INANÇ AHLAKI
Birini düşünün: Bir
imana sahip,
fakat bir iman ahlakına sahip değil.Hatta imanın da bir ahlak olduğunu,
olabileceğini hiç düşünmemiş. Üzerine titizlendiği ahlaki alanlar
vardır mutlaka.
Cinsel ahlak, siyasal ahlak, iş ahlaki, ilim ahlakı. .. Fakat
titizlendiği bu
alanlar arasında "iman ahlakı" yok. Tüm ahlaki davranışlarının
referansı
imanı. Fakat bu imanın da bir ahlak olduğunu göz ardı etmiş. Tüm ahlaki
davranışları
imana atıf yapıyor, ama bizzat atıf yapılan yer ahlak nosyonundan
mahrum.
Birini düşünün: Mümin
olduğunu
iddia ediyor, bir değerler sistemine inanıyor. Fakat inandığı değerler
sistemine güvenmiyor. Allah'a inanıyor, inandığı Allah'a güvenmiyor.
İslam'a inanıyor,
inandığı İslam’ın yaşadığı çağın sorunlarını çözeceğine inanmıyor.
Vahyin ilahi
kaynağına inanıyor, o vahyin hayata dair kılavuzluğuna güvenmiyor.
Bu, modernlerin imanına tebelleş olan bir hastalık. Elbet bir paradoks bu. "Yaman çeliskili denilen türden bir maraz. Şu sorular can yakıcı sorular; ne yazık ki cevabı, sorusu kadar kolay değil: Ahlaki anlamda mümin olmadan, akidevi anlamda mümin olmak mümkün müdür? Mümkünse, bu nasıl bir iman olur? İmanın akidevi yükümlülüğünü ahlaki yükümlülüğünden ayranlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayırmış olmazlar mı?
Kişi inançla güveni
ayni adreste toplayamıyorsa,
bu bir kişilik ve kimlik yırtılması anlamına gelir. İnandığına
güvenmeyen,
imanından esirgediği güvenine mutlaka başka bir adres bulur. Burada bir
başka
sorun gündeme gelir: İnandığına güvenmeyen gerçekte güvendiğine
inanıyor
demektir. O halde onun içinde güven barındırmayan imanı, içi bos bir
iddiadan başka
bir şey değildir. İste kimlik ve kişilik yırtılmasının en vahim sonucu
budur ve
bu duruma vahiy “nifak” adını verir.
|
İmanın balarısı olmak yerine sineği olmak bir tutum, bir tavır, bir tercih meselesidir. Bu tiplerin alamet-i farikası "hemen şimdi”ci olmalarıdır. Yarinki helaldense, şimdiki haramı tercih ederler. Yarinki sahici cennettense, şimdiki sahte cenneti tercih ederler. Yarinki gerçek, kalıcı ve hak edilmiş başarıdansa, hemen simdi gelecek geçici, sahte ve müsvedde başarıya tav olurlar. Yarinki hakiki mutluluktansa, hemen simdi yasayacakları anlık zevk ve sefaya şapka çıkarıp seğirtirler. Bunun için gerekli görürlerse, efendisinin bevlini şifa niyetine içen ahmak uşak rolünü bile oynarlar. Bu ciddiyet yoksunluğudur. İnancında ciddi olmayanın güveninde ciddi olacağını düşünmek. abestir. Dolayısıyla böyleleri, geldikleri yere bir bereket katmazlar ki, gittikleri zaman bir bereket götürsünler. Böylelerinden ne Hattab oğlu Ömer gibi imanlarında ciddiyet, ne Ebu Cehil gibi inkarlarında ciddiyet beklenir. Bu tipler için "kar" sadece cebe girenden müteşekkildir. Bu tipler için "basari" materyalden müteşekkildir. Onlara göre basari dediğin, elle tutulur gözle görülür olmalıdır. Bu tipler için "rakamlar" önemlidir, "değerler" değil. Yusuf'un gömleği bu tiplerin eline geçse, kollatmak için doberman ararlar. Musa’nın asası bu tiplerin eline geçse, firavuna rüşvet verirler. İbrahim’in ateşini görseler, ellerini ovuşturarak yumurtalarını pişirmek için koşarlar. Men ve selva yerine soğan sarımsak isterler. Yüreği köleleşmiş Israiloğulları gibi, Firavun'dan kaçtıkları halde, Firavun'un putlarına taparlar.Rollerin en çirkini, baba katiline aşık olan zavallı rolünü oynamaktır. Mustafa İslamoğlu Sözün Gücü mü?, Gücün Sözü mü? Denge Yayınları 2005 |
|