Medine
döneminde inmiştir. 176 âyettir. Sûre,
özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal konumlarından
bahsettiği
için bu adı almıştır. “Nisâ” kadınlar demektir.
1.Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini
yaratan;
ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı
gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz
Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.
Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.
1.Ey
insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve
ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana
getirip) yayan
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte
bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan
sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
2.Yetimlere
mallarını verin. Temizi pis olanla
(helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp
yemeyin.
Çünkü bu,
büyük bir günahtır.
3.Eğer,
(velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip
onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size
helâl
olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın.
Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan
korkarsanız, o
taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin.
Bu,
adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
4.Kadınlara
mehirlerini (bir görev olarak) gönül
hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size
bağışlarlarsa,
onu da afiyetle yiyin.
5.Allah’ın,
sizin için geçim kaynağı yaptığı
mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin,
giydirin ve
onlara güzel söz söyleyin.
6.Yetimleri
deneyin. Evlenme çağına (buluğa)
erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine
verin.
Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye
getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim
malından
yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine
uygun
bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine
geri
verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak
Allah
yeter.
7. Ana, baba ve
akrabaların (miras olarak)
bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların
bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Allah,
bırakılanın azından da çoğundan da bunları
farz kılınmış birer
hisse olarak belirlemiştir.
8. Miras taksiminde (kendilerine pay
düşmeyen)
akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan
bir şeyler
verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.
9.Kendileri,
geriye zayıf çocuklar
bıraktıkları
takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da)
ürperip
korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz
söylesinler.
10.Yetimlerin
mallarını haksız yere
yiyenler, ancak
ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar
çılgın bir
ateşe (cehenneme) gireceklerdir.
11.Allah,
size, çocuklarınız(ın alacağı
miras)
hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece)
ikiden
fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.
Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye
bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır.
Eğer
çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir
düşer.
Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma,
ölenin)
yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve
oğullarınızdan,
hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah
tarafından
farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
12. Eğer çocukları yoksa,
karılarınızın
geriye
bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının
dörtte
biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları
vasiyetlerin
yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin
çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz
varsa,
bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma)
yaptığınız vasiyetin
yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer
kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası
olmaz ve bir
erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer.
Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu
paylaştırma
varislere) zarar vermeksizin
yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden
sonra
yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir,
halîmdir
(hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
13. İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu
sınırlarıdır.
Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar
akan,
içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
14. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder
ve O’nun
koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine
sokar. Onun
için alçaltıcı bir azap vardır.
15. Kadınlarınızdan fuhuş
(zina) yapanlara
karşı
içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o
kadınları ölüm
alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar
kendilerini
evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).
16.Sizlerden
fuhuş (zina) yapanların her
ikisini de
incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip
kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok
merhamet
edendir.
17.Allah
katında (makbul) tövbe, ancak
bilmeyerek
günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte
Allah,
bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve
hikmet
sahibidir.
18. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri
(günahları)
yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe
ettim” diyen
kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette
elem dolu
bir azap hazırlamışızdır.
19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı
olmanız
size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında,
kendilerine verdiklerinizin bir kısmını
onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin.
Eğer
onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız
da Allah
onda pek çok hayır yaratmış olur.
20.Eğer
bir eşin yerine başka bir eş almak
isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi
ondan
hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi
verdiğinizi
geri alacaksınız?
21.Hem,
siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar
da sizden
sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?
22. Geçmişte olanlar hariç, artık
babalarınızın
evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve
nefret
gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.
23. Size şunlarla
evlenmek haram kılındı:
Analarınız,
kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş
kızları,
kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz,
karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan
olup
evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa
girmemişseniz
onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları,
iki kız
kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden
yapılan
bu tür evlilikler) başka.
Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
24.(Savaş
esiri olarak) sahip olduklarınız
hariç,
evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri
olarak
yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina
etmemek
şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı.
Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak
kendilerine
mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak
uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her
şeyi)
hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
25.Sizden
kimin, hür mü’min kadınlarla
evlenmeye gücü
yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden)
alsın.
Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle
ise
iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde,
sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin.
Evlendikten
sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı
uygulanır.
Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar
içindir.
Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır,
çok
merhamet edendir.
26.Allah, size
(hükümlerini) açıklamak,
size, sizden
öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor.
Allah,
hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27.Allah,
sizin tövbenizi kabul etmek
istiyor.
Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
28. Allah, sizden (yükümlülükleri)
hafifletmek
istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
29.Ey
iman edenler! Mallarınızı aranızda
batıl
yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa
başka.
Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
30. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu
yaparsa, onu
cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.
31.Eğer
size yasaklanan (günah)ların
büyüklerinden
kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere
koyarız.
32.Allah’ın,
kiminizi kiminize üstün kılmaya
vesile
yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere
kazandıklarından
bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.
Allah’tan, O’nun
lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
33.(Erkek
ve kadından) her biri için
ana-babanın ve
akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin
bağladığı
(ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.
Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
34.Erkekler,
kadınların koruyup
kollayıcılarıdırlar.
Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de
erkekler kendi
mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi
kadınlar,
itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da
“gayb”ı korurlar.
(Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını
gördüğünüz
kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda
vermez
de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.
Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.
Şüphesiz
Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
35.Eğer
karı-kocanın arasının açılmasından
endişe
ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem
gönderin.
İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır.
Şüphesiz
Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.
36.Allah’a
ibadet edin ve ona hiçbir şeyi
ortak
koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya,
uzak
komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik
edin.
Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.
37. Bunlar cimrilik eden, insanlara da
cimriliği
emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen
kimselerdir.
Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
38.Bunlar,
mallarını insanlara gösteriş için
harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan
kimin
arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
39.Bunlar,
Allah’a ve ahiret gününe iman
etselerdi ve
Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı,
kendilerine ne
zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.
40.Şüphesiz
Allah (hiç kimseye) zerre kadar
zulüm
etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat
arttırır ve
kendi katından büyük bir mükâfat verir.
41.Her
ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve
seni de
onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice
olacak!.
42.O kıyamet
günü, Allah’ı inkâr edip
Peygamber’e
isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan
hiçbir söz
gizleyemezler.
43.Ey
iman edenler! Sarhoş iken ne
söylediğinizi
bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken
yıkanıncaya
kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız,
veyahut
biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide
bulunup, su
da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek
onunla)
yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir,
çok
bağışlayıcıdır.
44.Kendilerine
Kitap’tan bir nasip verilmiş
olanları
görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan
sapmanızı
istiyorlar.
45.Allah,
sizin düşmanlarınızı çok daha iyi
bilir.
Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.
46.Yahudilerden
öyleleri var ki, (kelimeleri
yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından
uzaklaştırırlar.
Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”,
“İşit,
işitmez olası!” “Râ’inâ”
derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak”
deselerdi,
bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden
kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
47. Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım
yüzleri
silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını
lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı)
doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin.
Allah’ın emri
mutlaka yerine gelecektir.
48.Şüphesiz
Allah, kendisine ortak
koşulmasını asla
bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için
bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek
iftira
etmiş olur.
49.Kendilerini
temize çıkaranları görmedin
mi? Hayır!
Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.
50. Bak, Allah’a karşı nasıl yalan
uyduruyorlar. Apaçık
bir günah olarak bu yeter.
51. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş
olanları
görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve “tâğût”a
inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru
yoldadır” diyorlar.
52.
Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir.
Allah,
kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
53. Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı
var? Öyle
olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
54.Yoksa,
insanları; Allah’ın lütfundan
kendilerine
verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim
ailesine de
kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
55.Böylece
onlardan kimi ona iman etti, kimi
de sırt
çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56.Şüphesiz
âyetlerimizi inkâr edenleri biz
ateşe
atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların
derilerini
yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
57.İman
edip salih ameller işleyenleri ise,
içinden
ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara
orada
tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
58.Allah,
size, emanetleri mutlaka ehline
vermenizi
ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi
emrediyor.
Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah,
hakkıyla
işitendir, hakkıyla görendir.
59.Ey iman
edenler! Allah’a itaat edin.
Peygamber’e
itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir
hususta
anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten
inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin.
Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
60.
(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve
senden
önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u
tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak
istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
61.Münafıklara,
“Allah’ın indirdiğine
(Kur’an’a) ve
Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün
uzaklaştıklarını
görürsün.
62. Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir
musibet
geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey
istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri
nasıl
olur?
63. Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği
kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara,
kendileri hakkında
etkili ve güzel söz söyle.
65.Biz
her peygamberi sırf, Allah’ın izni
ile itaat
edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman
sana
gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber
de
onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici
ve çok
merhametli bulacaklardı.
65.Hayır!
Rabbine andolsun ki onlar,
aralarında çıkan
çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde
hiçbir
sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş
olmazlar.
66.
Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin
veya
yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç,
bunu
yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette
haklarında
hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
67.O
zaman kendilerine elbette katımızdan
büyük bir
mükâfat verirdik.
68.Onları
elbette doğru yola iletirdik.
69. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,
işte
onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla,
şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
70. Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen
olarak Allah
yeter.
71.Ey
iman edenler! (Düşmana karşı)
tedbirinizi alıp,
küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin.
72. Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki,
(onların
her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer
başınıza bir
musibet gelirse, “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım”
der.
73. Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer)
erişse, bu
sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle
der: “Keşke
ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete)
ulaşsaydım.”
74.O
hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı
karşılığında
satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da
öldürülür
veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
75.Size ne oluyor da,
Allah yolunda ve, “Ey
Rabbimiz!
Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost
ver, bize
katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı
erkekler,
kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
76.İman
edenler, Allah yolunda savaşırlar.
İnkâr
edenler de tâğût
yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın.
Şüphesiz şeytanın
hilesi zayıftır.
77. Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan)
ellerinizi
çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine
savaş
yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar
gibi,
hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi
yakın bir
zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır.
Ahiret,
Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl
kadar
haksızlık edilmez.”
78.Nerede
olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş
kaleler içinde bulunsanız
bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu,
Allah’tandır”
derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey
Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki,
neredeyse
hiçbir sözü anlamıyorlar!
79.Sana
ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana
ne
kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir
peygamber
olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
80.Kim
peygambere itaat ederse, Allah’a
itaat etmiş
olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.
81.Sana
“baş üstüne” derler. Fakat senin
yanından
çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz)
söylediklerinin
aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen
onlara
aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
82.Hâlâ
Kur’an’ı düşünüp anlamaya
çalışmıyorlar mı?
Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda
birçok
çelişki bulurlardı.
83.Kendilerine
güvenlik (barış) veya korku
(savaş)
ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve
içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu
değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu
anlayıp
bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız
hariç,
muhakkak şeytana uyardınız.
84.(Ey
Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş!
Sen
ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki
Allah inkâr
edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha
şiddetlidir.
85.Kim
güzel bir (işte) aracılık ederse, ona
o işin
sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona
da o
kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
86.Size
bir selâm verildiği zaman, ondan
daha
güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin
hesabını
gereği gibi yapandır.
87.
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh
olmayandır.
Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda
asla
şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?
88.Size
ne oluyor da münafıklar hakkında iki
gruba
ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek
eski
konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek
mi
istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu
bulamazsın.
89. Arzu ettiler ki kendilerinin küfre
saptıkları gibi
siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda
hicret
edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse,
onları
yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne
de bir
yardımcı.
90. Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir
topluma
sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle
savaşmayı
içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah
dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer
onlar
sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse;
Allah,
onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir.
91.Diğer
birtakım kimselerin de hem sizden
emin
olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar
küfre
her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak
durmazlar,
sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse,
onları
yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size
apaçık
bir yetki verdik.
92.
Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak
şey
değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla
öldürürse,
bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet
ödemesi
gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir
topluluktan
bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri
arasında
antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve
mü’min bir
köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından
tövbesinin
kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla
bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir.
93.Kim
bir mü’mini kasten öldürürse, cezası,
içinde
ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun
için
büyük bir azap hazırlamıştır.
94.Ey
iman edenler! Allah yolunda sefere
çıktığınız
zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya
hayatının
geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin”
demeyin. Allah
katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de
Allah size
lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü
Allah,
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
95,96.
Mü’minlerden
özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda
mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla,
canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan
üstün
kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı
(cenneti) va’detmiştir.
Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler,
bağışlanma ve
rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok
bağışlayandır,
çok merhamet edendir.
97.Kendilerine
zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya;
melekler
onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)”
Onlar da,
“Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler,
“Allah’ın arzı
geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların
gidecekleri
yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.
98. Ancak
gerçekten zayıf ve güçsüz olan,
çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve
çocuklar
başkadır.
99. Umulur
ki, Allah bu kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedicidir, çok
bağışlayıcıdır.
100.Kim
Allah
yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik
de. Kim
Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra
kendisine
ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok
bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir.
101.Yeryüzünde
sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız,
namazı
kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin
apaçık
düşmanınızdır.
102.(Ey
Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da
onlara
namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza
dursun. Silâhlarını
da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât
kıldıklarında)
arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan
diğer kısım
gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını
yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve
eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan
zahmet çekerseniz,
ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur.
Bununla
birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara
alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
103.Namazı
kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep
Allah’ı
anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz,
mü’minlere
belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
104.Düşman
topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız,
kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz
Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah,
hakkıyla
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
105.(Ey
Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar
arasında
Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin
savunucusu olma.
106.Allah’tan
bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
107.Kendilerine
hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı
sevmez.
108.Bunlar,
insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki
Allah,
geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir.
Allah,
onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
109.İşte
siz
öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya
kıyamet
günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
110.Kim
bir
kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama
dilerse,
Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
111.Kim
bir
günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her
şeyi
hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
112.Kim
bir
hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine
atarsa,
şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
113.(Ey
Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan
bir grup
seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini
saptırırlar, sana
hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti
indirmiş ve
sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
114.Bir
sadaka
vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi
emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda
hiçbir hayır
yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz
ona büyük
bir mükâfat vereceğiz.
115.Kim,
kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı
çıkar,
mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve
cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
116.Şüphesiz
Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki
günahları,
dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin
bir
sapıklığa düşmüştür.
117.Onlar,
Allah’ı
bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.
Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.
118.Allah,
o
şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette
belirli bir
pay alacağım” dedi.
119.“Onları
mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara
emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar.
Yine
onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”
Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir
hüsrana
düşmüştür.
120.Şeytan
onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa
şeytan,
ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.
121.İşte
onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.
122.İman
edip
salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden
ırmaklar akan
cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü
Allah’ınkinden
daha doğru olan?
123.İş,
ne
sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü
bir iş
yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir
dost, ne de
bir yardımcı bulabilir.
124.Mü’min
olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar
cennete
girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
125.Kimin
dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen
İbrahim’in
dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost
edindi.
126.Göklerdeki
her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
127.Kadınlar
hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı
Allah
veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı
vermediğiniz
ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere
âdil
davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne
hayır
yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
128.Eğer
bir
kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden
endişe
ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah
yoktur.
Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara
hazır
(elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten
sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
129.Ne
kadar
uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz.
Öyle ise
(birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda
kalmış
kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten
sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
130.Eğer
ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin
kılar
(başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve
hikmet
sahibidir.
131.Göklerdeki
her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap
verilenlere
de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer
inkâr
ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır.
Allah,
zengindir, övülmeye lâyıktır.
132.Göklerdeki
her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
133.Ey
insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah,
buna
hakkıyla gücü yetendir.
134.Kim
dünya
sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı
da Allah
katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
135.Ey
iman
edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa,
Allah
için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
(Şahitlik
ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın).
Çünkü Allah
ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti
yerine
getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği)
çarpıtırsanız veya
(şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan
hakkıyla
haberdardır.
136.Ey
iman
edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha
önce
indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını,
peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa
düşmüş olur.
137.İman
edip
sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında
ileri
gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola
iletecek de
değildir.
138.Münafıklara,
kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele.
139.Onlar,
mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında
izzet ve
şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
140. Oysa
Allah
size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve
onlarla
alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri
müddetçe,
onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm
indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini
cehennemde
toplayacaktır.
141.Onlar
sizi
gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih
(zafer)
nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet
kâfirlerin
(zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden
korumadık
mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah,
mü’minlerin
aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142.Münafıklar,
Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına
geçirir.
Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara
gösteriş
yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.
143.Onlar
küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) ne
de
şunlara (kâfirlere) bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir
çıkar yol
bulamazsın.
144. Ey
iman
edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi
aleyhinize
Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
145.Şüphesiz
ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara
hiçbir
yardımcı da bulamazsın.
146. Ancak
tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve
dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle
beraberdirler.
Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.
147. Eğer
şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah,
şükrün
karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
148.Allah,
zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını
sevmez.
Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
149.Bir
hayrı
açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki),
Allah da
çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve
peygamberlerini inkâr
edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak
isteyenler,
“(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve
böylece bu
ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya;
işte onlar
gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap
hazırlamışızdır.
152. Allah’a
ve
peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden
ayırmayanlara
gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok
bağışlayıcıdır,
çok merhamet edicidir.
153. Kitap
ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna
şaşma!)
Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça
göster”
demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra
kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı
tanrı
edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki
verdik.
154. Verdikleri
sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle “Tûr”u üzerlerine
kaldırdık ve
onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi
(yasakları)
konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
155.
Verdikleri
sağlam sözü bozmalarından, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerinden,
peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve “kalplerimiz
muhafazalıdır”
demelerinden dolayı (başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri
muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların
kalplerini
mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.
156,157. Bir de inkârlarından ve
Meryem’e büyük bir iftira
atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i
öldürdük”
demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve
asmadılar.
Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
bu
konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur.
Sadece
zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.
158. Fakat
Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet
sahibidir.
159. Kitab
ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek
olmasın.
Kıyamet günü, o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.
160,161. Yahudilerin yaptıkları
zulüm ve birçok kimseyi
Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz
almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden
kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık.
İçlerinden
inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.
162. Fakat
onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve
senden
önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler,
Allah’a ve
ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
163.
Biz,
Nûh’a
ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da
vahyettik.
İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e,
Yûnus’a,
Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.
164.Daha
önce
kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız
(nice)
peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu.
165.Müjdeleyiciler
ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra
insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç
sahibidir, hüküm
ve hikmet sahibidir.
166.Fakat
Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder.
Melekler
de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
167.Şüphesiz
inkâr
edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa
düşmüşlerdir.
168.Şüphesiz
inkâr
edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve
doğru yola
iletecek değildir.
169.(Allah
onları) ancak içinde ebedî kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise
Allah’a
çok kolaydır.
170. Ey
insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde,
kendi
iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki
her şey,
yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir.
171. Ey
Kitab
ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı
söyleyin.
Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı
(emriyle
onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve
peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin. Kendi iyiliğiniz
için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O,
çocuk
sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur.
Vekil
olarak Allah yeter.
172.Mesih
de,
Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim
Allah’a
kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların
hepsini
huzuruna toplayacaktır.
173.İman
edip
salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını
eksiksiz
ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a
kulluk
etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları
elem dolu
bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve
yardımcı
da bulamayacaklardır.
174. Ey
insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size
apaçık
bir nur (Kur’an) indirdik.
175.Allah’a
iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet
ve lütfa
kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
176.Senden
fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz
kimse)nin
mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız
kardeşi
bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve
çocuğu da
bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler,
(erkek
kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli
kızlı
iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır.
Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi
hakkıyla
bilendir.