KURAN'I KERİM TEFSİRİ  - ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR

Tefsir'in 1992 yılı sadeleştirmesinden alınmıştır. Sadeleştirme baskısındaki önsöz aşağıdadır.


Önsöz

Yüce Allah, sözlerin en güzeli olan Kur'ân'ı, okuyup anlamaları ve gereğince amel etmeleri için kullarına göndermiştir. Hz. Peygamber Efendimizden beri Kur'ân'ı iyi bilenlerin ve doğru anlayanların, onu anlamakta güçlük çekenlere yardımcı oldukları, bunu bir görev  ve ibadet saydıkları bilinen bir gerçektir. Bu anlayışla hareket eden İslâm bilginleri, İslâm tarihi boyunca, her asırda ciltler dolusu tefsir yazmışlardır. Ancak din ilimlerinde ortak dilin Arapça olmasından dolayı bu eserlerin hemen hepsi Arapça olarak kaleme alınmıştır. Onlardan faydalanabilmek hem Arap dilini iyi bilmeyi, hem de İslâm ilimleri alanında belli bir seviyeye gelmiş olmayı gerekli kılmaktadır.

Tanzimatla birlikte iyice batıya açılan eğitimimiz, bir anlamda oradan gelecek düşünce akımlarına da kapılarını açmış oluyordu. Nitekim çok geçmeden bunun etkisi toplum hayatında kendini gösterdi: O zamana kadar hiç kimsenin şüpheye yanaşmadığı İslâmî değerler, İslâm kültüründen mahrum, batı hayranı bazı yarı aydınlar arasında tartışma konusu edilmeye başlandı. Artık herkes İslâm ve Kur'ân hakkında ileri geri konuşuyor, kendince fikir yürütüyordu. Oysa İslâmî değerlere karşı yöneltilen tenkitlerin pek çoğu, hıristiyan misyonerlerinin öteden beri  İslâm'ı yıkmaya ve yıpratmaya yönelik çabalarından kaynaklanan görüşlerdi. Ağır ağır ülke idaresinde ağırlıklarını hissettirmeye başlayan bu dışa bağlı kültürün zebunu olan sözde aydınların büyük çoğunluğu, bu görüşlere karşı verilmesi gereken ciddi cevapların neler olduğunu bilemedikleri gibi, ister istemez bu yıkıcı fikirlerin etkisinde de kalıyorlardı.

 

Bu manzara karşısında medreseler, asırlarca devam edegelen klâsik eğitim sistemini sürdürüyor, onun mensupları kendilerini, mümkün olduğunca bu tartışmaların dışında tutmaya çalışıyorlardı. Genel manzara böyle olmakla beraber, onlar arasında Elmalılı Hamdi Efendi gibiler, sırf kendi gayretleri ile medresenin kabuğu dışına çıkıp, toplumda olup bitenleri görebiliyor, İslâmî gerçekleri savunmaya hem bu dış kaynaklı kültürün savunucusu aydınları, hem de halkı aydınlatmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorlardı. Bu ihtiyaç gittikçe artan bir şiddette kendini gösteriyordu. Özellikle cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte memleketimizde tatbik edilen koyu bir laisizm anlayışının hakim olduğu materyalist ve gayr-ı millî eğitim sistemi, manevî değerlerden son derece yoksun bir neslin ortaya çıkmasının başlıca sebebi sayılmalıydı. Böyle bir neslin yakın tarihte ülke mukadderatına hakim olacağını düşünmek ve hatta her geçen gün bunun kötü örneklerinin ayrık otu gibi birer birer ortaya çıktığını görmek vatanını, milletini ve mukaddesatını  canı gibi seven gerçek aydınların uykusunu kaçırıyordu. Artık İslâm dininin, asrın gerektirdiği ve insanların ihtiyaç duyduğu seviyede anlatılması ve Kur'ân'ın asrın idrakine söyletilmesi lazımdı. Hem de bu iş, millete kendi dili ile yapılmalıydı.

 

İşte cumhuriyetin daha ilk yıllarında Kur'ân'ın Türkçe'ye terceme edilmesine ve kısaca da olsa bir tefsirinin yapılmasına karar verilmişti. Bu iş için kimin veya kimlerin görevlendirileceği hakkında uzun tartışmalar oldu. Büyük Millet Meclisi başta olmak üzere aklı eren kimseler bu işle ciddî olarak meşgul oldular. Nihayet zamanın Diyanet İşleri Reisi merhum Rifat Börekçi ile yardımcısı merhum Ahmet Hamdi Akseki'nin tensip ve ısrarı ile tercemenin İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif Bey'e, tefsirin de Elmalılı M. Hamdi Efendi'ye yaptırılması uygun görüldü. Bir müddet sonra şair M.Akif Bey Mısır'a gitti. Orada hazırladığı ilk tercemeleri Hamdi Efendi'ye gönderdi, ancak bunları beğenmediğini, bütün gayretine rağmen bu konuda başarılı olabildiğine inanmadığını da yazıyordu. M.Akif Bey daha sonra terceme işinden kesinlikle vazgeçtiğini ilgililere bildirince, Diyanet İşleri yetkilileri tercemeyi de yapması için Hamdi Efendi'ye teklifte bulundular. Ancak o da Kur'ân'ın Türkçe'ye lâyıkı ile terceme edilebileceğine inanmadığını bildirerek, yalnızca meâl olarak tefsirden önce bir ilavenin konulabileceğini söyledi ve onun bu görüşü kabul edildi. Dikkat edilirse hep meâl tabiri kullanılmıştır. Bunun elbette özel bir anlamı ve önemi vardır. Yapılan meâllerde Kur'ân'ın cümle yapısına ve ifade tarzına aynen riayet edilmiş, Arapça kelimelerin karşılığında Türkçeleri konulmakla yetinilmiştir. Âyetlerin bu şekilde Türkçe'ye çevrilmesi ve Türk dilinin cümle yapısına özen gösterilmemesi, daha o zamanlar birtakım itirazlara yol açmış ve bu tarz bir meâl birçoklarınca beğenilmemişti. Ancak merhum Hamdi Efendi'nin büyük oğlu Muhtar Yazır'ın, eserin ikinci baskısı için yazdığı önsözde de (15 Aralık 1959) belirttiği gibi, o sıralarda Kur'ân'ın namazda Türkçe okunması ve okutulması yolunda bir eğilim belirmiş ve bazı denemeler de yapılmıştı. Sözkonusu eğilim Hamdi Efendi'nin inançlarına aykırı olduğundan, terceme değil, özellikle meâl işinde ısrar etmişti.

 

Bu eser, işte böyle çok yönlü uğraşmalar ve yıllar süren çalışmalar sonunda meydana geldi. Bunun Türkçe yazılmış tefsirler içinde erişilmez bir yeri ve bundan sonra da kolay kolay aşılamaz bir ilmî değeri bulunduğu kesindir. Eserin yazarına göre, ancak harcadığı emeğin bir misli daha emek vermek suretiyle Kur'ân'a doğru dürüst bir tefsir yazılabilir. Daha sonra ömrüm yetişmez ve bu eser yarım kalır korkusuyla birçok sûreyi inceliklerine ve derinliklerine girmeden ve sözü uzatmadan kısaca tefsir edip geçtiği de bilinmektedir. Bununla beraber merhum tefsircinin gerekli gördüğü yerleri uzun uzadıya açıklamaktan ve çok yönlü ilmî ispatlara yer vermekten çekinmediği de açıkça müşahede edilir. Eserin çeşitli İslâmî ilimler, hatta modern ilimler ve fikirler açısından büyük bir bilgi hazinesi olduğu inkâr kabul etmez bir gerçektir. Bu mükemmel eser, birçok yönlerden bazı ufak tefek tashihlere de ihtiyaç göstermekteydi. Bu cümleden olarak:

 

1. Eserin dili: 1930'lu yılların diliyle kaleme alınmış olan eser, aslında o günün aydınları için bile ağır sayılabilecek bir ifade tarzına sahip bulunuyor. Yer yer konuşma dilini yansıtmasına rağmen, ilmî ve fikrî izahlara girişilen yerlerde üslup oldukça ağdalı ve ağırdır. Oysa son elli-altmış sene içinde Türkçe'deki sadeleşme ciddi boyutlara ulaşmış, hatta bu alanda uçurum sayılabilecek aşırılığa gidilmiştir. Sıradan aydınlar ve üniversite mezunları değil, din ilimleri alanında öğrenim gören ilâhiyat öğrencileri bile eserin dilini anlayamamaktan yakınır olmuşlardır. Çünkü artık kimse "zevceyn beyninde" demiyor, "karı koca arasında" diyor ve "beyin" kelimesini de kafa tasının içindeki beyin olarak anlıyor. Eserin ilmî özelliğini ve yazarın üslubunu zedelemeden dilinin günümüz Türkçesine uyarlanması gerekiyordu. İşte bu yapılmaya çalışıldı.

 

2. Eserin tertibi: Eserin ilk baskısında ve ondan sonraki ofset baskılarında âyetlerin asıllarına ve meâllerine sıra numarası verilmemişti. Tefsire yardımcı olmak üzere başka sûrelerden alınan âyetlere de rakam verilmemişti. Bu âyetlerin çoğu zaman sadece metni konulmuş, fakat ne anlama geldiği meâlen dahi açıklanmamıştı. Bütün bunlar eserden istifadeyi güçleştiriyor,. hatta birçokları için imkansız kılıyordu. Oysa böylesine ciddî bir eserde âyet numaraları bulunmalıydı. Başka sûrelerden alınmış olan âyetlerin veya âyet meâllerinin de yerleri gösterilmeliydi. Bunlar da yapıldı. Ayrıca tefsiri yapılan bölümün daha iyi anlaşılması için, başka sûrelerden alınan âyetlerden meâli verilmeyenlerin de meâlleri verildi ve bunların tarafımızdan ilave edildiği belirtilmek üzere italik harflerle dizildi.

 

3. Hadislerin tahrici: Yine ilk baskıda ve onu takip eden baskılarda hadisler bazen metin olarak konulmuş, fakat Türkçe'si verilmemiş bazen de Türkçe'siyle yetinilmiş, metni ihmal edilmiştir. Oysa bu hadislerin hem asıl metinleri, hem de hangi hadis kitabında bulunduğu dipnotlarda gösterilmeliydi. Bunların da kaynakları gösterildi. Bu çalışma Nusrettin Bolelli tarafından gerçekleştirilmiştir.

 

4. Tefsir kaynakları: Bu zamana kadar yapılan baskılarda çeşitli tefsir kaynaklarından ve diğer eserlerden yapılan nakillerin yerleri de gösterilmemiş, sadece: "Şu eserde diyor ki..." veya "filân zat diyor ki..." gibi ifadelerle yetinilmişti. Halbuki okuyucuya kolaylık sağlanması veya ilgi duyanların müracaat etmeleri açısından nakil yapılan yerlerin dipnotlarda gösterilmesi faydalı olurdu. Yaptığımız bu çalışmada bunlar da imkanlar ölçüsünde gösterildi. Bu konudaki çalışma da Abdullah Yücel tarafından gerçekleştirildi.

 

5. Tashih ve açıklama: Eserde yalnız meâl olarak verilip açıklamaya ihtiyaç duyulan yerlerde gerekli açıklamalar yapılmış ve bunların tarafımızdan yapıldığına işaret edilerek dipnotlarda gösterilmiştir.


Ayrıca eserin sadeleştirilmesi esnasında, tefsire yardımcı olmak üzere başka sûrelerden alınan âyetlerin ait oldukları sûre isimlerinden dalgınlıkla yanlış verilmiş olanlar da düzeltilmiştir. Bazı âyet metinlerinde görülen dizgi hataları da giderilmiştir. Yine bu cümleden olarak kelimelerdeki benzerlik ve anlayış farkından kaynaklanan ufak tefek yanılgılara da işaret edilerek dipnotlarda gösterilmiştir. Bunların dışında eserin muhtevasına asla dokunulmamıştır. Çünkü dinî ve ilmî sahalarda şöhret bulmuş olan eserlerin aynen muhafaza edilmesi büyük önem taşımaktadır. Buna da yeterince riayet edildi.

 

6. Rical, fihrist ve lügatçe: Eserde geçen özel isimlerin ve şahısların alfabetik bir fihrist içinde yer alması, artık ilmî eserlerde aranan ve vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Bütün özel isimlerin yer aldığı alfabetik bir fihristi ayrı bir cilt halinde sunmayı ve konu başlıklarını da aynı cilt içinde yine alfabetik sırayla vermeyi uygun bulduk. Ayrıca tefsirde geçen bazı kelime ve terimlerle ilgili bir lügatçe ilave ettik. Böyle yaptığımız takdirde eserden bütünüyle istifadeyi daha da kolaylaştıracağımıza inanıyoruz.

 

Yapmış olduğumuz bu çalışmalar esnasında bizlere yardımcı olan ve eserin sadeleştirilmesinde önemli katkıları bulunan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Dr. Nedim Yılmaz, Dr. Muhsin Demirci, Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul Haseki Eğitim Merkezi Müdürü Mahmut Özakkaş ve aynı merkezin hocalarından İbrahim Tüfekçi’ye teşekkürü bir borç biliriz.

 

Hedefimiz eserden istifâdeyi kolaylaştıracak yolları açmak ve değerli okuyucularımıza yardımcı olmaktır. Çaba ve emek bizden, muvaffakiyet Allah’ tandır.

 

Haziran 1992


Sadeleştirenler

Prof. Dr. İsmail Karaçam      Yard. Doç Dr. Emin Işık

Nusrettin Bolelli                 Abdullah Yücel


Allah (c.c) cümlesinden razı olsun. Sitemize yerleştirirken ayet ayet ulaşımıda sağlmaya çalıştık. Allah (c.c) rızası için yapmış oldukları bu hizmetin telif ücretini bu dünyada dualarla aldıkları ve alacakları kuşkusuz. Siz okuyucularımızdan tek isteğimiz, bu eseri ortaya koyan, sadeleştiren, emeği geçenleri için bir fatiha okumanız, bir Allah (c.c) razı olsun demeniz.

Not: Tefsirin internete aktarımında ayet mealleri konulmamıştır. Sayfa yapısında düzenleme yapılmıştır. ayetlere kolay erişim için bazen her ayet için ayrı sayfa açılmıştır.

Biriz Biz