okumaya,
surenin başından başladığı zaman sadece "Euzu" çekilir ve okumaya
başlanır.
Enfal suresinden veya bir başka sureden, bu sureye geçilirse, okunan
surenin
devamıymış gibi, araya hiçbir şey sokulmadan okumaya devam edilir.
Surenin
başından değil de başka bir ayetinden okumaya başlandığında "Besmele"
çekildikten
sonra geçilir |
|
1.(Bu,)
Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve
Resûlü’nden kesin bir uyarıdır.
2.Bundan böyle yeryüzünde (size
tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz
bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık
kılıcıdır.
3Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber)
günü, Allah'tan ve Resûlü’nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak
Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de… Eğer tevbe ederseniz bu
sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı
elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkar edenleri acı bir azapla
müjdele. |
|
4.Ancak
müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan)
bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler
başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever.
5.Haram aylar (süre tanınmış
dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde
öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini
kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse
yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
|
|
6.Eğer
müşriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki
Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere
ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları
nedeniyledir.
7.Mescid-i Haram yanında
kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah Katında ve
Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı
olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı
doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever.
8.Nasıl olabilir ki!.. Eğer size
karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de
'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut
kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık kimselerdir.
|
|
9.Allah'ın
ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu
engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
10.Onlar (hiç) bir mü'mine karşı
ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip
tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
11.Eğer onlar tevbe edip namazı
kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde
kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer
açıklarız.
12.Ve eğer antlaşmalardan sonra,
yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu
durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan
kimselerdir; belki cayarlar. |
|
13.Yeminlerini
bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa
(savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz
onlardan? Eğer inanıyorsanız, Kendisi'nden korkmanıza Allah daha
layıktır.
14.Onlarla çarpışınız. Allah,
onları sizin ellerinizle azaplandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve
onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya
kavuştursun.
15.Ve kalplerindeki
öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
|
16.Yoksa
siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü’nden ve
mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya)
çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
17.Şirk koşanların, kendi
inkarlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini
onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa
gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.
18.Allah'ın mescidlerini, yalnızca Allah'a
ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve
Allah'tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete
erenlerden oldukları umulanlar bunlardır |
|
19.Hacılara
su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe
iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız?
(Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa
hidayet vermez.
20.İman edenler, hicret edenler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah Katında
büyük dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler
bunlardır.
21.Rableri onlara Katından bir
rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet
bulunan cennetleri müjdeler.
22.Onda ebedi kalıcıdırlar.
Şüphesiz Allah, büyük mükafat Katında olandır. |
|
23.Ey
iman edenler, eğer imana karşı inkarı sevip-tercih ediyorlarsa,
babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları
veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.
24.De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden
evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda cihad
etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar
bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. |
|
25.Andolsun,
Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok
sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir şey
de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti,
sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.
26.(Bundan) Sonra Allah, elçisi
ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi, sizin
görmediğiniz orduları indirdi ve inkar edenleri azaplandırdı. Bu,
inkarcıların cezasıdır.
27.Bunun ardından Allah,
dilediği kimseden tevbesini kabul eder. Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. |
|
28.Ey
iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından
sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde
kalmaktan korkarsanız, Allah dilerse sizi Kendi fazlından zengin kılar.
Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
29.Kendilerine kitap
verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve
Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din
edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar
savaşın. |
|
30.Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler;
Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların
ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin
sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da
çevriliyorlar?
31.Onlar,
Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler
ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet
etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O,
bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.
32.Ağızlarıyla Allah'ın nurunu
söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu
tamamlamaktan başkasını istemiyor.
33.Müşrikler
istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini
hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. |
|
34.
Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan)
rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın
yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda
harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.
35.Bunların üzerlerinin cehennem
ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları
bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için
yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). |
|
36.Gerçek
şu ki, Allah Katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden
beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte
dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin
ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca
savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.
37.(Haram ayları) Ertelemek
ancak inkarda bir artıştır. Bununla kafirler şaşırtılıp-saptırılır.
Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal,
bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helal
kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine 'çekici ve süslü'
gösterilmiştir. Allah, inkarcı bir topluluğa hidayet vermez. |
|
38.Ey
iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği
zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına
mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek
azdır.
39.Eğer savaşa
kuşanıp-çıkmazsanız, O sizi pek acı bir azapla azaplandıracak ve
yerinize bir başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir
şeyle zarar veremezsiniz. Allah, herşeye güç yetirendir. |
|
40.Siz
Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir. Hani
kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette
Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve güvenlik
duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş,
inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa
Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir.
41Hafif
ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve
canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
42.Eğer yakın bir yarar ve orta
bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara
uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa)
çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini
helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini
biliyor. |
|
43.Allah
seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve
yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?
44.Allah'a ve ahiret gününe iman
edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden
izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
45.Senden,
yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp,
kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.
46.Eğer
(savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı.
Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını
doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi. |
|
47.Sizinle
birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave
etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.
48.Andolsun, daha önce onlar
fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda
onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya
çıkıp-üstünlük sağladı.
49.Onlardan bir kısmı: "Bana
izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta)
içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o inkar edenleri mutlaka
çepeçevre kuşatıcıdır. |
|
50.Sana
iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince
ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp
giderler.
51.De ki: "Allah'ın bizim için
yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim
Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
52.De
ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin
dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya Kendi
Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz.
Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte
bekleyenleriz.
53.De
ki: "İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul
edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." |
|
54.İnfak
ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini
tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına
gitmiyorken infak etmeleridir.
55.Şu halde onların malları ve
çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya
hayatında azaplandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla
çıkmasını ister.
56- Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına
yemin
ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir
topluluktur.
57.Eğer onlar bir sığınak ya da
(kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla
oraya yönelip koşarlardı. |
|
58.Onlardan
sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine
verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer
gazablanırlar.
59.Eğer
onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize
Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de.
Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya).
60.Sadakalar,
-Allah'tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat)
işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular,
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. |
|
61.
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir
kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır.
Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler
için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı
bir azap vardır."
62.Sizi
hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler, hoşnut
kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.
63.Bilmiyorlar
mı, kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun
için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük
aşağılanma budur. |
|
64.Münafıklar,
kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde
indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah
kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."
65.Onlara
sorarsan, andolsun: "Biz dalmış, oyalanıyorduk" derler. De ki: "Allah
ile, O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?"
66.Özür
belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkara saptınız. Sizden bir
topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar
olmaları nedeniyle azaplandıracağız. |
|
67.Münafık
erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü
emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar
Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska
sapanlardır.
68.Allah, erkek münafıklara da,
kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere
cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir
ve onlar için sürekli bir azap vardır. |
|
69.Sizden
önceki (münafıklar ve kafirler) gibi. Onlar sizden kuvvet bakımından
daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi
paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi
paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla
yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi
daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
70.Onlara,
kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin,
Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi?
Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara
zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. |
|
71.Mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği
emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve
güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
72.Allah, mü'min erkeklere ve
mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan
cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan
olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
73.Ey
Peygamber, kafirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve
caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir
yataktır o!.. |
|
74.Allah'a
and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar
inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara
sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse
kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada
da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir
koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
75.Onlardan
kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka
vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir.
76.Onlara Kendi bol ihsanından
verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle
sırt dönenlerdir.
77.Böylece
O da, Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve yalan söylemeleri
nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, kalplerinde nifakı
(sonuçta köklü bir duygu olarak) yerleşik kıldı.
|
|
78.Onlar
bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da,
fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip
olandır.
79.Sadakalar
konusunda, mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden
(cehdlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay
edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı
bir azap vardır.
80.Sen, onlar için ister
bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma
dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların
Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah
fasıklar topluluğuna hidayet vermez. |
|
|
81- Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri
kalanlar
oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.
De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir
kavrayıp-anlasalardı.
82- Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler,
çok
ağlasınlar.
83- Bundan böyle, Allah seni onlardan bir topluluğun
yanına
döndürür de, (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki:
"Kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin
olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı ilk
defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte oturun."
|
|
|
84- Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma,
mezarı
başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkara saptılar
ve fasık kimseler olarak öldüler.
85- Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin;
Allah
bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar
içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.
86- "Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihad etmeye
çıkın"
diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden
izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.
|
|
|
87- (Savaştan) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler.
Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.
88- Ama ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve
canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa
erenler onlardır.
89- Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından
ırmaklar
akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
90- Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin
verilmesi
için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı.
Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.
|
|
91- Allah'a
ve
elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece,
güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara
bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol
yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
92- Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana
her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak
edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana
boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur.
|
|
93.Yol,
ancak o kimseler aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa
çıkmamak için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla
birlikte olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir.
Bundan dolayı onlar, bilmezler.
94.Onlara geri döndüğünüzde size
özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak
inanmıyoruz. Allah bize, durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı
Allah görecektir, O'nun elçisi de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni
de bilene döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir."
95.Onlara
geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler.
Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta
olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir. |
|
96.Kendilerinden
hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız
bile şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.
97.Bedeviler inkar ve nifak
bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları
bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir.
98.Bedevilerden
öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi
felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah
işitendir, bilendir. |
|
99.Bedevilerden
öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve
infak ettiğini Allah Katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve
bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten
onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da onları Kendi rahmetine
sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
100.Öne
geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan
hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara,
içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler
hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
101.Çevrenizdeki bedevilerden
münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa
çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz
onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba
döndürülecekler. |
|
102.Diğerleri
günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle
karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
103.Onların mallarından sadaka
al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et.
Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah
işitendir, bilendir.
104.Onlar bilmiyorlar mı ki,
gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak
olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen O'dur. |
|
105.De
ki: "Yapıp-edin. Allah sizin yapıp-ettiklerinizi (amellerinizi)
görecektir. O'nun elçisi ve mü'minler de. Yakında gaybı ve müşahede
edilebileni Bilen'e döndürüleceksiniz ve O, size yaptıklarınızı haber
verecektir."
106.Diğer
bir kısmı, Allah'ın emri için ertelenmişlerdir. O, bunları, ya
azaplandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir.
107.Zarar vermek, inkarı
(pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve
elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz
iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir. |
|
108.Sen
bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden
takva temeli üzerine kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer
işlere) durmana daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar
vardır. Allah arınanları sever.
109.Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi
hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup
onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi?
Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
110.Onların kalpleri
parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak
sürüp-gidecektir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir |
|
111.Hiç
şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti
vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah
yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta,
İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan
daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu
alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve
mutluluk' budur.
112.Tevbe
edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. |
|
113.Kendilerine
onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan
sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri
peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
114.İbrahim'in babası için
bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi.
Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan
uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
115.Bir topluluğa Allah, hidayet
verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya
kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, herşeyi
bilendir. |
|
116.Gerçek
şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin
Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
117.Andolsun
Allah, Peygamberin, muhacirlerin ve ensarın üzerine tevbe ihsan etti.
Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi neredeyse kaymak üzereyken- ona
güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti.
Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.
118.(Savaştan) Geri bırakılan üç
(kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü
onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti
ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice
anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti.
Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. |
|
119.
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru
(sadık)larla birlikte olun.
120.
Medine
halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah’ın elçisinden geri kalmaları,
kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten
onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere
ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında,
mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir.
Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. |
|
121.Küçük,
büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi,
mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını
vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
122.Mü'minlerin tümünün öne
fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir
grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek
(tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları
uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.
123.Ey iman edenler, inkar
edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç ve
caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle
beraberdir. |
|
124.Bir
sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?"
der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar
müjdeleşmektedirler.
125.Kalplerinde hastalık
olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış
ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
126.Görmüyorlar mı ki, gerçekten
onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe
etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar. |
|
127.
Bir sûre indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve):
"Sizi
bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten
onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların
kalplerini çevirmiştir.
128. Andolsun size, içinizden
sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
129. Eğer onlar yüz
çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka İlah yoktur. Ben
O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." |
|

|

|
|