|
|
| Bir insanı
tanıma yolları nelerdir |
|
'Bir
adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer
ibnü'l-Hattâb hazretleri ona,
'
Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.
Orada
bulunanlardan birisi,
'
Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,
'
Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,
'
Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.
Hz.
Ömer (r.a.) tekrar sordu:
'
Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?
'
Hayır, diye cevap verdi adam.
Hz.
Ömer (r.a.) sormaya devam etti:
'
İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış'veriş
yaptığın bir
kimse midir?
Adam
tekrar,
'
Hayır, dedi.
Hz.
Ömer (r.a.) bu defa;
'
Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân
veren bir
yolculuk yaptın mı? diye sordu.
Adam
bu soruya da,
'
Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),
'
Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,
'
Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'
Demek
ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin
olabilmek için;
onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın
yahut da
beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani bu ölçülerden
hiçbirisi ile
tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette
bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.
Alıntı:
Fazilet Takvimi,
2001
|
Kurtların Vazifesi
|
|
Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine;
"Bâyezîd-i Bistâmî'nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir kerâmet
gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihân etmiş
olayım."
diye düşündü. Bu düşünce ile, Bâyezîd-i Bistâmî'nin bulunduğu yere
geldi.
Bâyezîd-i Bistâmî onu görünce buyurdu ki;
"Biz kerâmetlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî'ye havâle ettik.
Sen
ona git."
Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî'yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor,
koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse
kendisinden tâze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamânı da
değildi.
Ebû Saîd Râî, asâsını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin
tarafına, diğer
kısmını da kendi tarafına dikti. Allahü teâlânın izni ile, hemen o
parçalar
asma oldu ve tâze üzüm verdi. Fakat, Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler
beyaz,
gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin
renklerinin farklı olmasının sebebini sordu.
Ebû Saîd Râî;
"Ben, Allahü teâlâdan, yakîn yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile
istedin. Dolayısıyle, renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana
geldi." buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini
tenbih
etti.
O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat, kilimi, Arafat'da kaybetti.
Çok aradı
ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm'a, Bâyezîd hazretlerinin yanına
uğradı.
Baktı ki kaybettiği kilim, Bâyezîd-i Bistâmî'nin önünde duruyor. Bu
hâdiselere
şâhid olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok
pişmân
oldu. Tövbe ve istigfâr edip, Bâyezîd-i Bistâmî'nin talebeleri arasına
katıldı.
Kaynak:
Evliyalar
Ansiklopedisi, İhlas Yayınları
|
Melik ve Bekçi
|
|
Zamânın
sultânı Melîk Zâhir Mücirüddîn, bir defâsında Abdullah el-Acemî
hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemî bahçelerde bekçilik
yapıyordu.
Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir
nar ağacından nar koparıp götürdü.
Melik kesip tadına baktı ve;
"Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd
edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemî kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için,
ekşisini
tatlısını bilmiyordu. Melîk'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb
oldu.
Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle
duâ etti:
"Yâ Rabbî bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melîk'e
vereyim..."
Onun namaz kılışını ve duâ edişini seyreden Melik hayretinden atın
üstünde
donakalmıştı. Çünkü ağaçlar da onunla secdeye gidiyorlardı. Hayatında
ilk defa
böyle bir halle karşılaşıyordu. Hayretle;
"Ağaçlar! Evet, ağaçlar! O secdeye kapandıkça ağaçlar da secdeye
kapandılar! Demek bu genç erenlerden!" diyerek atından indi. Ayakta
durarak Abdullah el-Acemî hazretlerine sevgiyle baktı. Sonra koşup
ayaklarına
kapandı.
Abdullah el-Acemî hazretleri geri çekilerek böyle yapmasına mânî olmak
isteyince Melik Zâhir;
"Sen namaz kılarken şu bahçenin bütün ağaçları seninle birlikte secdeye
kapandılar. Bunun kerametiniz olduğunu anladım. Sen mübârek bir
kimsesin."dedi.
Abdullah el-Acemî'nin;
"Belki hâyâl gördünüz..." buyurması üzerine;
"Hayır! Vallahi gerçek gördüm. Melik aslında sizsiniz. Biz Melik değil
sizlerin hizmetçisiyiz." dedi.
Bu konuşmalardan sonra Melik Zâhir ona duyduğu yakınlığı daha da
artırmak
istedi. Ona ısınmış, kalbi kaynamıştı:
"Benim edebli ve sana lâyık bir kızım var. Onu size nikahlamak
isterim." O; "Efendim ben, malı mülkü olmayan, bir garibim"
cevabını verdi.
Fakat Melîk niyetinde kararlı ve çok ısrarlı idi. Abdullah el-Acemî
hazretleri
onun bu samîmî ve candan isteği karşısında teklîfini geri çevirmedi.
Nikâhları
yapıldı.
Melik Zâhir saraya gidip durumu hanımına anlatınca o da memnun olup,
kızının
çeyizini düzdü. Sonra, kızını sultan kızına lâyık bir şekilde develer
yükü
çeyizle gönderdi.
Düğün alayı Abdullah el-Acemî'nin köyüne yaklaşınca haberciler durumu
Abdullah
Acemî hazretlerine bildirdiler. Bu haber üzerine düğün alayını
karşıladı.
Sultanın kızı bir deve üstünde tahtırevan içinde geliyordu. Peşinde de
katar
hâlindeki develer üzerinde yükler dolusu eşyâ vardı. Sultanın kızına
yaklaşıp;
"Ey Sultân kızı! Benim hanımım olmayı mâdem ki kabul ettin, şimdi
senden bazı isteklerim var!" deyince kız;
"Evet, buyurun söyleyin." dedi.
"O halde şimdi, sen üzerinde bulunduğun deveden in! Üzerindeki o süslü
elbiselerin yerine benim vereceğim şu sâde elbiseyi giy. Sonra şuradaki
bahçıvan evine gir." buyurdu.
Kız isteğini memnuniyetle yerine getirdi.
Melik Zâhir ile Abdullah el-Acemî hazretlerinin arasında geçen bu
hâdise
Irak'ta evliyâ bir zât ve talebeleri tarafından duyulmuştu. Ziyâret
etmek için
Abdullah el-Acemî'nin köyüne geldiler.
Köye geldiklerinde, Abdullah el-Acemî bahçede çalışıyor, bahçenin
otlarını
topluyordu. Gelen ziyâretçi heyetinin reisi Allahü teâlâya duâ etti ve
otlara
işaret etti. Allahü teâlânın izni ile otlar bir yere toplandı. Abdullah
el-Acemî hazretleri onları karşıladıktan sonra;
"Niçin böyle yaptınız?" diye sordu.
O zât;
"Efendim sizin yorulmamanızı, nasihat etmenizi istedim." deyince de;
"Biz, böyle olmasını isteseydik, Allahü teâlânın izni ile otlar
toplanırdı. Lâkin biz alın teri ile lokma yeriz." dedi ve alnında
toplanan
terleri sildi. Terleri parmaklarından damla damla toprağa döküldü.
Sonra;
"Ey bahçemin otları eski bulunduğunuz yere dönünüz." dedi. Otlar
bahçeye yayılıp eski hallerini aldılar.
Ziyâretine gelen zât onun yanından ayrılmadı. Vefâtına kadar hizmetinde
ve
sohbetinde bulundu.
|
| Şoför |
Sokaklarda
sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek, destek olacaktı?
İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş
evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının
önünde durduğunu, içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki
taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün
cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp
direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre
seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç
gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya
başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye
razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.
Beklenmedik bir anda
gelen bu “Allah rızası için
yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye
başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı
aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı.
Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım
da ikaz etmekten geri kalmıyordu:
– Ne zaman
değiştireceksin bu lastikleri?
Birazcık geç kalsan, aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı
yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum.
O an için nefsi ve
şeytan birlik olup vesvese
vermeye başladılar:
– Sen zaten zor
geçinen kimsesin. Yardım edecek
durumda değilsin. Bas gaza, git yoluna!
Fakat imanı ve
vicdanı da şöyle sesleniyorlardı:
– Para dediğin şey
böyle gün için lazım olur.
Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu
muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda, Onu
namusunu kirleterek, para kazanma zorunda bırakmamalısın.
Nihayet nefsini ve
şeytanını yenmiş, cebindeki
lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak:
– Al bacım,
namusunla yaşa. Bu para bir müddet
seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! Dedi.
Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:
– Sen benim
ihtiyacımı karşıladın, Allah da senin
ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. Gün boyunca kulaklarında çınlayan
bu duaya hep (amin) dedi.
Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap
oldu.
– Hâlâ değiştirmemişsin lastiklerini...
– Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler
gelince hemen değiştirecek... diyerek geçiştirdi.
Bu geçiştirme işi
birkaç gün devam etti. Bir
akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış, “Bu defa ne diyeceğim?” diye
düşünürken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres
yazılı bir kağıt uzattı, sonra da şöyle dedi:
– Bugün bir lastikçi
geldi, şu adresi verdi.
“Yarın bana mutlaka gelsin, lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti.
Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle
bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi
kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hiç
görmemiş, buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık
iki tarafta da yaşandı. Lastikçi:
– “Sen o musun?”
deyip şoförün boynuna sarıldı,
başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:
– Tam üç gündür
Resûlüllah Aleyhisselam rüyama
giriyor ve bana, "Şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir, ücret
olarak da benim şefaatime nail ol" buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne
türlü bir iyilik ettin, nasıl bir hayır dua aldın ki Resûlüllah
Aleyhisselam üç gündür beni ikaz ediyor, senin lastiğini değiştirmem
için beni vazifelendiriyor?
Kaynak:
Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
|
|
|
|
|