Seyyid
Abdurrahmân, ihsân
sâhibiydi. Mal ve canını Allahü teâlânın dînini yaymak için sarf etti.
Zamânının kutbu olduğu için uzak yerlerde Allah yolunda, O'nun dînini
yaymak için savaşanların yardımına koşardı. Hanımı şöyle anlattı:
Efendim, arada-sırada
silâhlarını kuşanır, evden çıkar, sabahtan önce yine eve gelirdi.
Geldiğinde üstünde-başında kan lekeleri olurdu. Elbiselerini yıkar
sesimi çıkarmazdım. Yine elbiseleri kan içinde kaldığı bir gün
kendisine;
-Efendi! Sık sık gidip,
sabaha bu vaziyette geliyorsun. Nereye gidiyorsun ve elbisen niçin kan
içinde dönüyorsun?" diye sordum.
O da;
-Hanım, sağlığımda iken
kimseye söylemezsen, bu sırrı sana söylerim." dedi.
Ben de;
-Söylemem,dedim.
Bunun üzerine;
-Biz vazîfemiz îcâbı zaman
zaman dünyânın neresinde müslümanlarla kâfirlerin harbi varsa oraya
gideriz. Müslümanlara yardım eder, küffâr ile harbederiz. Ayrıca darda
kalmış müslümanların da yardımına yetişiriz." buyurdu.