Ta-Ha
Suresi
Tefsir İçin
Ayet Numaralarını Tıklayınız |
|
Sûre ismini başındaki Tâ-Hâ
harflerinden
almıştır. Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm
tarihinin
önemli bir hatıra sayfasıdır. |
|
Rahman Rahim olan
Allah'ın adıyla
1.Ta,
Ha.
2.Biz
sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,
3.'İçi
titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye
indirdik).
4.Yeri
ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
5.Rahman
(olan Allah) arşa istiva etmiştir.
6.Göklerde,
yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında
olanların tümü O'nundur.
7.Sözü
açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O,
gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.
8.Allah;
O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur.
9. Sana
Musa'nın haberi geldi mi? |
|
10.Hani
bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş
gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir
yol-gösterici bulurum."
11-
Nitekim ona gidince, kendisine
seslenildi: "Ey Musa."
12- "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü
sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
13- "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."
14- "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde
Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
15- "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı
çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse
gizleyeceğim."
16- "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan
alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın." |
|
17-
"Sağ elindeki
nedir ey Musa?"
18- Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için
ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da
var."
19- Dedi ki: "Onu at, ey Musa."
20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman)
bir yılan (oluvermiş).
21- Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz."
22- "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet)
olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
23- "Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."
24- "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor."
25- Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."
26- "Bana işimi kolaylaştır." |
|
27-
"Dilimden
düğümü çöz;"
28- "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."
29- "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"
30- "Kardeşim Harun'u"
31- "Onunla arkamı kuvvetlendir."
32- "Onu işimde ortak kıl,"
33- "Böylece Seni çok tesbih edelim."
34- "Ve Seni çok zikredelim."
35- "Şüphesiz Sen bizi görüyorsun."
36- (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."
37- "Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
38- "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)" |
|
39-
"Onu sandığın
içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile
bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.
Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi
yönelttim."
40- "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size
haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk
ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de,
Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra
bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."
41- "Seni Kendim için seçtim."
42- "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek
davranmayın
.
43- "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor." |
|
44-
"Ona yumuşak
söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi
titrer-korkar."
45- Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum
takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."
46- Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve
görüyorum."
47- "Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz,
İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme.
Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların
üzerine olsun."
48- "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz
çevirenlerin üstünedir."
49- (Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi
ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
50- Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru
yolunu gösterendir." |
|
51-
(Firavun) Dedi
ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
52- Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim
Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
53- "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için
yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık."
54- "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri
için elbette ayetler vardır.
55- Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan
çıkaracağız.
56- Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o,
yalanladı ve ayak diretti. |
|
57-
Dedi ki: "Ey
Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı
gelmiş bulunuyorsun?"
58- "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi
sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı
olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.
59- (Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve
insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."
60- Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek
büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.
61- Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan
düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp
uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."
62- Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar
ve gizli konuşmalara geçtiler. |
|
63-
Dediler ki:
"Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle
yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu
(dininizi) yok etmek istemektedirler."
64- "Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar
halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."
65- "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."
66- Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden
dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi
göründü.
67- Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
68- "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."
|
|
69-
"Sağ
elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü
onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye
varsa kurtulamaz."
70- Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın
Rabbine iman ettik" dediler.
71- (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle
mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin
ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma
dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha
şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
72- Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla
'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın
hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü
yürütebilirsin." |
|
|
73- "Gerçekten biz Rabbimiz'e
iman ettik;
günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı
zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır
ve daha süreklidir."
74- "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar
olarak gelirse,
hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir,
ne dirilebilir."
75- "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak
O'na
gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."
76- "İçlerinde ebedi kalacakları altından
ırmaklar akan Adn
cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
|
|
77-
Andolsun, Biz
Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara
denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye
kapılmadan."
78- Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları
kaplayıveren kaplayıverdi.
79- Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya
yöneltmedi.
80- Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık.
Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla
bıldırcın indirdik. |
|
81-
Size, rızık
olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık
yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim
gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
82- Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde
bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
83- "Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"
84- Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için,
Sana gelmekte acele ettim Rabbim."
85- Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik,
Samiri onları şaşırtıp-saptırdı." |
|
86-
Bunun üzerine
Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim,
Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da
süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir
gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"
87- Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik,
ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler
yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."
88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte,
sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.
89- Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar
veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? |
|
90-
Andolsun,
Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye
düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır;
şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
91- Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı
bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."
92- (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını
gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"
93- "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"
94- Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben,
senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin"
demenden endişe edip korktum."
95- (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?" |
|
96-
Dedi ki: "Ben
onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp
atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."
97- Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza:
"Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için
kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır.
Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu
mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."
98- "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur.
O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."
99- Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz.
Gerçekten, sana Katımız'dan bir zikir verdik.
100- Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü
yüklenecektir. |
|
101-
O (yükün
altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü
bir yüktür.
102- Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri
kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.
103- (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında
fısıldaşacaklar.
104- Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol
bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün
kaldınız" derler.
105- Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları
darmadağın edip savuracak"
106- "Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."
107- "Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."
108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar.
Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan
başka bir şey işitemezsin. |
|
109-
O gün, Rahman
(olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu
kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
110- O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi
bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
111- (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde
eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
112- Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o,
ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.
113- Böylece Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda
korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki
korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur. |
|
114-
Hak olan,
biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana
gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki:
"Rabbim, ilmimi arttır."
115- Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o,
unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
116- Hani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında
(diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
117- Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine
düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz
olursun."
118- Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette
kalmana bağlı)dır."
119- Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında
yanmayacaksın da." |
|
120-
Sonunda
şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok
olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri
kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından
yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da
şaşırıp-kaldı.
122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
123- Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.
Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime
uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."
124- "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı
bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." |
|
125-
"O da (şöyle)
demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin
Rabbim?"
126- (Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat
sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."
127- İşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine
inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha
şiddetli ve daha süreklidir.
128- Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız,
onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları
yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz
bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
129-
Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre
(ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. |
|
130-
Şu halde
onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve
batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir
bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
131- Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için
yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin
rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132- Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden
rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır.
|
|
133-
Dediler ki:
"Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?"
Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?
134- Eğer Biz onları bundan önceki bir azap ile yıkıma uğratmış
olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: "Rabbimiz, bize bir elçi
gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce Senin ayetlerine tabi
olsaydık."
135- De ki: "Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda,
dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan
kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz." |
|
Tefsir
|
1-9- Tâ, Hâ
harfleri, -en iyisini Allah bilir benzerleri gibi heca harfleridir,
Esmâ-i Hüsnâ'dan (Allah'ın güzel isimlerinden) kasem (yemin) olduğu da
söylenmiştir. Bazı lugatlarda "ya recül (behey adam!)" demek olduğu da
rivayet edilmiştir. Bir de ; den emr-i hazır; "hâ" zamir olarak "bas
onu, yahut çiğne onu" diye Hz. Peygamber'e hitab olduğu şeklinde de
açıklanmıştır. Çünkü Allah'ın resulü teheccüd namazlarında (yorulup
bitkin düştüğünden, ayaklarına nöbetleşe istirahat vermek için, bir
ayak üzerinde durduğunda) iki ayağını da yere basması, yani her iki
ayağı üzerinde rahatlıkla durabilecek, çok fazla yorulup bitkin
düşmeyecek şekilde ibadet etmesi emrolunmuştur. Buna göre zamir ya
ayak, ya da yere aittir. Bu yoruma göre ayağını bas, yahut yeri çiğne
demek te olabilir. Bu mânâ mühimdir. Şu kadar var ki, buna göre "Tâhâ"
şeklinde yazılması gerekirdi. (İstiva meselesi için "Ârâf Sûresi, 7/54.
âyetin tefsirine bkz.) "Sır", içinden kendine söylediğin "ahfâ" ise,
olacak fakat henüz olmamış bulunandır. Yahut sır, başkasına gizli
söylediğin; ahfâ, kendi içinde gizlediğindir. Bir de "ahfâ" fiil-i mazi
(geçmiş zaman kipi) olmak üzere mânâ verilmiştir. Yani (Allah) kulların
sırrını bilir, kendi sırrını ise gizlemiştir. Bir hadis-i şerifte
(Allah'ın güzel isimleri) doksan dokuz (tane) sayılmış ve bunları
sayan, cennete girer buyurulmuştur.
10-54- Firavun
dedi ki: " Öyleyse geçmiş asırlar (halkın)ın durumu nedir? Yani dediğin
gibi (eğer gerçekten senin Rabbin varsa ve o) her şeye, layık olan
şeklini verdikten sonra, gitmesi gereken doğru yolunu da göstermiş ise,
geçmiş asırlardaki insanlar neden o doğru yolu takip etmemiş, niçin
senin dediğin gibi samimi olarak tevhid inancı içerisine girip
(Allah'a) kulluk etmemiş de putlara tapmış? Neden cehalet içinde
kalmışlar? Firavun, bu suretle Allah tarafından gelen herhangi bir yol
göstericiyi ve irşadı, dolayısıyla da peygamberliği inkâr etmek
istiyor. Firavun: "geçmiş asırlar" demekle içinde bulunduğu zamandan
daha önce gelip geçmiş asırları kasdetmiş olmakla beraber, kendisi de
onlardan ayrılmak istemediği cihetle o asırlara dahil olmuş bulunuyor.
Kasas Sûresi'nde de (28/43) geleceği üzere Kur'ân dilinde ilkçağlar
Firavun'un helak olmasıyla son bulmuştur. Bu nokta için olmalıdır ki,
Hz. Musa cevapta Allah onlara da peygamberler gönderdi demeyip de şöyle
dedi "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır." yani onların
durumu bana gizlidir. Gizli olan şeylerin bilgisi ise, ancak Rabbimin
katında bir kitabdadır. Onların durumunun ne olduğunu ve ne olacağını
ancak O bilir. Hiç bir zaman Rabbim şaşmaz ve unutmaz. O, yol
göstermiş, onlar kabul etmemişlerdir. Çünkü O Rabbimdir ki "yer yüzünü
sizin için bir döşek yaptı." Bu gözle görülen bir hidayettir, bir yol
göstermektir. "İşte biz o su ile çıkardık." Burada gıyabdan tekellüme
iltifat vardır. (Yani sözün ve hitabın yönü üçüncü şahıstan birinci
şahsa çevrilerek bir iltifat sanatı yapılmıştır.) Nühâ, batıl ve kötü
şeylere uymaktan sakındıran akıl demektir.
116-128-Ey
Muhammed:
129-135- Lizâm:
Ad ve Semud kavimlerine olduğu gibi daha dünyada iken hemen yakalarına
yapışan azabdır. "Rabbini hamd ile tesbih et" Burada da namaz vakitleri
tamamiyle gösterilmiştir. Önceki kitaplarda olan apaçık deliller.
Tevrat, İncil ve diğer daha parlak bir şekilde açıklayıp ispat eden ve
böylelikle onlar için de (tasdik edici) bir delil olup, Hz. Muhammed'in
peygamberliğinin açık bir mucizesi bulunan Kur'ân gelmedi mi?
|
 |

|
|