|
Esmaü'l
Hüsna
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
Aziz
|
Müheymin
|
Mü'min
|
Selam
|
Kuddus
|
Melik
|
Rahim
|
Rahman
|
Allah
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
Rezzak
|
Vehhab
|
Kahhar
|
Gaffar
|
Musavvir
|
Bâri
|
Halik
|
Mütekebbir
|
Cebbar
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
Semi
|
Müzil
|
Muiz
|
Râfi
|
Hafid
|
Bâsit
|
Kâbiz
|
Alim
|
Fettâh
|
|
|
|

|
|
|
|
|
|
Şekûr
|
Ğafur
|
Azim
|
Halim
|
Habir
|
Latif
|
Adl
|
Hakem
|
Basir
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mücib
|
Rakib
|
Kerim
|
Celil
|
Hasib
|
Mukit
|
Hafız
|
Kebir
|
Aliyy
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kavi
|
Vekil
|
Hakk
|
Şehid
|
Bâis
|
Mecid
|
Vedûd
|
Hakim
|
Vâsi
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hay
|
Mümit
|
Muhyi
|
Muid
|
Mübdi
|
Muhsi
|
Hamid
|
Veli
|
Metin
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Muahhir
|
Mukaddim
|
Muktedir
|
Kadir
|
Samed
|
Vahid
|
Macid
|
Vacid
|
Kayyum
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Müntekim
|
Tevvab
|
Müta'ali
|
Berr
|
Vâlî
|
Bâtın
|
Zahir
|
Ahir
|
Evvel
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Mani
|
Muğni
|
Gani
|
Cami
|
Muksit
|
Zü'l Celali
|
Malikül
|
Rauf
|
Afüvv
|

|
|
|
|
|
|
|
|
 |
| Sabur |
Reşid
|
Varis
|
Baki
|
Bedi
|
Hadi
|
Nur
|
Nafi
|
Darr
|
|
Allah
Teâla'nın En Güzel İsimleri
|
Esmaü'l Hüsna
(Esmâ-i hüsnâ) "en güzel isimler
demektir. en güzel isimler Allah Teâlâ'nındır.Bu isimler sıfat olarak
da kullanılır. Cenaâb-ı Hakk'a ait olan pek çok isim mevcuttur; onların
sayısını ancak kendisi bilir. Allah Teâlâ güzel issimlerinden bir
kısmını Kur'an'da zikretmiş, bir kısmını Peygamber Efendimiz'e
(s.a.v) ve sevdiklerine bildirmiş, bir kısmını da kendi ilminde
tutmuştur. Meşhur hadis-i şerifte bu isimlerden doksan dokuzu peş peşe
sayılmıştır. Alimler, diğer isimlerin mana olarak bu doksan dokuz isme
dahil olduğunu söylemişlerdir. Bunları okuyan, anlayan ve zikreden
kimse, bütün isimleri okumuş, anlamış ve zikretmiş olur.
Esma-i
hüsna,
tevhid
ve
akaidle
ilgili
şu
beş temel esası ortaya
koymaktadır:
1.
Bu
güzel
isimlerin
bir
kısmı,
Cenab-ı
Hakk'ın
varlığını
ispat
eder.
Allah'ın
Hay,
Baki,
Kayyûm
gibi
sıfatları,
O'nun
varlığının
inkar
edenleri
reddeder.
2.
Bu
güzel
isimlerin
bir
kısmı,
Cenab-ı
Hakk'ın
birliğini
ispat
eder;
O'na
hiçbir
varlığın
eş ve ortak
olmadığını
ortaya
koyar.
Vahid,
Ehad,
Samed,
Ganı
gibi
sıfatlar
bazı
varlıkları
Allah'a
ortak
koşan
müşrikleri
reddeder.
3.
Bu
güzel
isimlerin
bir
kısmı;
Cenab-ı
Hakk'ın
bütün
noksan
sıfatlardan
uzak
olduğunu,
hiçbir
varlığa
benzemediğini
ve
kimseye
muhtaç
olmadığını
ispat
eder.
KuddOs,
Muhıt,
Mec'id
gibi
sıfatlar
Allah
Teala'yı
varlıklara
benzeten
Müşebbi
he
taifesini
reddeder.
4.
Bu
güzel
isimlerin
bir
kısmı,
bütün
varlıkların
vücut
bul-·
masında
tek
sebebin
Cenab-ı
Hak
olduğunu
ispat
eder.
Halik,
Bari,
Musawir,
Kavı
gibi
isimler,
varlıkların
ortaya
çıkmasını
birtakım
sebep
sonuç
ilişkisi
ile
anlatmaya
çalışan
ve yüce
Yaratıcı'yı
unutan
maddecileri
reddeder.
5.
Bu
güzel
isimlerin
bir
kısmı,
bütün
alemi
tedbir
ve idare edenin
Cenab-ı
Hak
olduğunu
ispat
eder.
Allah
Teala
mülkünde
dilediği
gibi
tasarruf
eder;
öldürür,
diriltir,
aziz
eder,
zelil
eder,
zenginlik
verir,
fakir
eder.
Kimse
O'na
hesap soramaz.
O'nun
her
işi
ya
bir hikmet
ya
bir rahmet
ya
da
adalet
üzere
olur.
Esma-i
Hüsna ile Dua
ve ibadet
Allah
Teala,
bizlere
güzel
isimleri
ile
kendisine
dua
etmemizi
emretmiştir.
ilahı
emir
şöyledir:
"En
güzel
isimler
Allah'ındır.
O'na
bu
güzel
isimlerle
dua
edin.
Allah'ın
isimlerinde
yanlış
yola
sapanları
terkedin.
Onlar
yaptıklarının
cezasını
göreceklerdir"
(A'raf,180).
Allah
Teala'ya,
güzel
isimleri
ile dua iki
şekilde olur.
Birincisi, bu isimlerden
biri,
birkaçı
veya
hepsi ile
O'nu
yüceltmek,
övmek ve zikretmek şeklindedir.
ikincisi
de,
bu
güzel isimlerle
Allah
Teala'dan bir şey istemek,
ilahı
huzura
ihtiyaç
ve dertlerimizi açmak,
onlarla
yalvarmak
şeklinde olur.
Kul,
yüce
Rabb'ine
hangi
derdini
açacak ise,
ona
uygun
bir
ismi
zikrederek
dua eder.
Mesela
günahlara bulanmış
fakat içi
yanıp
pişman olmuş bir kul elini açıp,
"ya
Gaffar
= Ey günahları affeden,
ya
Rahım
= Ey kullarına çok acıyan,
ya Settar
= Ey günahları
örten,
ya
Tevvab = Ey tövbeleri kabul eden
Allahım,
beni
affet"
diyerek
affını
ister.
Başı
darda kalıp bunalan bir
kul,
"Ya
Rahman=Ey kullarına
rahmet eden,
ya
Alim=Ey
kullarının
halini
en
iyi
bilen,
Ya
Hakım=Ey her işi hikmet üzere olan,
ya Azız=Ey
her şeye ve herkese hükmü geçen,
ya
Kadır=Ey
her şeye gücü yeten AIiahım,
benim
şu sıkıntımı
gider"
diye
dua eder.
Diğer
isimlerle
yapılan dualar da böyledir.
Allame
Alusı (rah),
Allah
Teala'nın isimleriyle
yapılacak
en güzel duanın,
dil
ile değil fiil
ile
olduğunu söylemektedir.
İmam
Gazali (rah),
fiille
duanın
nasıl
yapıldığını
şöyle anlatıyor:
"Bil
ki,
kulun
kemale ermesi ve saadeti
ele
geçirmesi ancak
Allah
Teala'nın ahlakı ile ahlaklanmakla yani
O'nun isim
ve sıfatlarının edebiyle süslenmekle
mümkün
olur.
Bundan,
kul
ile
Allah arasında
bir benzerlik
olur
ve
ikisi
aynı
konuma
gelir zannedilmesin.
Kulda
ilahı
ahlak
ve sıfatlardan bir
derece
bulunması
mümkündür. Allah Teala
bizlere
hayat,
görme,
işitme,
konuşma,
bilme,
dileme,
sevme
gibi
sıfatlar
vermiştir.
Bütün bunlar aynı zamanda
kendisinin
sıfatlarıdır.
Bununla,
biz
Allah'a benzedik,
O'nun
gibi olduk denebilir
mi?
Heyhat,
bu
ne kötü bir anlayış."
Arifler
demişlerdir ki: "Avam
halk
esma-i
hüsnayı
diliyle
tekrar
ederek,
kalbiyle
Allah',
yücelterek
korku
ve
saygı
içinde
zikreder.
Havas tabakası, manalarını
düşünerek ve onların
kime ait
olduğunu
bilerek zikreder.
Mukarrebın
makamındaki
veliler ise, kalbiyle tamamen Allah'a
yönelmiş,
Allah'tan
gayri
şeylerden
gönlünü
ve gözünü
çekmiş
bir
halde
esma-i
hüsnayı
zikrederler.
Onlar
her zikredişlerinde ayrı
bir
mana,
yeni
bir
ilim,
değişik
bir
zevk
elde
ederler."
Ariflerin
belirttiği
gibi,
Allah
Teala'ya
hakkıyla
kulluk etmek,
O'nu
yakınen
tanımak,
O'nu
sevmek ve O'nun
tarafından
sevilmek
ancak bu isimlerin hakikatini
anlamaya
ve onların
nurundan
bir
nasip
almaya
bağlıdır.
Şuurlu
bir
ibadet
de
ancak bu şekilde
mümkün
olur.
Bir
şeyi anlamanın
yollarından biri
de onu sıkça
tekrar
etmektir.
Tekrar
edilen
şeyler,
hafızada
yer
eder.
Bu
şey
ilahı
isim
ve sıfatlardan biri olunca o bir çeşit
zikir
olur.
Zikir,
zikreden
kimseyi
zikrettiği
zat
ile
beraber
eder.
Allah
Teala'nın,
"Siz
beni
zikredin,
ben
de sizi
zikredeyim"
müjdesi
zikir
ehli için
ne büyük bir saadettir.
Mesela
Allah
Teala'nın
"es-Selam"
ismini
çokça
zikreden,
fikreden
ve bu şerefli
ismin
tecellilerinden bolca nasiplenen bir kul,
önce
bozuk
düşüncelerden
fikrini,
şek
ve
şüpheden
kalbini,
yalan
ve iftiradan
dilini,
haram
ve zulümden fiilini temizler;
kendisine
ve
başkalarına
selamet
olur.
Kimse ondan
incinmez.
Herkese
selam verir,
herkes
ondan bir
fayda görür. işte o zaman
gerçek
bir
müslüman
olur.
Müslüman,
"es-Selam"
ismine
mazhar olmuş kimsedir.
"el-Hakım=Her
işini
sağlam
ve
hikmet
üzere
yapan"
ism-i
şerifini çokça zikreden,
fikreden
ve onun tecellilerinden
nasiplenen
bir
kul,
bütün
işlerini
sağlam
yapar,
yerince
davranır;
sakat,
bozuk,
yersiz,
sebepsiz
iş yapmaz.
Allah
Teala'nın
"Rezzak=yarattıklarına
gereken
rızkı
veren"
ism-i
şerifinin
tecellisine
mazhar olan kulun, kalbinde
rızık
endişesi,
geçim
kaygısı
kalmaz,
Allah'a
tevekkül
ve
teslimiyeti
tam
olur.
Rızık
ararken gafleti değil,
zikir
ve sevgisi artar.
"Settar=Kusurları
çok
örten,
ayıpları
saklayan"
ism-i
şerifinin tecellisine
mazhar olan kul,
insanlardan
gördüğü her kusuru
örter,
onları
yaymaz,
kusur
sahibini
halk içinde
rezil etmez;
özellikle
kendisine karşı
yapılan
kusurları
görmezlikten
gelir,
affeder.
Kendisinden
meydana
gelen
kusurları
yüce
Rabb'inin
nasıl
örtüp sakladığını, bunun ne kadar güzel bir şeyolduğunu
gören
kul,
bu
ahlaka
ulaşmak
için
can atar. Böylece Allah Teala'nın
sevdiği
güzel
ahlak sahibi bir kul olur.
Diğer
ism-i
şerifleri
zikretmek,
fikretmek
ve
onların tecellilerinden
nasiplenmek
de bu manada gerçekleşir.
Akaidin
temeli
Allah
Teala'yı
tanımaktır.
Allah'ı
zikretmeden
ve O'nun
boyasına boyanmadan Zat-ı
Barı'yi
ayne'l-yakın
derecesinde
tanımak
mümkün değildir.
ilahı
sıfatları
sadece
akaid kitaplarından
okumak yeterli olmaz.
Kendi
nefsimizde
ve kainatta o sıfatların
tecellilerini,
hikmetlerini,
cilvelerini
görüp
okumadıkça,
okuyup
anlamadıkça,
anlayıp
Allah'a
koşmadıkça imanımız taklitte,
sevgimiz
dilde
kalır.
Eğer,
"Bu
isimleri
nerede,
ne
zaman,
nasıl
okuyalım?"
denirse,
deriz
ki:
işte o güzel
isimlerin
tecellisi
olan
hayat
ve
kainat
önümüzde duruyor.
Biz
her
gün
onlarla
iç
içe
hayat
sürüyoruz.
Daha doğrusu biz
o güzel
isimlerln
tecelli
ve
bereketiyle
hayatta ve ayaktayız.
Bizler
ruhumuzla
mana aleminde
yüzerken,
anne
rahminde
şekil
alırken,
doğarken,
büyürken,
bir
ömür
bu
alemde yaşarken,
ölürken
ve
öldükten
sonra
yeni hayatla
tanışırken hep ilahı
isimlerin
tecellilerine
mahal
ve
mazhar oluyoruz.
Bize
düşen,
üzerimizde
ve gözümüzün
önünde cereyan eden şeyleri bir nebze düşünmek ve bir
gerçeği
farketmektir.
O
gerçek
şudur:
Alemde
yüce Allah'tan
başka kendisine
ibadet
edilecek,
boyun
eğilecek,
el
açılıp
bir
şey
istenecek
başka bir ilah yoktur.
Her
gün
görüp durduğumuz şu canlılar
ve
canlılık,
yüce
Yaratıcımız'ın
"Hay"
sıfatının
tecellisidir.
Bunu
gören
ve
farkeden
uyanık kalpli bir
mümin,
"Ya
Hay"
der,
yüce
Allah'ı
zikreder.
Aslında
nefes alan her canlı,
ta
ciğerinden
gelen
bir
sesle ister istemez "hu
hu"
der,
O'nu
zikreder.
Yeryüzündeki
ince
düzeni,
gök
yüzündeki
büyük
intizamı
ve
kainatın
ayakta
duruşunu
gören
uyanık
kalpli
bir mümin,
"Ya
Kayyum"
der,
yeri
ve
gökleri kudretiyle ayakta
tutan
yüce
Allah'ı
zikreder.
Varlıklardaki
değişik
suret,
şekil,
çeşit
ve
renkleri
gören
uyanık kalpH
bir mümin,
"Ya
Musavvir"
der,
her bir
canlıya
ayrı
bir
renk,
şekil
ve suret veren
yüce
Allah'ı
zikreder.
Dört
mevsim,
her
gün dağıtılan
sayısız rızıkları,
yaratılan
yiyecek,
içecek,
giyecek
ve hayat
sebeplerini
seyreden
uyanık
kalpli
bir
mümin,
"Ya
Rahman",
"Ya
Rezzak"
der,
bütün
canlılara
rızıklarını
gönderen yüce Allah'ı
zikreder.
Kalbinde
azıcık
iman,
vicdanında
birazcık
insaf
bulunan
her
insan
bunca
nimetlerin
başında,
içinde
veya sonunda muhakkak bir çeşit
fikir ve
zikirle
nimeti
yaratanı
hatırlamalı;
O'nun
adını
zikretmeli,
O'na
bir
derece hamd ve şükür
yapmalıdır.
Esma-i Hüsna ile ilgili
Bazı Edepler
Allah
lafzı,
yüce
Yaratıcımız'ın
özel adıdır.
Sahih olan görüşe
göre hiçbir
kelimeden
türememiştir.
Başka hiçbir
varlığa
isim
olarak
verilmemiştir,
verilemez
de.
"Allah"
ism-i
şerifi,
diğer
bütün
isimleri
içinde
toplar;
hepsinin
manasını
ihtiva
eder.
"Allah"
ism-i
şerifini
zikreden
bir
'mse,
bütün
esma-i
hüsnayı
zikretmiş gibi olur.
"Allah"
ism-i
şerifinin
dışındaki
isimler,
kullar
için
de kullanılabilir.
Ancak
ismin
önüne
(kulu)
manasına
gelen "abdü"
kemesini
eklemek lazımdır.
Mesela
Kadlr
yerine
Abdülkadir
isi
verilmelidir.
Mana:
Kadir
olan
Allah'ın
kulu
olur.
Aynı
şekile
Kerım
yerine
Abdülkerim,
Samed
yerine Abdüsssamed,
affar
yerine
Abdülgaffar
isimleri
verilirse,
hem
mana
vakıaya
uyar,
hem
de kullanımda
sıkıntı ortadan
kalkar.
Esma-i hüsnadan bazı
isimler
kullar
için
doğrudan
kullanıldığında
anasını
kula göre düşünürüz.
Mesela Allah Teala Kur'an-ı
akim'de
kendisini
"el-Mümin"
olarak
vasıflandırmış,
Peygamber'ine
tabi
olanlara
da "Mümin"
ismini
vermiştir.
Lafızlar aynıdır,
fakat
manalar farklıdır,
Esma-i
hüsnadan
bir
isim
zikredilince,
peşinden
"celle
celalühü
ve çelle şanuhü",
yani
"azameti
ve şanı yüce olsun"
anasındaki
hürmet
ve
saygı ifadesi
eklenmelidir.
Allah ism-i
şerifinden
sonra
"Teala"
demek
yeterlidir.
Celle
celalühü
ifaesi
de
söylenebilir.
Esma-i
hüsnayı çerçeve
yaptırıp duvara asmakla yetinmemeliyiz.
Bizden
istenen,
onu
ezberleyerek veya yazılı
metinden okuyarak yüce Rabbimiz'j
zikretmektir. Ehlinin tavsiyesi ile, esma-i hüsna zikredilerek maddi
manevi
birçok
hastalık tedavi edilebilir. Bunun için
ihlas,
edep
ve helal lokma şarttır.
Esma-i
hüsnayı günlük vird
olarak okumak isteyenler bunu kendi tercihleriyle değil,
ehli
olan bir alimin
tavsiye ettiği usulde yapmaları daha uygundur. Bir ilaç,
zamanında
ve usulünde alınmaz ise, çoğu defa hastanın hastalığını artırır
.
|
| Allah |

Allah
: O'nun zat ve özel ismidir. Diğer
isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"İsimlerin en güzeli
Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin." (Araf,180)
Kur'an'daki Esma'ül
Hüsna'dan ilk inen
isimdir. Çünkü ilk inen
ayet besmeledir. Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.
Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:
Resulullah
(sav) buyurdular ki: "Allah'ın doksan
dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki
sever."
Esmâ'ül
Hüsna'nın
bütün anlamını içinde
toplar. Yüce Yaratıcı'nın
diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau'l-hüsna olarak
bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle
"Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah'ın adlarındandır deriz. " Ama
Allah, Rahman'ın adlarındandır" demeyiz..
Allah isimi
Kur'an'da 2697 yerde geçmektedir.
Allah'ın güzel
isimleri
vardır. En güzel isimler
O'nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi
Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek
şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir
birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir:
İlâhî hitapta yer alan "Biz, şehadet ettik, yarattık." gibi çoğul
kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya
gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi,
bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah
ismi, Allah'ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat
ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve
sıfatların her biri Allah'ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder.
Âdem'e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel
isimler Allah'a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O'na o isimlerle dua
ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle adlandırıp
anınız. Ve O'nun isimlerinde yamukluk edenleri terk
ediniz.
Tenbih
: Kul, Allah'a
bütün
kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O'ndan başkasını görmemeli, O'ndan
başkasına iltifat eylememeli, O'ndan başka hiç kimseden bir dilekte
bulunmamalı, O'ndan başkasından korkmamalıdır.
İhlasla
"Yâ Allah"
diye bir müslüman bu isme
devam etse, duası kabul olunur. Şeytanın şerrinden emin olur. Mutluluğa
erişir. Duası kabul olur. Rızkı genişler ve Allah'ın izniyle şifa
bulur.
|
| Rahman |
Rahman
: Esirgeyen, bütün canlılara nimet veren
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
Senden önce
gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz,
Rahmanın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldıkmı?" (Zuhruf,
45)
Bu sıfat
dünyada hem müminlere ve hem de kafirlere şamildir. Çünkü Allah dünyada
mümine ve kafire rızık veriyor, hiç birisini ayırt etmiyor.
Rızıkları,
ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini
mahlukatından
hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş
kapsamlı
bir mana ifade eder.
Rahmân,
Yüce
Allah'ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak
zikredildiğinde sıfat anlamındadır. Ancak Kur'an'da bu şekilde
değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah'a has özel
isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız
zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman'ın bu şekilde kullanılması
O'nun Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet
sıfatına delalet ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat
olarak zikredilmemiştir.
Kur'an'ın
ilk
ayeti olan Besmeledeki Rahman ve
Rahim
sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin
Rahimidir
cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği
Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın
bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz
kılmıştır.
Yüce
Allah bir
kudsi hadiste şöyle buyurur: "Rahmetim
gadabımı geçmiştir."
Tenbih
: Kul, önce
Allah'ın
gafil kullarına merhamet edip onları olanca
güçleriyle onları Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle
çevirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık
ve şefkat
yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı,
eziyet
ve zulüm nazarı ile bakmamalıdır.
Müminin başlıca gayesi, insanlardan
ortaya çıkan her mâsiyet sanki kendi
nefsinden
ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca
gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan
kurtarmak olmalıdır.
İhlasla
"Yâ Rahman" diye bir müslüman
bu isme
devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi
nimetlere nâil olur.
|
| Rahim |

Rahim
: Bağışlayıcı ve merhamet edici
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"O
Rahmân'dır ve Rahim'dir" (Fatiha,
3)
"O,
öyle
Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur.
Görülmeyeni ve
görüleni
bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır." (Haşr,
22)
Cennette
bize cemalini Rahim sıfatının tecellisi ile gösterecektir. Bu
muazzam isminden ve onun tecellisinden iman etmeyen ve imandan mahrum
olarak bu dünyadan göçenler istifa edemiyeceklerdir. Besmelede ve
Fatiha'da her zaman bu isimler sayesinde Cenab-ı Hak'tan rahmet ve
merhamet istemekteyiz.
Kur'an-ı
Kerim'in
115
ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur" sıfatı
ile birlikte olmak üzere "rahim" sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı
Hakk'ın
ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayettede
"erhamü'r-rahimin
(merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması kullanılmıştır.
Tenbih : Kul gücü
yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını karşılamalı,
yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiç bir fakir
bırakmamalı. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile
veyahut hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan
kişilere başvurmak suretiyle karşılamalıdır. Bu saydıklarımızdan aciz
olursa,
o zaman ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini
paylaşmalıdır.
Her kimse
bu ismi "Yâ
Râhim"
her farz namazdan sonra yüz kere okursa gaflet ve unutkanlıktan, gönül
pekliğinden emin olur. Yine demişlerki, bir kimse sabah namazından
sonra Rahim ismini yüz kere okursa bütün yaratılanlar o kimseye
merhamet eder.
|
| Melik |

Melik
: Herşeyin hakimi, bütün
kâinatın hükümdarı.
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan
başka İlah
yoktur; Kerim
olan Arş'ın Rabbidir." (Mü'minûn,
116)
Melik ismi, gerçek
anlamda her yönüyle yalnız
Allah içindir. Bu
sıfat, Allah'ın diğer bütün kemâl sıfatlarının var olmasını zorunlu
kılar.
Melik
ya da malik olma, malik olunan şey üzerinde istenildiği biçimde
tasarrufta
bulunmayı gerektirir.
Bütün kainat
Allah'ın mülküdür ve Allah mülkünde
dilediği gibi tasarruf sahibidir.
İnsan
yeryüzünde
halife olduğu
için, kendisine yeryüzü mülkü üzerinde izafi bir meliklik yetkisi
tanınmıştır.
Herkesin
belli bir tasarruf sahası vardır. Fakat bu
tasarruf, hiç bir zaman mutlak değil, sınırlı ve Allah'ın tanıdığı
alanda
sadece bir emanettir.
Allah Teâlâ
için insanların meliki
denirken, O'nun insanlar üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğu
anlatılmak istenir. Fakat şirk koşan insanlar, Allah'ın melikliğini
yeryüzünde ve dolayısıyla insanlar üzerinde tasarruf sahibi olmak ve
yeryüzündeki servetleri, yani mülkü diledikleri gibi kullanmak için
gasbetmeğe çalışırlar.
Tenbih
: Kulun
mutlak melik
olması hiç düşünelemez. Çünkü onun her şeyden müstağni
olduğu söylenemez.
Allah'tan başkasına ihtiyacı olmasa bile, mutlaka daima Allah'a
muhtaçtır.
Kullardan
gerçek Melik o kişidir ki; Allah'tan başka kimsesi
olmaz.
Allah'tan gayri her şeyden alakasını keser, bununla beraber asker ve
halkının kendisine itaat ettiği boyun eğdiği ülkeye sahip olur. Nasıl
mı? Şöyle: Çünkü onun öz ülkesi kalbi ve kalıbıdır. Askerleri
ise, gazabı, şehveti, hava hevesidir. Halkı ise: dili, gözleri elleri
ve sair azalarıdır. O, bütün bunlara hakim olup da kendisine boyun
eğdirirse, işte kendi iç dünyasında sultanlık derecesine yükselmiş
demektir. Bir de buna insanlara karşı olan ihtiyaçsızlığı hususu da
eklenirse işte yeryüzünün sultanı olmuş demektir.
"Yâ Mâlik" Bir kimse sabah
namazından sonra bunu okumaya devam ederse o kimse
dünyalık ve ahiretlik olarak riyasetten emin olur. Halkın gözünde
hürmetli ve heybetli olur.
Hz.Hızır
aleyhisselamdan
nakledildiğine göre bir kimse bir
hastanın hatırını sormaya gittiğinde şifa niyetine
112 kere "Allahümme
ente'l-melikü'l-hakku'llezi lâ
ilâhe illâ ente yâ Allah ve Selâmü ya Kâfi"
3 kere de "Yâ Şifae'l Kulûb"
dese o hastanın
hastalığı Allah'ın izniyle sıhhate dönüşür.
|
| Kuddus |

Kuddus
: Her
türlü eksiklikten münezzeh, pek temiz.
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"Göklerde
ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz;
Hakim olan Allah'ı tesbih eder."
(Cuma,1
)
"O
Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir;
Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır;
Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk kostuklarından çok yücedir." (Haşr,
23)
O, zatına
yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün
vasıflarda en mükemmel, tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık
kemal, fazilet ve güzellik sıfatları kendinde olandır.
Kuddus ismi çok temiz ve çok pak manasına
geliyor. O'nda hiç bir noksanlık bulmak mümkün değildir. Kullar hata
yapma sıfatına haizdir. Fakat Mevla ise hata yapmaktan münezzehtir.
Çirkin şeylerden uzaktır ve insanlarda beliren bütün beşeri sıfatlardan
münezzehtir.
Allah'ın son
derece aciz olarak yarattığı
insanlar hata yapar,
unutur, yanılır, gaflete düşerler. Aynı zamanda hem bedeni, hem ruhi
yönden son derece eksiklik ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca
bedenlerine bakmak, yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek
zorundadırlar. Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün
uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son derece aciz bir duruma düşmüş
olurlar. Ancak herşeyin Yaratıcısı ve 'en güzel isimlerin sahibi' olan
Allah elbette tüm eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın sonsuz gücü,
Yüceliği, aklı ve sınırsız ilmi Kuran'da insanlara bildirilmiştir. Bir
ayette Allah şöyle buyurmaktadır:
Allah...
O'ndan başka ilah
yoktur. Diridir,
kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O,
önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun
kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması
O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara,
255)
Müslüman daima Allah'ı
yüceltmeli ve O'nu her türlü noksanlıktan tenzih etmelidir. Sonra da
bütün haramlardan, mekruhlardan, şüpheli şeylerden ve yararsız
mubahlardan kendisini arındırıp temizlemeli ve Mevla'sına ibadet
etmekle meşgul olmalıdır. Kendisi için yararlı
olan ilimleri öğrenmeye ve güzel ahlaki davranışlar kazanmaya
çalışmalıdır. Beden ve ruhu arındırmanın yolu, Allah'ı tanımak ve
yararlı ilimler öğrenip onunla amel etmektir.
Bir kimse bu ismi her gün 100 kere
okusa o kimsenin gönlü kederlerden arınmış ve paklanmış olur.
|
| Selam |

Selam
: Kullarına rahmet ve bereket ihsan eden, onları emin kılan
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"O
Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir;
Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir;
Cebbar'dır;
Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir."
(Haşr,23)
Selâmette
olan, selâmette kılan. 'Selâm' kelimesi Kur'anı Kerimde 33 defa geçer
ama bunlardan yalnız bir
tanesi (Haşr, 23) Allah'ın ismi olarak geçmektedir.
Resulullah
buyuruyor:
"Ey
Allah'ım! Sen Selam'sın;
Selâm yalnız
sendedir. Ey ikram ve celâl sahibi olan! Sen ne yücesin."
Selâm ismi, Yüce Allah'ın kemalatının tümünün
isbatını ve noksan
sıfatların tümünün O'ndan uzaklaştırmayı içermektedir. Bunun manası
şöyledir: "Subhânallahi ve'l-Hamdu lillah." Bu tesbih, yüce
Allah'ın Ulûhiyyette ve tazimde tek olduğunu kapsamaktadır. Ve
aynı şekilde "Lâ ilahe illalahu vallahu ekber" de Ulûhiyyette ve
tazimde tek olduğunu kapsamaktadır. (3)
Her doğan
ölüyor, her yeşeren
kuruyor, her yapılan yıkılıyor. Yaratılanların en değerlisi insan
doğuyor,
büyüyor, ihtiyarlıyor, hastalanıyor, acıkıyor, uyuyor ve ölüyor.
'Selâm'
olan Rabbimiz bütün bunlardan salimdir. İslâm dinini indirerek selâmet
yurdu olan Cennete davet eden, bu dünyada gönüller arasına köprü olan
selâmı,
nezaket kurallarını öğreten Rabbimiz Mü'minleri Cehennem azabından
selâmette
kılandır.
Allah'ın Selam sıfatı aynı zamanda cennete
kabul
ettiği
kullarına selam vermesi anlamına da gelir. Cenab-ı Hak:
"Çok
esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü
"Selam" (vardır)" (Yasin,58)
İşte
onlar,
sabretmelerine karşılık
(cennetin en
gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve
selamla karşılanırlar. (Furkan,75)
şeklinde buyurarak
cennete giren
insanlara sözlü olarak selam vereceğini bildirir. Kuşkusuz Allah'ın
selamı müminler için olabilecek en büyük müjdedir.
"Yâ Selâm" Her kim bu ismi 161 kere hasta üzerine okusa o
hasta sihhat bulur.
|
| Mümin |
|

Mü'min
: Gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve
ferahlık bahşeden
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"O
Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selam'ır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir." (Haşr,23)
Bunun kısaca manası inanan demektir. Fakat bu
mana biz kullar içindir. Allah için olan mana yukarıdaki manadır. Mümin
ismi kulun en seçkin ve en şümullu ismidir. Cenab-ı Hak kulunu o kadar
seviyor ki, kendine mahsus olan özel ismi kuluna vermiştir. Tam
anlamıyla müminlik sıfatlarını taşıyan insan için dünyada ve ahirette
sıkıntı yoktur. Sırat köprüsünden geçerken, cehennem seslenerek: "Geç
ey mümin, zira senin nurun benim narımı söndürüyor." diyecek. Müminin
derecesi bu kadar yüksek olacaktır.
Allah,
kıyamet günü azap gören mü'minleri cehennemden
çıkardıktan sonra onlara derki:
"Mü'min
benim, sizler de
mü'minlersiniz"
Allah,
sözünün doğru olduğunu ispatlayandır, mü'min
kullarını imanlarında yanıltmayan, onları doğru yola çıkarandır,
kullarına
va'dinde sâdık olandır, insan
kalbini şüphe ve
tereddütlerden kurtararak imana kavuşturan, kalplere iman bağışlayan;
yaratıkların zulümden, muminleri azaptan emin kılan; onların
şahitliklerini
kabul ve tasdik eden; taahüdlerini mutlaka yerine getirendir.
İhlasla
"Yâ Mü'min" diye bir müslüman
bu isme devam etse, küfürden, şirkten, yalandan, insan ve cin şerrinden
emin
olur. Her türlü hastalıktan kurtulur.
|
| Müheymin |

Müheymin
: Gözetici ve koruyucu
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"O Allah ki,
O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir.
Allah,
(müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir." (Haşr,23)
Görüp
gözeten, her şeye şahid olan koruyan ve bekçilik
eden de
O'dur.
Müheymin
kelimesinin aslı
"Müeymin"dir.
Kolaylık için kelimedeki hemze harfi "ha" harfine dönüştürülmüştür.
Arap dilinde bu tür dönüşümler vardır.
Müheymin, doğrulayıcı, tasdik
edici ve güvenilir anlamındadır. Kur'an,
kendisinden önceki kitapları doğrulayan bir kitaptır.
Tüm evrenin
kusursuz bir düzen içerisinde var
olmasını sağlayan
fizik yasaları, onları meydana getiren Allah'ın, kulları üzerindeki
İlahi korumasına da en güzel delilleri oluştururlar.
İnsanların
çoğunluğunun doğal
karşıladığı pek çok
özellik asıl olarak Allah'ın kullarına olan merhametine ve İlahi
korumasına işaret eder. Çünkü düzeni ve birliği sağlayan yüzlerce fizik
yasasının şu an oldukları şekilleriyle var olmaları için hiçbir
zorlayıcı neden yoktur. Allah koruyucuların en hayırlısıdır.
"El
Müheymin" Her kim
bunu yazıp üzerinde bulundurursa bütn malı ve rızkı Hak tealanın
hıfzında ve emanında olur. Yine demişleerdir ki, bir kimse gusül
eyleyip bu ismi 100 kere okusa
o kimsenin dışı parlak ve nurlu olur.
|
| Aziz |
|

Aziz : İzzet,
azamet sahibi; her işte galip.
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"..O,
üstün ve güçlü olandir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (İbrahim,4)
Kur'an-ı
Kerim'de doksanbir yerde geçmektedir. Fakat
hiç bir yerde tek başına zikredilmemiş; daima Esma-i Hüsna'dan
diğer bir
isimle beraber varid olmuştur.
Allah'ın
'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup
edilemeyeceğini, her zaman galip olanın Kendisi olduğunu ifade eder.
Allah
kainatta mutlak kuvvet sahibidir ve O'ndan üstün hiçbir güç yoktur.
O hiç bir şekilde ve surette asla yenilgiye uğramayan, her şeye gücü
yetendir.
O, haksızlık yapılamayacak kadar güçlüdür.
O en üstündür, en yücedir, şeref ve izzet sahibidir.
Gayet izzetli, onurlu ve şanlıdır. Hiçbir şekilde mağlup edilmez, her
işinde
gâlibdir. Yahut eşi benzeri yoktur ve gayet yüksektir. Yani, "Hiçbir
şey
O'nun dengi olmamıştır." (İhlâs,4) âyetinde ifade edildiği
gibidir. Bununla beraber alçaklığı,
ahlâksızlığı, küfür, zulüm, fesad, isyan ve küfran gibi fenalıkları
sevmez.
O'nun
gücünü bilmek, O'nu hatırdan çıkartmamak, günahlardan
uzaklaşmayı,
yararlı işlerle meşgul olmayı sağlar. Mutlak Hâkimin Allah'tır. Sevk ve
idare
O'nun elindedir. O'nun koruma ve himayesi olmadan korunulamaz. O'nun
yardımı
olmadan başarılı olunamaz. Acizliğini samimiyetle kabul etmek, Allah'ın
izzetini müşahede etmeyi sağlar.
"Yâ
Âzizü" Her kim bu ismi kırk gün sabah namazından
sonra 40 kere okursa Cenab-ı Hak hazretleri onu hiç kimseye
muhtaç
eylemez.
|
| Cebbar |
|

Cebbar
: Dilediğini cebir yoluyla yapan, kayıtsız
şartsız herkese cebredecek güçte olan, hiç kimse tarafından kendisine
cebir olunamayan
Cenab-ı Hak
buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan
başka
İlah yoktur. Meliktir;
Kuddûstur; Selam'dır;
Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır;
Mütekebbirdir. Allah,
(müşriklerin) şirk
koştuklarından çok
Yücedir."
(Haşr,
23)
Hüküm sahibi
Allah'tır. O ne derse olur, muradı yerine gelir. Bir hadis-i kudsisinde
""Ey kulum, sen
murad edersin ben de ederim, Fakat senin muradın olmaz, benim muradım
olur." buyurmuştur.
Allah
Teâlâ
birçok fiilde insana irade
vermiş ve hür yaratmış olmakla beraber bütün isteklerini yerine
getirmeye mecbur değildir. Dilerse, dilediği anda iradelerini yok eder.
Nitekim bir hadiste "Allah Teâlâ kaza ve kaderini yerine getirmeyi
istediği vakit, akıl sahiplerinin akıllarını gideriverir ki, kaza ve
kaderi onlarda yerine gelsin. Emri yerine gelince de akıllarını onlara
geri verir. Böylece de pişmanlık başlar." buyurulmuştur. Dilerse
onların akıl ve iradelerini yok etmemekle beraber isteklerinin aksine
kendi hüküm ve iradesini zorla üzerlerinde icra eder. Nitekim Allah'tan
korkmayan, emirlerine karşı gelmek isteyen âsiler, azaba ve cezaya
yanaşmak istemedikleri halde, vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur
olurlar. Hâsılı Allah Teâlâ'nın mutlak iradesi altında mağlub ve mecbur
olmayacak hiçbir şey tasavvur olunamaz.
Ey Cebbar olan
Allah'ım! Seni
tanıyan birinin, herhangi bir iş
için başkasından yardım dilemesine şaşarım. Seni tanıyan birinin,
senden
başka birisine yönelmesine şaşarım.
İhlasla
"Yâ Cebbar diye bir müslüman bu
isme
devam etse, herkes tarafından sevilir, insan ve şeytanın şerrinden emin
olur.
|
| Mütekebbir |
|
Mütekebbir
: En
büyük ve en yüce olan, büyüklüğünü,
ululuğunu her an ve her yerde gösteren
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir;
Kuddûstur; Selam'ır; Mü'mindir;
Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin)
şirk
koştuklarından çok Yücedir."
(Haşr, 23)
Kudsi
bir hadiste Allah şöyle buyurmuştur: "Büyüklük
ridam (dış elbise), yücelik
ise izarımdır (iç elbise). Bu ikisinden biri üzerinde benimle çekişeni
ateşe
atarım." Bu durum büyüklük ve yüceliğin Allah'ın kemal
sıfatlarından
olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer varlıkların bu sıfatlara sahip
olduklarını
iddia etmeleri gerçek dışıdır. Böyle bir iddia onların
eksikliğini ve
haddi aştıklarını gösterir.
Müslüman,
sevap elde etmek ve cezadan
kurtulmak için değil, sadece Hak için hakka ibadet etmelidir. Aksi
halde
yaradılmış olan bir şeyi amaç edinmiş ve buna ulaşmak için hakkı aracı
yapmış olur.
Oysa Hak ve doğru olan bu değildir. Hiçbir karşılık beklemeden yalnız
Hak için
Hakka ibadet etmek, bütün durumlarda Allah'ı yüceltmeyi, büyüklüğüne
içtenlikle
saygı duymayı, adi ve alçak olan bütün şeylerden uzak durmayı
gerektirir.
"Yâ
Mütekebbir" Bir kimse hanımıyla
beraber olmadan önce 10 kere bu ismi okusa ve ondan sonra
onunla
beraber olsa ona Hak teala hazretleri salih bir zürriyet verir.
|
| Hâlik |
|

Hâlik : Yaratıcı
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"Ey
insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini
anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka
Yaratıcı
var mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da
çevriliyorsunuz?" (Fatır,
3)
İşte
Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin
Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir
vekildir."
(En'am 102)
Allahu Teâlâ her şeyin Halikidir ve bu O'nun subuti sıfatlarındandır.
O'ndan
başkası için bu sıfat kullanılamaz. Yaratma, örneksiz var etmektir.
Allah Teâla
yaratan, O'nun dışında her şey yaratılandır. Her şey O'nun emrinde ve
hizmetindedir. O'ndan başka bir yaratıcı yoktur. Bütün her şey, gökler,
yer,
ikisi arasında ve içinde bulunanlar, bunların hareketleri, kımıltıları,
rızıkları, ecelleri, sözleri, ve fiilleri yaratılmıştır. Bunların tek
yaratıcısı Hz.Allah'tır.Bütün varlıklar sonradan yaratılmış ve yoktan
var
edilmiştir. Her şey O'nddan başladı ve yine O'nda son bulacaktır.
Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu isim verilmez ve onlara
yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda
denilebilir.
Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü
kullanmaktır.
Allah, kula ilim ve kudret vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı
şeyleri
icad edebilecek dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır. (4)
Allah'ın gücünün benzersizliği ve herşeyi hakimiyeti altında tuttuğu
ayetlerde
şöyle haber verilir:
Gökleri
ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.
O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O,
herşeyi
yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (Enam,
101)
De ki:
"Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki:
"Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile
yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi
(tanrılar)
edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi)
eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a,
O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma,
kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O,
tektir,
kahredici olandır." (Rad,
16)
Kendi
derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde
şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan Allah,
bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz."
(Fussileti, 21 )
"Yâ
Hâlik" Bir kimse bu ismi gece
okusa Hak sübhanehu ve teala hazretleri bir melek yaratır. bu melek de
kıyamet
gününe kadar ibadet eder ve sevabı o kimsenin olur. (8) Çocuğu olmayan
bir
kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde "Yâ Musavvir, Ya Bari, Ya
Hâlik" isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o
sudan
iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan
eder."
|
| Bâri |

Bâri
: Her
şeyi düzenli bir şekilde yaratan
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"O Allah ki,
Yaratan'dır, kusursuzca
var
edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir."
(Haşr,
24 )
Bâri'dir.
Yani öyle temiz yaratıcı ki yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam
üzere seçip düzenleyerek ve tamamlayarak birbirinden farklı
özelliklerle yaratır.
Cenab-ı Hak ne yaratmışsa düzenli bir şekilde
yaratmıştır. Dikkat edilecek olursa yaratılan her eşya ve insanın diğer
mahluklarlarla bir ilgi ve bir bağlantısı bulunuyor.
Kulun bu isimde hiç bir rolü yoktur. Kullara bu
isim verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle
mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin
gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır. Allah, kula ilim ve kudret
vermiştir. İnsan çalışması sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek
dereceye yükselirse, o şeylerin mucidi sayılır.
Allah'ın
yaratıcı
olduğunu kabul etmek, O'nun aynı zamanda Bâri olduğunu da kabul
etmektir. Allah'ın yaratıcı ve Bâri olduğunu kabul eden, kendisinini
daima bir halden bir hale geçtiğini ve sonuçta bu varlığının
mutlaka son bulacağına inanır. Bu inanç ona, Allah'a tam bir
teslimiyetle teslim olmasını sağlar. Olayların gerçek
yaratıcısının Allah olduğunu bilen kimse, meydana gelen olaylardan
derinden etkilenmez, kalbini derin üzüntüler sarmaz, sırlarının
bilinmesinden korkmaz. O'nun yasaklarından şiddetle kaçınır ve daima
O'na sığınarak korunur.Bu ismi bilen,
her şeyin Allah elinde olduğunu ve O'nun emriyle gerçekleştiini bilir.
O'ndan başka yaratıcının olmadığını anlar. O'nun bütün emir ve
yasaklarını samimiyetle uygular.
Çocuğu
olmayan
bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde "Yâ
Musavvir, Ya Bari, Ya Hâlik" isimlerini
su üzerine
21 kere okuyup üfürse ve o
sudan
iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan
eder."
|
| Musavvir |

Musavvir
: Tasvir
eden, herşeye şekil ve suret veren
Cenab-ı
Hak
buyuruyor:
"O Allah ki,
Yaratan'dır, kusursuzca
var
edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde
ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir."
(Haşr,
24)
Dünya üstünde yüz binlerce farklı türde canlı
yaşar.
Bu türlerin
hepsi birbirlerinden tamamen farklı görünüşlere ve olağanüstü
özelliklere sahiptir.
Mesela bir
kelebeğin
kanatlarındaki kusursuz simetriyi ele
alalım. Her bir kanadın üstü türlü şekiller ve etkileyici renklerle
bezenmiştir. Bu şekiller ve renkler ne kadar karışık olurlarsa
olsunlar, kanatlardaki benzersiz simetri asla bozulmaz. Öyle ki bütün
kelebekler, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi, göz zevkine hitap
eden bir güzellik oluştururlar. Bu güzellikte tecelli eden aklın bir
kaynağı olduğu açıktır. Zira basitçe çizilmiş bir resmin dahi bir
ressamı vardır ve resmin kendi başına ortaya çıkması mümkün değildir. O
halde kimse, böylesine kusursuz yaratılmış ve bir sanat eseri kadar
estetik olan böyle bir canlı için tesadüfen var olmuş diyemez. Bunların
tümünü yaratan, tasarlayan, meydana getiren, bütün kainatın Rabbi olan
Allah'tır.
İnsanı
yaratan,
bedeninin dışındaki ve içindeki tüm sistemleri
son derece mükemmel bir şekilde tasarlayan Allah, bu kompleks yapıdaki
her noktada üstün yaratmasını ve izzetini göstermektedir. Örneğin insan
bedeninin çatısını oluşturan iskelet başlıbaşına bir mühendislik
harikasıdır. Vücudun yapısal destek sistemidir ve beyin, kalp, akciğer
gibi hayati organların korunmasını sağlar, iç organlara destek olur.
İnsan vücuduna, hiçbir yapay makina tarafından taklit edilemeyen üstün
bir hareket kabiliyeti verir. Dahası kemik dokusu çoğu kimsenin
zannettiği gibi cansız değildir. Vücudun ihtiyacına göre kalsiyum,
fosfat vb. mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini
vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimi
de kemikler tarafından yapılır. Ve bu bahsedilen çok fonksiyonlu
sistem, insan bedenindeki onlarca mükemmel sistemden yalnızca bir
tanesidir.
İşte
bunların
hepsini eşsiz bir dizayn ile
yaratmış olan ve hala
yaratmaya devam eden Allah kudretinin tecellilerini bizlere sürekli
göstermektedir.
Musavvir,
bir şeyi dilediği zaman ona sadece:
"ol" der, o da istediği şekil ve biçimde oluverir. "Yüce Allah
şöyle buyurmaktadır:
"Dilediği bir surette seni tertip etti."
(Infitar,
8)
Bu
yüzden musavvir, yaratmak istediğini istediği şekil ve biçim üzere
yaratandır.
Musavvir,
organları birbiriyle uyumlu halde yaratan ve onlara dilediği biçimi
veren anlamına da gelir. Allah, insanı en güzel bir şekilde yarattığını
bize
şöyle haber verir:
"Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde
yarattık." (Tin,
4)
Çocuğu
olmayan
bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde "Yâ
Musavvir, Ya Bari, Ya Hâlik" isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan
iftar eylese Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan
eder."
|
| Gaffar |
|
Gaffar
: Günahları tekrar tekrar, çokça bağışlayan
Cenab-ı
Hak
buyuruyor:
"Hakikaten
Allah
çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir." (Hacc,
60)
"Gerçekten
ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup sonra da doğru
yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım." (Taha,
82)
"De ki:
"Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın
rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini
bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." (Zümer,
53)
Günahları
çok örten, mağfireti çok olan, kullarının günahlarını pek çok
bağışlayan.
Gaffar,
kulların günahlarını örtmede mübalağa edendir. Öyle ki, bu günahları ne
dünyada ne de ahirette ortaya çıkarmaz.
Mümin,
tövbe ve mağfiret ile ilgili olarak daima korku ile ümid arasında
bulunmalıdır.
Müslüman,
ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın azabından güven içersinde
olamaz; ne kadar günahkar olursa olsun Allah'ın mağfiretinden ve
bağışlamasından ümidini kesemez. Bundan dolayıdırki; vitir namazının
son rekatında okunması vacib olan kunut duaları sonunda "Ya Rabb;
rahmetini umar, azabından korkarız" diye dua edilmektedir.
"Allah'ın
rahmetinden ümit kesmeyin." (Zümer,
53)
Bu
âyetin, Kur'ân'da en ümitli âyet
olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmesi gerekir ki, bu ümit,
günaha teşvik için değil, en günahkar kimseleri bile bir an önce tevbe
edip Allah'a yönelmeye teşvik için olduğu hemen peşinden gelen iki
âyetten açıkça anlaşılmaktadır.
Yüce
Allah, bu dünyada güzellikleri ortaya çıkaran, çirkinlikleri ve
günahları örten, ahirette ise bu çirkinlikleri cezalandırmaktan
vazgeçip onları bağışlayandır.
Hz.Ebu
Hüreyre (r.a) anlatıyor:
"Resûlullah
(s.a.v) Rabbinden naklen
buyururlar ki:
"Bir
kul günah
işledi ve:
"Ya
Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak
Teâla da:
"Kulum
bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah
sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.
"Sonra
kul dönüp tekrar günah işler ve:
"Ey
Rabbim günahımı affet!" der.
Alllah
Teâla Hazretleri de:
"Kulum
bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle
cezalandıran bir Rabbi vardır.
"Sonra
kul dönüp tekrar günah işler ve:
"Ey
Rabbim beni affeyle!" der.
Allah
Teâla da:
"Kulum
günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle
muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni
affettim!"
buyurdu."
|
| Kahhâr |
|

Kahhâr
: İsyankarları kahreden, hiç
bir şekilde mağlub edilemeyen, üstün gelinemeyen
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"O,
kulları üzerinde kahredici olandır.O, hüküm ve hikmet sahibi olandır,
haberdar olandır." (En'am,18
)
"...De
ki: 'Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır.' " (Ra'd,16)
Mülkün, üstünlüğün, güç ve kuvvetin
tamamı tek ve kahhâr olan
Allah'a aittir. O'nun dışındaki her şey, mağlub ve yeniktir. Zalim ve
zorbaların belini
kıran, isyankar ve haddi aşanların boyunlarını büken, dünyadaki
emellerine kavuşmalarına mani olan Allah'tır. Varlıların dilek ve
istekleri dahil O'nun dilemesi altındadır.
Yüce
Allah buyuruyor:
"Allah
dilemedikçe
siz dileyemezsiniz.
Gerçekten Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir" (İnsan, 30)
Allah insanlardan
nasıl sıkıntıyı giderme gücüne ve onların
kalplerine ferahlık vermeye kadirse, onları büyük bir azapla kahretmeye
de kadirdir. Kuran'da Allah'ın Kendi Katından gönderdiği azaplarla
helak olmuş kavimlerden örnekler verilir. Bu insanlar hak dinden yüz
çevirdikleri ve Allah'a baş kaldırdıkları için sabah vakti, hiç
şuurunda değillerken, üzerlerinde dolaşan büyük bir felaketle yok
edilmişlerdir. Allah inkar eden toplulukların üzerine evlerini yerinden
söken kasırgalar göndermiş, üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmıştır.
Uyardığı insanların üzerine onların içinde oturdukları şehirleri yerle
bir eden sağanaklar isabet ettirmiştir. Toprağın altını üstüne getiren
depremleri üstlerine göndermiş, tek bir çığlıkla hepsini yerin dibine
geçirmiştir. Açıkça görüldüğü gibi Allah'ın bir insanı kahretmesi
hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Müslüman,
gücü
yettiğince Allah düşmanlarını mağlup etmeye ve
onlara üstünlük sağlamaya çalışmalıdır.
Allah'tan yüz
çevirip başkasına dayanan mutlaka mağlup olacak,
şeytanın elinde birer oyuncak olacaklardır.
Fakat bütün bu
sayılanlar Allah'ın
dünya hayatında insanlara tattırdığı acılardır. Ve onları
yaptıklarından dolayı dünyada yaşarken kahretmesidir. Ama asıl olan,
insanın cehennemde görülmemiş bir azapla kahredilmesidir. Allah'ın
sonsuz rahmetine karşılık O'nun kadrini takdir edemeyen ve nankörlük
eden insanlar ahirette cehennem azabıyla karşılaşacaklardır. Dünyada
işledikleri suçların tam karşılığı ahirette kendilerine verilecektir.
Allah
onları
cehennemin en dar yerine
attığında, inkarcılara daha önce hiç karşılaşmadıkları bir acı
tattırır; cehennem ateşiyle yanan derilerini yenileriyle değiştirir ve
onların üzerine ateşten duvarlar örer. Öyle ki insanın dünyada çektiği
acılar cehennemde karşılaştıklarının yanında çok hafif kalır. Nitekim
Kuran'da cehenneme giren insanların Allah'ın kendilerini öldürmesi ve
azaptan kurtarması için yalvardıkları haber verilir.
| | |