Âmentü billahi ve melâiketihi ve
kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve
şerrihi mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l mevti hakk* Eşhedü
en lâ iâhe illallâh ve eşhedü enne
Muhammeden abdühû ve rasûlüh.
Ben Allahü
Teâlâ'ya, meleklerine, kaitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe,
kadere; hayır ve şerrin Allahü Teâlâ'nın yaratmasıyla olduğuna
ianandım. Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şehadet ederim ki,
Allâhü Telâ'dan başka ilâh yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed
(s.a.v) Onun kulu ve peygamberidir.
Türkçe'de
"inandım" demektir. İman esaslarını ifade
için
kullanılır.
Ayet ve
hadislere
dayanmaktadır. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:
".. Allah'a,
ahiret
gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; .." (Bakara,
177)
" Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır." (Nisa, 136)
<>Ömer (r.a.)'den sahih senetle rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v), iman esaslarını altı madde hâlinde bildirmiştir.Cebrâîl
(a.s.), Hz. Peygamber'in
yanında ashabdan bir kısmının bulunduğu bir zamanda insan kılığında
gelmiş
ve Hz. Peygamber'in dizinin dibine oturarak İslâm, iman, ihsan ve
kıyamet
hakkında bilgi edinmek ve bunları ashaba öğretmek istemiştir. İmanla
ilgili
soruya Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir:
"İman,
Allah'a, meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, bir de hayrı ve şerri ile kadere
inanmandır."
Cebrâîl (a.s) de:
"Doğru söyledin" diye tasdik etmiştir.
Hz. Peygamberin bu ve benzeri hadislerinde, iman esaslarını altı madde halinde bildirmesiyle, iman esasları Âmentü dediğimiz cümlelerde altı madde halinde ifade edilmiştir. Ehl-i Sünnet mensuplarınca ondört asırdır bu maddeler iman esasları olarak kabul edilmiş ve bu hususta icmâ-ı ümmet tahakkuk etmiştir.
Her ne kadar iman esaslarını bildiren ayetlerde kadere imân zikredilmemişse de kadere ve kazaya imân, Allah Teâlâ'nın ilim, irâde, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmanın gereğidir. Bu sıfatlara inanma zarureti olduğu gibi bu sıfatlara iman da kaza ve kadere inanmayı gerekli kılar. Kaza ve kadere inanmak demek, iyi kötü, hayır fer, acı tatil her şeyin Allah'ın bilmesi, dilemesi, takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim'de mevcut bir takım ayetler kadere inanmamızı istemektedir. Meselâ:
"Şüphesiz
biz, her şeyi bir takdir
ile (kaderle, bir ölçüye göre) yarattık" (el-Kamer,
54/49),
"O (Allah), her şeyi yaratıp ona bir nizam vermiş "mahlûkâtın mukadderatını tayin etmiştir." (el-Furkan, 25/2). gibi ayetler bunlardandır. Kaza ve kadere imanla ilgili ayet ve hadisler birbirini teyid ederek kesinlik ifade eder.
Bir insanın
mümin sayılabilmesi,
önce Allah'ın varlığına ve birliğine inanmasıyla gerçekleşir. Kısaca "La
ilâhe illallah Muhammedün Resulullah" kelime-i
tevhidini diliyle söyleyip kalbiyle buna inanan İslâm'a ilk
adımını
atmış olur. Ancak hemen belirtelim ki bu cümle ile bütün iman esasları
özlü ve toplu bir şekilde ifade edilmiş olur. Allah'ı yegane ilâh
tanıyan
ve Hz. Muhammed'i O'nun elçisi (peygamberi) kabul eden kişi, Hz.
Muhammed'in
Allah tarafından getirdiği hükümlerin ve esasların tamamını toptan
kabullenmiş
ve benimsemiş demektir.
Mümin sayılabilmek için sadece Allah'a inanmak yetmiyor. Âmentü esasları dediğimiz imanın şartlarına yani Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayır ve şer her şeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla olduğuna inanmak icab ediyor. Hatta bunlar da yeterli olmayıp; bunlarla beraber Kur'an ve mütevâtir hadislerle bildirilen ve halkın, derin bir tefekkür ve muhâkemeye ihtiyaç duymadan bilebileceği dînî hükümlere de inanmak ve uygulanmasını istemek zarûreti vardır. Meselâ, beş vakit namazın farz olduğuna, rekatlarının belli sayıda olduğuna, Ramazan orucunun, zekâtın, gücü yetene hac etmenin farz olduğuna; haksız yere insan öldürmenin, şarap içmenin, ana-babaya asî olmanın, hırsızlık ve zina etmenin faiz ve yetim malı yemenin, vb. haram olduğuna inanmak şarttır...
İman bir bütün olup bölünme kabul etmediğinden, mümin sayılabilmek için bütün bu saydıklarımıza topluca ve herbirine ayrı ayrı inanma ve yeryüzünde bu hükümlerle hükmetmenin gereğini kabul etme mecburiyeti vardır. Bu, inanılması zarûrî hususlardan birinin inkârı, tamamını inkâr sayılmaktadır ve kâfir olmaya sebeptir. Hiç kimseye, imân konuları arasında bazılarına inanmak ve bazılarını reddetmek hakkı tanınmamıştır. 'Biz bazılarına inanırız, bazılarına inanmayız' demek küfürdür. (el-Bakara, 2/85; en-Nisâ, 4/150-151).
Âmentü
esaslarının mana ve mahiyeti
hakkında özetle şunları söylememiz mümkündür:
1) Allah'a
inanmanın manası şudur;
Allah'ın var olduğuna; birliğine, eşi, dengi, benzeri olmadığına;
yegane
yaratıcı olduğuna; O'ndan başka bir ilâh bulunmadığına; Allah'ın
Kur'ân'da
bildirilen yüce sıfatlarına, her türlü kemâl sıfatlarla muttasıf her
türlü
eksikliklerden uzak olduğuna; oğlu, kızı bulunmadığına; hiçbir şeye
muhtaç
olmadığına... vb. inanmak,
2) Allah'ın
gözle görülmeyen nurânî
ve ruhânî yaratıkları olan meleklerin varlığına inanmak,
3) Allah'ın,
insanlar arasından,
kendisiyle kulları arasında elçilik yapan peygamberler seçtiğine ve
bunlardan
ismi Kur'an'da bildirilenlerin tek tek peygamberliğine inanmak,
4) Allah'ın, peygamberlerden bazılarına
kitaplar indirdiğine, bunlardan özellikle Hz. Muhammed (s.a.s.)'e
indirilen
Kur'an'a ve Kur'an'da zikredildiği üzere Hz. Musâ'ya indirilen
Tevrat'a,
Hz. Dâvûd'a indirilen Zebur'a, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'e inanmak,
5) Ahiret
gününe, kıyametin kopacağına,
dünya hayatının son bulacağına, herkesin öleceğine ve tekrar
diriltileceğine;
hesaba, Sırata, Mizâna, Cennet'e, Cehennem'e... vb. inanmak,
6) Kadere, hayır ve şer her şeyin Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla olduğuna inanmak gerekmektedir.
Mümin sayılabilmek için bunlara toptan inanma gereği olduğu gibi, her birine ayrı ayrı inanmak da zarurîdir. Bunlardan ve zarurât-ı dîniyye (kesin dini emir ve yasaklar)dan herbirine inanmak gerekir. Bunlardan birini inkâr, tamamını inkâr sayıldığından, küfürdür. Zira imanda bölünme olmaz.
"Kalbinde arpa (zerre) ağırlığınca iman olduğu hâlde "Lâ ilâhe illallah" diyen Cehennem ateşinden çıkar (Cennet'e girer)" (Buhârî, Tevhîd, 19; Müslim, İmân, 316, 325, 326; Nesâî, İmân, 18; Tirmizî, Birr, 61) hadisinin anlamı şudur: Cidden az bir imana sahip kimse Cehennem'de ebedî kalmaz. Cezasını çektikten sonra Cehennem'den çıkarılır, Cennet'e sokulur. Burada "az bir imanı olan" demek, "inanılması gerekenlerden bazılarına inanan, bazılarına inanmayan" demek değildir. İman bir bütün olduğundan, bu küfürdür. Müminler, iman esaslarına inanma açısından eşittirler. Ancak, imanlarının kuvvetli ve zayıf oluşları açısından farklıdırlar. Bir de İslâm'ın emirlerinin yerine getirilmesi açısından farklıdırlar. "Kalbinde en küçük iman bulunan"dan maksat, zayıf bir imana sahip olup amellerde kusur eden demektir. Helâl saymaksızın bazı haramları işleyen, farzları terk edenler cezalarını çektikten sonra Cennet'e gireceklerdir. (el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, Beyrut, (t.y), I, 168, 172, 173).
Şunu da belirtmek gerekir ki; bu ve benzeri hadislere bakıp da gayr-i müslimlerin (Ehl-i Kitâb'ın) Cennet'e gireceğini sanmak imkânsızdır. Çünkü -Allah Kur'an-ı Kerîm'de onların kâfir olduğunu açıkça bildirmiştir. (Mâide, 5/17, 72-73; Nisâ, 4/151-152). Cennet'i hak etmenin ilk şartı imandır. İman da, önce Allah'a Hz. Muhammed'in peygamberliğine inanmak ve bütün Kur'anî hükümlerin hiçbirin ihmâl etmeden, eksiksiz olarak toplumda uygulanmasını istemekle gerçekleşir.