2.Allah,
kendisinden başka
hiçbir ilâh bulunmayandır.
Diridir, kayyumdur.
3,4.O, sana
Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O,
daha önce
Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti.
Furkan’ı
da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli
bir azap
vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
5.Şüphesiz
yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.
6.O,
sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh
yoktur. O,
mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
7.O,
sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir,
onlar
kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.
Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık
yorumlarını
yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek
manasını
ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi
Rabbimiz
katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
8.(Onlar
şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra
kalplerimizi
eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok
bahşedensin."
9. "Rabbimiz!
Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın.
Şüphesiz Allah va’dinden dönmez."
10.
Şüphesiz,
inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda
sağlar.
Onlar ateşin yakıtıdırlar.
11.(Bunların
durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir:
Âyetlerimizi
yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok
şiddetli
olandır.
12.İnkâr
edenlere
de ki: "Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme
doldurulacaksınız.
Orası ne fena yataktır!"
13.Şüphesiz,
karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir
topluluk
Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla
kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla
destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
14.Kadınlar,
oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi
nefsin
şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya
hayatının
geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
15.De
ki:
"Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı
gelmekten
sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî
kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır."
Allah,
kullarını hakkıyla görendir.
16,17. (Bunlar),
"Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş
azabından
koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun
büküp
divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan)
bağışlanma
dileyenlerdir.
18.Allah,
melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle
şâhitlik
ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve
hikmet
sahibidir.
19.Şüphesiz
Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim
geldikten
sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa
düştüler. Kim
Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk
görendir.
20.Seninle
tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi
özümü
Allah’a teslim ettim." Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki:
"Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm’a girerlerse
hidayete
ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ
etmektir.
Allah, kullarını hakkıyla görendir.
21.Allah’ın
âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler,
insanlardan
adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile
müjdele.
22.Onlar,
amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç
yardımcıları
da yoktur.
23.Kendilerine
Kitap’tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm
vermesi için
Allah’ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz
çevirerek
dönüp gidiyor.
24.Bunun
sebebi, onların, "Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır."
demeleridir.
Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.
25.Bakalım,
kendilerini o geleceğinde hiç şüphe olmayan gün için bir araya
topladığımız ve
hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese kazandığı tamamen ödendiği
vakit, hâlleri
nice olacaktır.
26.De ki:
"Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin.
Dilediğinden de
mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin.
Hayır
senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin."
28.Mü’minler,
mü’minleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah
ile bir
ilişiği kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız
başkadır.
Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında
uyarmaktadır. Çünkü
dönüş Allah’adır.
29.De ki:
"İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir.
Göklerdeki her
şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü
yetendir."
30. Herkesin
yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi,
kötülükleri ile
kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi
kendisine
karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok
esirgeyicidir.
31.De ki:
"Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı
bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
32.De ki:
"Allah’a ve Peygamber’e itaat edin." Eğer
yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
33,34. Şüphesiz
Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini
(soyunu)
birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı.
Allah, her
şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
35.Hani,
İmran’ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek
üzere
adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla
bilensin"
demişti.
36. Onu
doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne
doğurduğunu
daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu
ve soyunu
kovulmuş
şeytandan senin korumana bırakıyorum."
37. Bunun
üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir
şekilde
yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun
bulunduğu bölmeye her
girişinde
yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" derdi. O
da "Bu,
Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız
rızık
verir.
38. Orada
Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil
bahşet.
Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi.
39.Zekeriya
mabedde namaz kılarken melekler ona, "Allah sana, kendisinden gelen bir
kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir
peygamber olarak Yahya’yı müjdeler" diye seslendiler.
40.Zekeriya,
"Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken
benim
nasıl çocuğum olabilir?" dedi. Allah, "Öyledir, ama Allah dilediğini
yapar"
dedi.
41.Zekeriya,
"Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver" dedi. Allah da
şöyle
dedi: "Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak
işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et."
42.Hani
melekler, "Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni
dünya
kadınlarına üstün kıldı."
43."Ey
Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle
beraber
rükû et" demişlerdi.
44. (Ey
Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i
kim
himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen
yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
45.Hani
melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir
kelime ile
müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de
itibarlı
ve Allah’a çok yakın olanlardandır."
46. "O,
beşikte
de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır."
47.(Meryem),
"Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?"
dedi.
Allah, "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını
dilediğinde
ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir" dedi.
48.Ve
Allah
ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.
49.Allah,
onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara
şöyle
diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben
çamurdan kuş
şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş
oluverir.
Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.
Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer
mü’minler
iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
50."Benden
önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı
şeyleri helâl
kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de
getirdim.
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
51. "Şüphesiz
Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin.
İşte
bu, doğru yoldur."
52.İsa,
onların inkârlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi.
Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit
ol, biz
müslümanlarız" dediler.
53."Rabbimiz!
Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi
(hakikate) şahitlik
edenlerle beraber yaz."
54.Onlar
tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en
hayırlısıdır.
55.
Hani
Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son
vereceğim.
Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak
temizleyeceğim ve
sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra
dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında
aranızda ben
hükmedeceğim."
56. "İnkâr
edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde
azab
edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır."
57."İman
edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını
tastamam
verecektir. Allah, zalimleri sevmez."
58.(Ey
Muhammed!) Bunu (bildirdiklerimizi) biz sana âyetlerden ve hikmet dolu
Kur’an’dan okuyoruz.
59.Şüphesiz
Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Âdem’in durumu
gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen
oluverdi.
60.Hak
Rabbindendir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma.
61.Sana
(gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak
olursa,
de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve
kadınlarınızı
çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de,
Allah’ın lânetini
(aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım."
62.Şüphesiz
bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh
yoktur.
Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
63.Eğer
yüz
çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir.
64.De
ki:
"Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız
Allah’a
ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da
kimimiz
kimimizi ilâh edinmesin." Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki:
"Şahit
olun, biz müslümanlarız."
65.Ey
kitap
ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de
ondan sonra
indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
66.İşte
siz
böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında
tartıştınız.
Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah
bilir, siz
bilmezsiniz.
67.İbrahim,
ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan,
hakka
yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi."
68.Şüphesiz,
insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu
peygamber
(Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.
69.Kitap
ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece
kendilerini
saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
71.Ey
Kitap
ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği
gizliyorsunuz?
72.Kitap
ehlinden bir grup, "Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın,
sonunda
da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler" dedi."
73."Sizin
dininize uyandan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz
hidayet,
Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden
veya
Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü
(böyle
söylüyorsunuz)?" De ki: "Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine
verir. Allah,
lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir."
74.O,
rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
75."Kitap
ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana
(eksiksiz)
iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet
etsen,
tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların,
"Ümmîlere karşı
(yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur" demelerinden dolayıdır. Onlar,
bile bile
Allah’a karşı yalan söylerler.
76.Hayır!
(Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a
karşı gelmekten
sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.
77.Şüphesiz,
Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var
ya, işte
onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla
konuşmayacak,
onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir
azap
vardır.
78.Onlardan
(Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan
sanasınız
diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, "Bu,
Allah
katındandır" derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile
Allah’a
karşı yalan söylerler.
79.Allah’ın,
kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir
insanın,
"Allah’ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle
öğüt
verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap
uyarınca
rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."
80.Onun
size, "Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin." diye emretmesi de
düşünülemez.
Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?
81.Hani,
Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten
sonra,
elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman
edeceksiniz
ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul
ettiniz mi;
verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik"
demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit
olanlardanım" demişti.
82.Artık
bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta
kendileridir.
83.Göklerdeki
ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp
götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?
84.De
ki:
"Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Yakub’a ve
Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere
Rablerinden
verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na
teslim
olanlarız."
85.Kim
İslâm’dan
başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o
ahirette
hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
86.İman
ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine
açık
deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola
eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
87.İşte
onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin
üzerlerine
olmasıdır.
88.Onun
(lânetin)
içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz
açtırılmaz.
89.Ancak
bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz
Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.
90.Şüphesiz
iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin
tövbeleri
asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
91.Şüphesiz
inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye
verseler bile
bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir
azap
vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
92.Sevdiğiniz
şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne
harcarsanız Allah onu bilir.
93.Tevrat
indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı
dışında,
yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: "Eğer doğru
söyleyenler
iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun."
94.Artık
bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin
ta
kendileridir.
95.De
ki:
"Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine
uyun. O,
Allah’a ortak koşanlardan değildi."
96.Şüphesiz,
insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet
ve
hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.
97.Onda
apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven
içinde olur. Yolculuğuna gücü
yetenlerin
haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse
(bu hakkı
tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye
muhtaç
değildir, her şey O’na muhtaçtır.)
98.De
ki:
"Ey kitab ehli! Allah, yaptıklarınızı görüp dururken Allah’ın
âyetlerini niçin
inkâr ediyorsunuz?"
99.De
ki:
"Ey kitab ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu
eğri ve
çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye
kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir."
100.Ey
iman
edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız,
imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
101.Size
Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resûlü de aranızda iken
dönüp
nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o,
doğru yola
iletilmiştir.
102.Ey
iman
edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece
sakının ve
siz ancak müslümanlar olarak ölün.
103. Hep
birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp
bölünmeyin.
Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize
düşmanlar
idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti
sayesinde
kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz
de O
sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık
bildiriyor ki
doğru yola eresiniz.
104.Sizden,
hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk
bulunsun. İşte
kurtuluşa erenler onlardır.
105.Kendilerine
apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi
olmayın. İşte
onlar için büyük bir azap vardır.
106.O
gün bazı
yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, "İmanınızdan
sonra inkâr
ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın"
denilir.
107.Yüzleri
ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî
kalacaklardır.
108.İşte
bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah,
âlemlere hiç
zulüm etmek istemez.
109.Göklerdeki
her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a
döndürülür.
110. Siz,
insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten men
eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette
kendileri
için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık
kimselerdir.
111. Onlar
size
eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya
kalkışsalar, size
arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
112. Onlar
nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların
güvencesine
sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına
uğradılar
ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini
inkâr
ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün
bunların
sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte
oluşları
idi.
113.Onların
(Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde
ayakta
duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da
vardır.
114.Onlar,
Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men
ederler,
hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
115.Onlar
ne
hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine
karşı gelmekten
sakınanları bilir.
116.İnkâr
edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar
sağlar. İşte
onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
117. Onların
bu
dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir
topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın
durumu
gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine
zulmediyorlar.
118. Ey
iman
edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size
fenalık
etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların
kinleri
konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise
daha
büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
119. İşte
siz
öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara
iman
ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman
"inandık"
derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden
dolayı
parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün!" Şüphesiz Allah,
göğüslerin özünü
(kalplerde olanı) bilir.
120. Size
bir
iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona
sevinirler.
Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların
hileleri
size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
121.Hani
sen
mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken
ailenden
(evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
122.Hani
sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki
Allah
onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
123.Andolsun,
siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde
Allah’a
karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.
124.Hani
sen
mü’minlere, "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size
yetmez
mi?" diyordun.
125.Evet,
sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar
ansızın
üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım
eder.
126.Allah,
bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye
yaptı.
Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah
katındadır.
127.Bir
de
Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin
de
umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.
128. Bu
işte
senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları
affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.
129.Göklerdeki
her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar,
dilediğine azab
eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
130.Ey
iman
edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı
gelmekten
sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kâfirler
için hazırlanmış ateşten sakının.
132. Allah’a
ve
Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
133. Rabbinizin
bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı
gelmekten
sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
134.Onlar
bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler,
insanları
affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
135. Yine
onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman
Allah’ı
hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını
isteyenler
-ki Allah’tan başka günahları kim
bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar
etmeyenlerdir.
136.İşte
onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar
akan
cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların
mükâfatı
ne güzeldir!
137.Sizden
önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde
gezin
dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
138.Bu
(Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten
sakınanlar için
bir hidayet ve bir öğüttür.
139.Gevşemeyin,
hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan
sizlersiniz.
140.Eğer
siz
(Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de
Bedir’de)
benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar
arasında
(böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler
gösteririz,
bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden
şahitler
edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
141.Bir
de
Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle
yapar.
142.Yoksa
siz;
Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine
sabredenleri
(sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143.Andolsun,
siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu
gördünüz, ama
bakıp duruyorsunuz.
144. Muhammed,
ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir.
Şimdi o
ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz?
Kim
gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah,
şükredenleri mükâfatlandıracaktır.
145.Hiçbir
kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre
yazılmıştır.
Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret
mükâfatını
isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
146.Nice
peygamberler
var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar
Allah
yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun
eğmediler.
Allah, sabredenleri sever.
147.Onların
sözleri ancak, "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki
taşkınlıklarımızı
bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize
yardım
et" demekten ibaretti.
148.Allah
da
onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi.
Allah, güzel
davrananları sever.
149.Ey
iman
edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisingeriye (küfre)
çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
150.Hayır!
Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.
151.Hakkında
hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı;
inkâr
edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir.
Zalimlerin
kalacakları yer ne kötüdür.
152.Andolsun,
Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan
va’dini
gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten
sonra, za’f
gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre
karşı
geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de.
Sonra
sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız.
Buna
rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
153.Peygamber,
arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç
kimseye dönüp
bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki,
(bu
durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza
gelene
üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
154. Sonra
o
kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden
bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir
uyku indirdi. Bir
kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye
zannı
gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; "Bu işte bizim hiçbir dahlimiz
yok"
diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah’ındır." Onlar sana
açıklayamadıklarını
içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: "Bu konuda bizim elimizde bir şey
olsaydı,
burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine
öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri)
yerlere
çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek,
kalplerinizdekini
arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı)
bilir."
155.İki
topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan
ancak
yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine
de Allah
onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen
cezalandırmaz, mühlet verir).
156.Ey
iman
edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında,
"Onlar bizim
yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyen inkârcılar
gibi olmayın.
Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası)
olarak koydu.
Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
157.Andolsun,
eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve
rahmeti
onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.
158.Andolsun,
ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
159.Allah’ın
rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı
yürekli
olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları
affet.
Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et.
Bir kere
de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp
güven).
Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
160.Allah
size
yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa,
ondan sonra
size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
161.Hiçbir
peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse,
kıyamet
günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa
uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
162.Allah’ın
rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem
olan
kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir!
163.Onlar
(insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların
yaptıklarını
görmektedir.
164.Andolsun,
Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları
arıtıp
tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber
göndermekle büyük
bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık
içinde
idiler.
165.Onların
(müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet
(Uhud’da)
sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle
mi? De
ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye
hakkıyla yeter.
166,167. İki
topluluğun (ordunun)
karşılaştığı günde
başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya
çıkarması
ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara),
"Gelin,
Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer
savaşmayı
bilseydik, arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre
yakın
idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah,
içlerinde
gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
168.(Onlar),
kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, "Eğer bize
uysalardı,
öldürülmezlerdi" diyen kimselerdir. De ki: "Eğer doğru söyleyenler
iseniz
kendinizden ölümü savın."
169,170. Allah
yolunda öldürülenleri sakın
ölüler sanma.
Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan
kendilerine
verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.
Arkalarından
kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku
olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
172.Onlar
yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan
kimselerdir. Onlardan
güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara
büyük bir
mükâfat vardır.
173.Onlar
öyle
kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu
toplamışlar,
onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah
bize
yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.
174. Bundan
dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık
dokunmadan
geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf
sahibidir.
175.O
şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın,
eğer
mü’min
iseniz, benden korkun.
176.Küfürde
yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar
veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek
istiyor. Onlar için
büyük azap vardır.
177.İman
karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar
için
elem verici bir azap vardır.
178.İnkâr
edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için
hayırlı
olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet
veriyoruz.
Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179.Allah,
pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu
durumda
bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat
Allah,
peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde,
Allah’a ve
peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten
sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır.
180.Allah’ın
kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun,
kendileri
için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir.
Cimrilik
ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve
yerin
mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
181.Allah;
"Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz" diyenlerin sözünü elbette
duydu.
Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini
yazacağız ve,
"Tadın yangın azabını!" diyeceğiz.
182."Bu,
kendi
ellerinizin (önceden yapıp) gönderdiklerinin karşılığıdır." Allah,
kullara asla
zulmedici değildir.
183.Onlar,
"Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere
inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice
peygamberler, açık
belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler
iseniz, niçin
onları öldürdünüz?"
184. Eğer
seni
yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve
aydınlatıcı
kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
185.Her
canlı
ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size
tastamam
verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa,
gerçekten
kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey
değildir.
186.Andolsun,
mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce
kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü
birçok söz
işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız
bilin ki,
bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.
187.Hani
Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara
açıklayacaksınız,
onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri
sözü,
arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu
alışveriş ne
kadar kötüdür!
188.Ettiklerine
sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi seven kimselerin, sakın
azaptan
kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
189.Göklerin
ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü
yetendir.
190.Göklerin
ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip
gidişinde selim
akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
191.Onlar
ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.
Göklerin ve
yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere
yaratmadın, seni
eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.
192."Rabbimiz!
Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin
hiç
yardımcıları yoktur."
193."Rabbimiz!
Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik,
hemen iman
ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı
iyilerle
beraber al."
194."Rabbimiz!
Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet
günü bizi
rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin."
195.Rableri,
onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden
hiçbir
çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret
edenler,
yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve
öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah
katından bir mükâfat
olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım.
Mükâfatın en
güzeli Allah katındadır."
196.Kâfirlerin
refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
197.(Onların
bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne
kötü
bir yataktır orası!
198.Fakat
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah katından bir konaklama
yeri
olarak, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler
vardır. Allah
katında olan şeyler iyiler için daha hayırlıdır.
199.Kitap
ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine
indirilene,
Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir
değere
satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları
vardır. Şüphesiz
Allah, hesabı çabuk görendir.
200.Ey
iman
edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için)
hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki
kurtuluşa
eresiniz.