Oruç ve Ramazan Hikayeleri
|
|
|
|
Ayeti
Kerimenin İndirdiği İftar |
Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi
olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları
yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden,
ikinci günün orucuna başlarlar. O akşam iftarlığını da, yine o
saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve
miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna
başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için
iftarlıklarını bunlara verdiler.
Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi
şöyledir:
"Bunlar,
adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden
korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri
miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala'nın
rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey
beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için, Cenab-ı Hak,
onlara Şarab-ı Tahur içirdi."
(insan, 7-9, 21)
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Beşikte Oruç
|
Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen
kerametlerini annesi söyle anlatır:
"Oğlum
henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak
söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de
ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.
İkinci
sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay'ı
göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir'in
bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına
gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir
şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü
olduğu anlaşıldı.
Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.
"Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.
Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa
gerek ...
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Bizzat Şeytan Uğraşıyor
|
Bir
Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden
geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık
onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen,
yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık
belirdi ve onlara şöyle seslendi:
-Ben
sizin rabbinizim Ramazan'da yemek içmek size haramdır. Ama
şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.
Bu
ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su
kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani
hazretleri dostlarını uyardı:
-Sakın
oruçlarınızı açmayın!
Sonra
sesin geldiği tarafa dönüp:
-
"Euzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Euzu billahimine şerri zalike"
kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.
Bu görünen şeyin zararından
Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara
kesildi! Şeytan
kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama
oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
|
Cehennem Korkusu ve Sıcak Günde Oruç
|
|
Haccac
ve adamları Mekke ile Medine arasında yolculuk yaparken bir suyun
başında mola
verdiler.
Sofra
kurulunca; Haccac etrafa bakın fakir birisi varsa getirin beraber
yiyelim dedi.
Hizmetçiler
yakınlarda üzerinde bir hırka olan birini gördüler. Onu uyandırıp; Seni
Haccac
çağırıyor, dediler
ve adamı Haccac'ın yanına götürdüler.
Haccac:
-Gel
beraber
yemek
yiyelim, dedi.
Adam
yemem diyerek Haccac'ın teklifini reddetti cevaba şaşıran Haccac
sebebini
sorunca:
-Beni
senin sofrandan daha iyi.
bir
yere çağırdılar.
-Nereye
çağırdılar? Deyince adam:
-Allah'ın
misafirliğine çağırdılar.
Ben
oruç tutuyorum deyince,
Haccac
böyle sıcak günde oruç mu tutuyorsun? Deyince adam şöyle cevap verdi:
-Evet,
bu sıcak günde oruç tutuyorum ki kıyamet gününün sıcaklığından
kurtulayım,
dedi.
|
|
Ebubekir
(r.a.) Oruç Açıyor
|
Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar
sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su
ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına
götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu.
Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz.
Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü
sordular.
Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:
Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle
hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git
diyordu sordum.
-Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.
Şöyle cevap verdi;
Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim
kendini bana kabul ettiremezsin dedim.
-Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler
benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.
Hazreti Ebubekir:
-Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye
ağladım.
O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler
için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Gıybet Dinledim Orucum
Bozuldu
|
|
Allah
dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak değildir. Onlar orucu
kendini
değil
haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı
bile kendini
kapatmaktır.
Onların
derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil,
tuttukları oruçla Rıza-i
ilahiye kavuşmaktır.
Onlar
için
yılın her
ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı.
Bir
gün oruçlu iken yanında Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;
Dıhlevi
hazretleri;
"Eyvah
orucum bozuldu" dedi.
Yanındakiler;
"ama
efendim
gıybet yapan siz değildiniz"
deyince;
"Gıybeti
yapan da dinleyende
ortaktır."
hadisi
şerifi
ile
karşılık
verdi.
|
Hayvanlar Oruç Tutmaz
|
|
Son
Asrın Evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde,
bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı
açıkları,
namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt
olarak
bir şey de söylemek istemiyor.
Konuya
şöyle giriyor:
Şu
Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak,
nasıl idare edecek, bilemiyorum."
Diyeceksiniz
ki: "
Senin
hanım çok mu saf?"
Aman
sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz
bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal'in de bu saf
hanımla
nasıl yaşayacağını siz düşünün.
Efendim,
öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi
giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabılarımı
giyerken bizim hanım da mutfakta
iftarlık yemek hazırlıyordu. Birden feryadı bastı.
"Eyvah,
bu
da mı gelecekti başıma?"
Hemen
ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, baktım,
mutfakta bir şey yok.
Dedim
ki:
"Hanım,
yangın alarmı verir
gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne
var?"
Dedi
ki:
"Görmüyor
musun kediyi?"
"Görüyorum,
kediye ne olmuş?"
“Daha
ne olacak? İftarlık pideleri yiyor" demez mi?
Tepem
attı.
"Hanım
sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için
bu kadar
çığlık
atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır
getiririm,
hem de tazesinden" deyince,
hanım bu sefer saf saf
bana
baktı,
dedi
ki:
"İlahi
hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye
mi
acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek
Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor.
Ben
hayvanın oruç yediğine kızıyorum,
ona üzülüyorum."
Tepem
iyice attı. Ben de dedim ki:
"İlahi
hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç
tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar
namaz
kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini
örtme ihtiyacı duymazlar"
Cemal
Hoca cemaate döner:
“Nasıl
bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?"
Cemaatte
gülüşmeler,
mesaj alınmıştır.
|
Huzura
Oruçlu Gitmek
|
Ramazan
ayının ilk günlerindeydi.
Bir
gece oturduğu
evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu.
Onun
bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve
"Muhterem
Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip
durursunuz?" diye sordu.
O
da;
"Allah
Teala bilir ama bu
bayramı burada geçireceğiz.
Şimdiden
kendime yer hazırlıyorum."
buyurdu.
Hanımı
bunu işitince üzüldü;
"Niçin
böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz." dedi.
Nasuhi
hazretleri;
"Takdir-i
İlahi böyledir."
cevabını verdi.
Aradan
günler geçti.
Ramazan-ı
Şerif ayının orta
sına
geldiğinde,
sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaed
din
Efendiyi halife tayin etti ve
vasiyetini bildirdi.
Muhammed
Nasuhi Hazretlerinin
talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret
etti.
Muhammed
Nasuhı
Efendinin hastalığı iyice artmıştı.
Şami
Ahmed Efendi ona;
"Efendim
biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir."
deyince,
Nasuhi
Efendi;
"Oğlum!
Cenab-ı
Hakk'ın inayetiyle otuz senedir farzları değil
nafileleri dahi noksan yapmadım.
İnşallah
bu gece dergah-ı
izzete
oruçlu giderim." buyurdu.
Muhammed
Nasuhi
hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan
dervişlere;
"Bu
gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla
Hünkar
Celaleddın, Maruf-i
Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan,
Sultan
Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri
teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin.
"İftar
vaktinde
Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına varıp
iki lokma ekmek yedi.
Üçüncü
lokmayı yerken Nasuhi
hazretleri
bir defa;
"Hu"
diye seslendi.
Derviş
İbrahim ekmeği bırakıp
içeri girerken tekrar; "Hu" diye Allah
Teala'nın ismini zikredip
ruhunu teslim etti.-
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Mecusi'yi Ramazana
Hürmet Affediyor
|
Bir Ramazan günü idi. Müslüman
mahallesinde oturmakta olan
ateşe tapan bir Mecusi'nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası
çocuğun bu halini fark etti:
-Oğlum Müslümanların arasında yemek
yenir mi onlar bu günlerde
oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.
Her faninin başına gelen ölüm O'nu da
alıp götürdü ölümünden sonra
şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi'yi rüyalarında cennet'te gördüler. Halbuki
hayatında Allah diye ateşe
ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.
-Nasıl oldu da
bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile
kılmadık. Dediklerinde O şu
cevabı verdi.
-Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi
idim. Fakat bir gün küçük
oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların
gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet
ettiği bir şeye bende
hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri
geldi. Bana "Eşhedü enla
ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu." dedirtti ve ondan sonra
ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.
Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir
Mecusi Ramazan ayına gösterdiği
hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması,
şehevati nefsaniyeyi gemleyen
bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Nefse Paye Yok
|
|
Beyazıt Bestami sultanul
arifin adıyla anılır. Bir gün nafile oruç tutar ve ikindiye
doğru nefsinin artık orucu kabullendiğini ve artık tutmak istediğini
anlayınca
Sultan-ul
Arifin hemen ağzına bir kaç üzüm tanesi atar ve orucunu bozar ve kendi
kendine:
-Ne
sana ne de bana olsun derdi.
Nefsinin feryat edip;
-Beni
niye zararlı çıkardın? Diye çıkıştığını
hissedince
-Ne sen
kazandın nede ben diyordu.
Anlaşılan
tuttuğu oruca Allahtan başkasını ortak etmek istemiyordu. Saf halis
sadece onun rızası için
yapmak istiyordu.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Onlar Oruç Tutmadılar
|
|
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:
- Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın,
buyurur.
Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker
müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:
- Ya Resulullah!
İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe
utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem
(s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah
(s.av.)
- Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün
insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç
tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da
denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize
dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin
ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları
cehennem ateşi yerdi.
|
Onların Ameli Yok
|
Allah
Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem bir gün ashabıyla otururken bir an
kıyametten bahsetmeye başladı. Anlatır ... anlatır,
kıyamet
günü kulun amellerine konu gelir.
Kıyamet
günü birçok kimse Tehame kadar sevapla gelir. Allah
Teala
onların amellerini boşa çıkarır.
Bu
dehşetli tablo karşısında ürperen Salim Mevla Huzafe Hazretleri
atılarak;
-Anam
babam sana feda olsun ya Resulullah, Biz o kavmi nasıl
tanıyacağız?
-Seni
hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan
olmaktan
çok korkuyorum.
-Ey
Salim! Onlar oruç tutarlar namaz kılarlar ama kendilerine
haramdan
bir şey teklif edildiği zaman Allah Teala'dan
korkmadan haram
işlerler.
İşte Allah
onların amellerini kabul etmez.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
| Orucu
Bazen Bozmak Gerek |
|
Muhammed
Bahauddin Şah Nakşibend
(k.s.)
Hazretlerine
pişmiş
bir balık hediyesi
geldi.
Dervişler
de yanında
bulunuyorlardı.
Aralarında
bir
abid,
zahid
genç
vardı.
O
gün
oruçluydu.
Şah
Nakşibend
Hazretleri
o gence
şöyle dedi:
-Arkadaşlarına
uy,
orucunu
aç.
O
genç,
böyle
bir
emri
kabul
etmedi; orucunu açmadı.
Şah
Efendimiz
ona
şöyle
dedi:
-Sen
bugün
orucunu
aç, arkadaşlarınla
ye.
Ben
sana,
Ramazan
ayında
tutulan
bir
günlük
oruç
sevabı bağışlayacağım.
O
genç,
yine
bu
emri
kabul
etmedi;
orucunu
açmadı.
Bu
sefer
de,
Şah Hazretleri
şöyle
dedi:
-Sen
şimdi
bu
orucu
aç,
gelen
şu balığı
kardeşlerinle
birlikte
ye.
Ben
sana Ramazan
günlerinde
tutulan
oruçlar
kadar
oruç
sevabı
bağışlayayım.
O
genç
bunu da kabul etmedi,
orucunu
bozmayacağını
söyledi.
Bunun
üzerine,
Muhammed
Bahauddin
Şah
Nakşıbend
(k.s.)
Hazretleri şöyle
dedi:
-Senin
gibi
biri
ile
Sultan'ül-Arifin
Bayezid-i
Bestami
de
karşılaştı;
Allah
ondan
razı
olsun.
Sonra
şu
emri
verdi:
-Bunu
bırakınız;
zira
bu,
Hak'tan
da,
hakikatten
da
uzaktır.
Zira
o gibi
kimseler,
Allah'ın
veli
kullarının emirlerini
küçümsemişlerdir.
Bundan
sonra Allahu Teala onu,
beladan
belaya
çarptırdı.
Dünyada uğramadığı felaket
kalmadı.
İçinde
bulunduğu
ibadet
saadetinden
de
oldu.
Zühdü
de
eridi;
iyi
hali
de.
|
Oruç İman Ettirdi
|
Budist bir bayan turist
2003 yılı Ramazan ayında Türkiye'ye gelir.
Birkaç günlük gezisi sırasında
kimsenin gündüz bir şey yememesi
dikkatini
çeker. Bir gün bir lokantaya girer yemek ister, burada
da bir ilginçlik vardır. Yemeğin verildiği yer dışarıdan görünmüyordur.
Bunun sebebini sorunca garson:
-Ramazan abla Ramazan,
der.
Turist
bayan bir şeyanlamaz. Ertesi gün tanıştığı rehberini
yemeğe
çağırır o da "Ramazan" deyip geçiştirir. Merak eder
sorar, Nedir bu Ramazan rehberi bu ayın Müslümanlar için kutsal
bir ay olduğunu, bu ayda Müslümanların gündüz bir şey yiyip
içmediğini uzun uzadıya anlatır. Neden aç kalıyorlar? Niçin nasıl
gibi sorular ardı arkasına gelir ve bayan otele gider. Nasıl olurda
sadece yaratıcı yemeyin diyor kimse yemiyor şeklinde düşüncelere
dalar hem bu tanrı budaya hiç benzemiyor. İslamiyeti araştırır
ve şu kanaate varır sadece yaratıcı emrediyor diye yeme
içme gibi temel ihtiyaçlardan vazgeçiliyorsa bu fedakarlıklara katlanılıyorsa,
bu din batıl olamaz diyerek iman ediyor ve Müslüman oluyor.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Oruçlu
musunuz, Değil misiniz?
|
Senusi Hazretleri, Allah korkusunun
fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve
tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi.
O günlerini bir gün
oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer,
verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde,
-Oruçlu musunuz yoksa
değil misiniz? Diye sorulunca;
-Ne oruçluyum ne de değilim derdi.
Oruca niyetli olduğu için "oruçlu.
değilim" diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ıbadetinin
hakkını verenlerden saymadığı için "oruçluyum" da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği
anlamayıp:
-Oruçlu olup
olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm
ederdi.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Padişah,
Kulumun Kulu
|
Devrin
birinde padişahın biri Ramazan ayı geldiği vakit, ikindiden sonra
akşama kadar
davulcuların şenlik yapmalarını ve çalgılar çalmalarım emrederdi.
Bununla
hem günün tez geçmesini ve hem de açlığın tesirini anlamamasını
sağlamak,
isterdi.
Çünkü
oruç ekseriye ikindiden sonra insana şiddetle tesir eder.
İşte yine bir Ramazan ayında padişah oruçtan fazla incinmemek için bu
şekilde
emretmişti.
Bir
gün böyle vaziyette iken oradan bir kamil Şeyh geçer. Bakar
ki çalgılar çalmıyor, davullar vuruluyor, adeta kıyamet kopuyor. Kendi
kendine
şu kötülüğü kaldırmalıyım ve bu padişahı bu gafletten uyarmalım. Çünkü
bu an
iftar anıdır.
Rahmet
ve mağfiretin coştuğu bir zamandır.
Bu
zamanda
bu çeşit hareketler Müslümanlara gerekmez der.
Padişahın
sarayına gider, çalgıları susturmak ve neşelerine son vermek ister.
Padişah
da onu o anda saraydan seyreder. Padişah ihtiyarın yakalanmasını
emreder, adamı
huzuruna çağırtır ve kendisine şöyle sorar:
-Şu
münasip olmayan işi niçin işledin?
İhtiyar:
-Bu
iş kötü bir iştir. Biz kötü işleri kaldırmakla memuruz der.
Padişah:
-Benden korkmadın mı?
İhtiyar;
-Ssenden
bana gelecek olan şeye
sabrederim.
Nitekim Allah Teala Kur'an'da "sana gelen şeye
sabret" buyurdu.
Ben
senden asla korkmam. Çünkü sen kulumun kulusun.
Padişahın
etrafımdakiler:
-Bu
adam aklını kaybetmiştir.
İhtiyar:
-Hayır,
ben aklımı kaybetmedim.
Bilakis,
hakikatte o, kölemin kölesidir.
Sen kölemin kölesisin.
Çünkü
insanlar iki kısımdır:
Birincisi; nefsi mağlup, kendisi galip alandır ve
nefsini istediği tarafa çevirebilir.
İkincisi
ise: Nefsi kendisine galip ve üzerine amir kimsedir.
Ey
padişah! Şimdi düşün, sen bunların hangisindensin?"
Padişah:
-İkincisiyim,
der.
İhtiyar:
-Nefis
kulumdur, sen de nefsin kulusun. Yani sen kulumun kulu
oldu, der.
İhtiyarın
bu sözleri üzerine padişah son derece müteessir olarak derhal tevbe
edip pişman
olur. İhtiyara da birtakım ikramlarda bulunur.
|
Recep Ayında Oruç
|
Basra'da yaşayan
abide bir kadın vardı. Evliya
kadın ölümü yaklaşınca oğluna:
- Oğlum Recep
ayında oruç tutup namaz kıldığım elbiselerimle beni defnet dedi.
Bir süre sonra o evliya kadın öldüğünde
oğlu vasiyetini unutup normal
bir kefen ile defnedip eve geldiğinde annesini sardığı kefeni evde bulur. O an aklına annesinin
vasiyeti gelir Recep ayında
ibadet ettiği elbiseleri gelir. Evi arar elbiseleri bulamayınca oturup hayretler içinde düşünür, ama bir
şey anlayamaz.
Gaybden bir ses gelir. O ses "kefenini
al biz onu Recep ayında oruç
tuttuğu elbiselerle" defnettik. Çünkü biz Recep ayında oruç tutanı
mezarda bile olsa üzüntülü bırakmayız.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
Sabrın Zirvesi
|
Allah Dostlarından
Hazreti Rabia Hayatını ibadete adayan bu yolda evlenmeyi dahi
düşünmeyen yüce kametin hayatında orucun yeri bambaşkaydı. Sık sık
nafile oruç tutardı bir defasında yiyecek bir şey bulamadı sekiz gün
böyle geçmişti ve yiyecek bir iftarlık kuru bir ekmeği bile yoktu.
Açlık iyice şiddetlenmiş ve kendi kendine acaba nefsime zulüm mü
ediyorum diye düşünürken derken kapı çalınır. Komşusu bir tabak yemek
getirmiştir.Ortalık
karanlıktır. Onu alıp yere koyar. Işık aramaya gider. Işığı yakınca
kedinin yemeği döktüğünü görür. Ne yapayım bari iftarı su ile açayım
diye düşünür. Bu sırada ışık söner ve bardağı alıp
su içecekken bardak düşüp
kırılır. Elini açar:
-Ya Rabbi! Bu zavallı kulunu deniyorsun, fakat acizliğimden
sabredemiyorum. Diyerek bir ah çeker. Bu sırada gaybden şöyle bir ses
duyulur:
-Ey Rabia! İstersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen
üzerindeki dertleri kaldırayım. Fakat bu dertler ile nimetler bir arada
bulunmaz.
Bu sözü işitince Hazreti Rabia:
-Ya Rabbi beni kendin ile meşgul eyle ve senden alıkoyacak işlere
bulaştırma diye dua eder.
Kaynak:
Orucu Yaşayanlar, Salih
Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
|
|