|
|
Alınyazı mı
ben mi yazıyorum?
Ömer Sevinçgül |
|
Din bir peygember bir,
kitap bir.. Niye dört mezhep… niçin…? Bunlardan birine üye
olamaya mecbur muyum?
Üye olmak zorunda
değilsin elbet…
Eğer müçtehitsen! İki
alternatif var önünde… ya “müçtehit” olacaksın ya “mukallit” Mukallit,
taklit
eden. Müçtehit diye, ayetlerden, hadislerden hüküm çıkaran büyük
bilgine
derler. Bir başka büyük bilgine uyman gerekmez o zaman. Ama böyle
değilsen
güvenilir bir alimin anlayışına uyacaksın. Onun yorumunu kendi yorumun
kabul
edeceksin.
Mezhep gidilen yol
demek. Terim anlamı ise, dinin temel
konularında aynı,
ayrıntılarında ayrı görüşler bütünü.
İslam dinide de mezhepler var, evet. Dördü öne çıkmış. Aslında daha
fazla.
Mezhep imamları,
öncüleri, "ey insanlar, ben bir mezhep
kuruyorum,
gelin
bana uyun" dememişler. Parti mi bu!
Kur’an-ı Kerim temel
meselelere
cevap
veriyor, kapalı noktalan da hadisler açıklıyor ... Ama zamanla yeni
sorunlar
çıkıyor ortaya. Kitapta açıkça bildirilmemiş ... Hadiste de bulunamamış
... Ne
yapılacak?
İşte bu noktada büyük bilginlere başvurulmuş, fetva
danışılmış. Onlar
da ciddi çabalar harcayarak hükümler çıkarmışlar. Sonra bunlar bir
araya getirilmiş,
kitaplaştırılmış. İnsanların bir kısmı "hanefi"nin yorumlarına, bir
kısmı "şafi"ninkine, başka bir kısmı başkasına uymuş, güvenilir
bulmuş onlan ... Böylece mezhepler çıkmış ortaya. Kur’anın, hadisin
farklı
yorumlan bunlar. ..
Şunu bir kere daha
belirteyim: kesinlikle ayrıntı
düzeyindedir bu yorumlar. İslam’ın temel konulan zaten apaçık
ortada,
oraya
içtihat giremiyor.
Mezheplerin oluşmasında
o yörenin gelişmişlik düzeyinin,
kültürünün, yaşama biçiminin de etkisi olmuş.
İslamdan önce art arda
peygamberler geldi biliyorsun. İnsanlık geliştikçe, eğitim, kültür,
bilgi,
iletişim gibi alanlarda ilerledikçe, yeni duruma uygun yeni bir din
geliyordu.
Bir de, aynı anda, pek çok yerde, birden fazla peygamber, oranın
toplumsal
durumuna uygun biçimde görev yapıyordu. Sonra, insanlık tek bir
hocadan
dersini alacak düzeye geldi, Ulaşım imkanları da arttı. Artık başka
peygamberlerin gelmesine ihtiyaç kalmadı. Kur’an, en son kitap,
hazreti Muhammed
son peygamber ... Ama yine de, toplumlar arasında ayrıntı düzeyinde
farklılıklar vardı. İşte bu noktada mezheplere ihtiyaç duyuldu ... Yani
farklı
yorumlara ... Her mezhep, bulunduğu toplumun ihtiyacına cevap verdi.
Kur’an
her yere, tüm insanlara hitap eder, biliyorsun. Bu yüzden ayrıntı
düzeyinde yoruma
açıktır. Temellere aykırı olmadıkça farklılıkları kabul eder. Ama, "ne
yana çekersen oraya gider" de değildir, yüzde doksanlık kısmı nettir.
Yorum
farkı yüzde onluk bir kısımla ilgili mezhepler, bu kısma dair söz
söylemişler
...
Soyut konuşuyorum,
farkındayım. şimdi bir örnek
nakledeyim, kısaca ...
Mesela, hanefi mezhebinde, imam fatiha okurken
ona
uyanlar okumaz, şafi mezhebinde ise uyanlar da okurlar. Namaz aynı
namaz,
fatiha okumayı her ikisi de kabul etmiş, ama "imam okurken cemaat de
okur
mu?" sorusuna farklı cevaplar vermişler.
Bu mezheplere uyan toplumların
karakteristik özelliklerini bilirsek anlarız farkın hikmetini...
Hanefiye
uyanlar daha çok şehirli, medeni, örgütlü bir toplumun bireyleri.
Şafiye
uyanlar ise, bedevi, köylü, göçebe bir toplum ... Medeni, örgütlü
toplumda
bir adam seçilir. O, arkasındaki toplumu temsil eder, onlar adına
konuşur,
herkes de kendisi söylemiş gibi içi rahat, bekler. İşte namazda da
görüyoruz
bunu, imam okuyor, cemaat bunu yeterli buluyor ... bulur da ... Şafide
ise,
herkes kendi derdini kendisi anlatmak ister. .. Örgütlenip, bir sözcü
seçmek
fikri henüz yerleşmemiştir ... Böyle bir sözcünün konuşmasını yeterli
bulmazlar
... Kalben ona kanaat edemezler. Bu yüzden imam okur, kendileri de
okur. .. İşte
bu misalin dürbünüyle bak öbür meselelere. Nice hikmetler varmış, gör.
Kaynaklar:
1)Alınyazı
mı
ben mi yazıyorum? Ömer Sevinçgül, Timaş Yayınları, 2004
|
|