1.3.2. Ekim,
Gübreleme ve Yetiştirme
1.3.2.1.
Ekim
Ekim,
genelde dağlık arazilerin
yamaçlarında olmaktadır. Türk Toprak Kontrol Bürosunun tavsiyesi
üzerine
çay dikimleri için setler oluşturulmuştur. Erozyon kontrol amacıyla
setlerin
oluşturulması yanında başka yöntemlerinde olup olmayacağı
araştırılmalıdır.
Çayların setlerde dikilmesi yanında çok yıllı diğer bitkilerin set
oluşturulmadan
yetiştirilmesi hayret verici bir durum ortaya koymaktadır.
Terasların kullanılması birçok bakımlardan
sakıncalıdır.
Eğer,
yağış vasat ve müsavi ise
bu kabil ekim yönüne gidilmemelidir. Ekimin daha sık ekilmiş çitlerle
ve
icabında çitlerin kenarında suyu akıtmaya mahsus kanallarının
yardımıyla
yapılması tavsiye edilir. Böylece ocaklara çabuk sıklaşır, mahsul erken
alınır. Daha az ot yetişir.
Fidelerin veya tohumların sırada birbirine yakın olarak dikilmesi, başlangıçta zayıf fidelerin imhasını mümkün kılacağı gibi, ilerde meydana gelebilecek boşlukların engellenmesi bakımından yararlıdır. Ekim mesafeleri, arzu edilmeyen fideler bertaraf edildikten sonra sırada 20-40 cm ve sıralar arasında 120,130 cm olabilir. Mevcutlar için yapılacak fazla bir şey olmayıp, yapılacak ocakların alanı kaplamasına yardımcı olmaktır. Zayıf fidelerden boş kalan yerleri kuvvetli fidelerle doldurmak elzemdir. Boş yerlerin doldurulması ışık , su ve gıda için diğer araçlarla olan rekabetten dolayı budamayı müteakip yapılmalıdır.
1.3.2.2.
Gübreleme ve Yetiştirme
Çay
Araştırma Enstitüsünün tavsiyelerine
göre, olgun çaya tatbik edilecek azot, dekar başına 80 kilo
Amonyum
sülfatı aşmayacaktır. Fakat bu miktar azmi olmaktan ziyade asgari bir
durumu
göstermektedir. Üreticiler bunu 150kg bulan miktarlarda uygulamaktadır.
Hektar başına 300 kilo N'e tekabül eden bu miktar çay tarım
standartlarına
göre muazzam sayılmaktadır. Hektar başına tekabül eden 160kg miktar
dahi
diğer çay üretici ülkeleriyle karşılaştırıldığında hektar başına
800-900 kg bir verim için yüksektir. Seylan da Türkiye deki arazilere
benzer
çaylıklara Türkiye de tavsiye edilen miktarın aşağı yukarı yarısı
tatbik
edilmektedir. Gene aylı şartlardaki Darjeeling'de ise, daha düşük azot
miktarları tatbik edilmektedir. 80 kilodan fazla amonyum sülfatın
tavsiye
edilmemesi yolundaki bilgilendirme Rusya'daki komşu çay bölgelerindeki
çalışmalardan kaynaklanmaktadır. Türkiye'deki çay bahçelerinde bu yönde
bir çalışma yapılıp henüz ortaya konmamıştır.
Azot'un
fazla verilmesinin bir etkisi
olmayacaktır. Daha az azot verilerek bahçelerdeki şartlara bağlı olan
faktörleri
araştırmak lazım.
a) Azot
tesirinin az oluşunun önemli bir sebebi, çayın teraslarda dikime
tarzıdır.
Çay ocakları arasında fazla miktarda ot yetişmektedir. Azot'un büyük
bir
kısmı otlar tarafımdan kullanılır çok az kısmı çay köklerine ulaşır.
Ayrıca
otlarla yapılan mücadelede köklere zarar verebilir.
b) Gübrenin mevsimlere dağıtmadan
bir tek seferde verilmesi azot tesirini azaltmaktadır.
c) Sık dikim olmayışı da tesiri
azaltmaktadır.
d) Tropikal şartlar altında yetişenlere
göre ürün alım devresinin de kısa oluşu da azot tesirini
azaltabilir.
e) Gölgesiz yerde yetişenlerin gölgeli
yerde yetişenlere göre daha fazla azot'a ihtiyacı vardır. Bu yüzden
Seylan
ve Assam'da gölgelik yerlerde yetişenlere göre daha fazla azot ihtiyacı
olabilir.
İster
tesiri olsun ister olmasın,
amonyum sülfat halinde verilen yüksek azot dozları, halen asit olan
toprağın
asidetesini ve ıslanma kabiliyetini artıracaktır. Bu da çay için
elzem olan diğer mineral maddelerin ziyanına neden olacaktır.
Bu
değerlendirmeler sonucunda Enstitüye
düşen bahçe şartları altında gübre ihtiyaçları ve verilme dönemleri
yönünde
yaptığı sınırlı araştırmaları yaygınlaştırmak ve artırmak olmalıdır.
Şu an
için aşağıdaki hususlara uymak
faydalı olacaktır.
Resmi
Toplama Standardı diğer çay
üretici ülkelerde olduğu gibi, iki buçuk yaprak olmakla beraber,
uygulamada
daha müsamahakar davranılarak gayri resmi bir standart oluşturulmuştur.
Toplama
işleminin arzu edilen standart'dan
çok farklı oluşu, dikkatsiz yapılması imalatla ilgili çevrelerde
devamlı
şikayetlere sebep vermektedir. Tablo 4 ve 5 durumu açıkça
göstermektedir.
Burada 26 numune değerlendirilmiştir. Numune başı 100 gramda 170 filiz
vardır. Numuneler 13-22 Mayıs tarihleri arasında hergün, özellikle Rize
bölgesinde çeşitli çay alımyerlerinden alınmıştır. Tek yapraklar ayrıca
sayılmamıştır.
Tablo
4- Filizlerin rekoltedeki
nisbeti- numunenin taze iken ağırlığının % nisbeti olarak
gösterilmiştir.
Bir
Filiz'e İsabet Eden Yaprak
Adedi
| 2 |
3 | 4 | 5 | Toplam | ||||||
| Devre |
F |
B |
F |
B |
F |
B |
F |
B |
F |
B |
| 13 - 17 Mayıs | 7,4 |
1,8 |
36,6 |
6,7 |
31,7 |
7,6 |
6,5 |
1,7 |
82,2 |
17,8 |
| 18 -22 Mayıs | 10,0 |
3,6 |
31,6 |
13,9 |
21,2 |
12,0 |
4,0 |
3,7 |
66,8 |
33,2 |
| Ortalama | 8,7 |
2,7 |
34,1 |
10,3 |
26,4 |
9,8 |
5,3 |
2,7 |
74,5 |
25,5 |
| 2 |
3 | 4 | 5 | |||||
| Devre |
F |
B |
F |
B |
F |
B |
F |
B |
| 13 - 17 Mayıs | 0,39 |
0,21 |
0,58 |
0,37 |
0,80 |
0,21 |
0,91 |
0,82 |
| 18 -22 Mayıs | 0,42 |
0,26 |
0,61 |
0,40 |
0,12 |
0,26 |
1,09 |
0,92 |
Toplama
ile
ilgili olarak aşağıdaki
şartların yerine getirilmesi şarttır:
Sahil ve tepelerdeki değişik zirai şartlar dolayısıyla, biri başlangıçta diğeri daha geç olmak üzere, toplama için iki resmi standardın kolaylıkla uygulamaya konulamayacağı açıktır. Diğer taraftan mevsimin başında resmen 'iki yaprak ve bir tomurcuk' talep ederken, gayri resmi olarak 4 ve hatta 5 yapraklı sürgünlere göz kapatmak, psikolojik bakımından iyi bir usul değildir. Üreticinin, getirdiği sürgünlerin kaba olup olmadığını gayet iyi bildiğini tecrübelerimize dayanarak söyleyebiliriz. İmalatçı da taktiğini bu duruma göre ayarlayıp körpe ve yumuşak olmak şartı ile azami 3 yaprak taşıyan sürgünleri resmen kabul etmelidir. Bu gibi sürgünlerin çay imalatına pek uygun olmadığını herkes bilmektedir. Fakat 'iki yaprak ve bir tomurcuklu' sürgünler mevsim başında o kadar ufaktır ki toplama güçleşir. Mahsulün yalnız %10'nun bu sürgünlerden olması buna delalet eder. (Bak Tablo 4)
Genç
bitkiler için ilk budamanın;
tohumun ekilmesini müteakip 4. senenin Kasım ayından itibaren 20-25cm
yukarıdan
ve 5. Senede 50-55cm
yukarıdan yapılması tavsiye olunur.
'Stumping'
(uç bırakma) metodu kolay ve pratik olmasına karşın 4. Senede
yapılan
budamanın yaprak verimini geciktireceği unutulmamalıdır.
Daha
iyi bir metod olan ve Seylan'da
tatbik edilmekte bulunan 'thumbnail' (baş parmak tırnağı ile) budama
büyümeyi
çok fazla geciktirmeden bünye gelişmesini teşvik eder. Bu usul ikinci
senenin
bidayetinde ana filizin (8-12 yaprağı varken) en uç yumuşak kısmının
baş
parmak tırnağı ile kırılması ve takiben kenarlarda beliren filizlerin
koparılması
ve sonra dallanma ve büyümenin derecesine göre, tohumun ekilmesinden 3
sene sonra ilk baharda 30-40cm yükseklikte kesilmesinden ibarettir ki;
bundan sonra fidan, hafif toplama yapılabilecek hale gelir.
Thumbnail
budama, daha güç olup
maharete, ihtiyaç gösteriri. Fakat bu metod veya bu metodun mahalli
şartlara
uygun bir şekilde sayesinde daha iyi inkişaf etmiş bir bünye elde
edilecek,
fidanlar ise 'stumbing' metoduna nazaran daha erken toplama safhasına
getirilecektir.
Ayrıca,
fideler, tavsiye edildiği
gibi çitlerde birbirine yakın olarak dikildiği takdirde dallanma
keyfiyeti
daha az ehemmiyetli olduğundan asgari bir 'thumbnail' budamaya ihtiyaç
hasıl olacaktır.
Boş
yerlere ekilen fideler ki, bunun
için en kuvvetli bitkilerin seçilmesi icap eder, thumnbnail usulü ile
budanmamalı
fakat birkaç sene müddetle serbestçe büyümeye terkedilmesi ve bilahare
stump edilmelidir.
Fide
tarlaları yabani ot ve gübreleme
bakımından usulü gereğince kontrol edilmedikçe, herhangi bir üretim
metodunun
etkin olmayacağı bilinmelidir.
Yetişmiş çaya gelince, 4-5 senelik budama devreleri ile ilgili tavsiye uygun görülmektedir. Budamadan bir sene evvel yapılması tavsiye edilen çırpmanın müessir olup olmadığı münakaşa edilecek bir konudur. Bu usule, Seylan'da, zaman zaman bir tedbir olarak baş vurulur. Ancak fidanın yüksekliği ve kuvvetten düşmesi dolayısıyla çırpmaya ihtiyaç hasıl olduğunda, budamaya baş vurmak şayanı tercihtir. Diğer taraftan, hafif bir çırpma budama devresinin soon kısmında gayri muntazam bir şekilde oluşan toplama seviyesini düzeltmeğe yardım etmekle beraber fidanların sürgün vermesini geciktirmek suretiyle ürün dağılışını kolaylaşacaktır.
1.3.4.
Ürünün Sürgünlere
Yayılımı
Ürün
toplama
devresi iklim
şartları dolayısıyla Nisan-Mayıs ve Ekim-Kasım aylarına dağılır. Ürünün
bu dağılışında, her ne kadar insanların da rolü varsa da en büyük etken
iklimdir.
| Nisan | Mayıs | Haziran | Temmuz | Ağustos | Eylül | Ekim | Kasım | |
| % |
3,5 |
34,0 |
12,5 |
21,0 |
17,0 |
9,2 |
2,7 |
0,1 |
| Yayılış | 0-21 |
10-45 |
3-28 |
15-29 |
13-21 |
5-18 |
1-5 |
0-1 |
Geçen
13 senenin aylık mahsulünü
gösteren altı nolu tablo, yedi ay olan toplama müddetince toplam
mahsulün
vasati olarak en az 1/3'nün ilk ay zarfında elde edildiğini
belirtmektedir;
hatta bir sene hemen hemen mahsulün yarısı (%45) Mayıs ayında idrak
edilmiştir.
Haziran ayı daha az mahsul verir, bu arada Ağustos ayına doğru devam
eden
bir izdiham Temmuz da başlar. Üretim Eylül ayında bariz bir şekilde
azalır,
Ekim de daha çok azalır ve Kasım ayı sonunda sona erer.
Mayıs,
üretim açısından önemli bir
yer işgal etmektedir. Evvela, senenin 5 ayı çalışmayacak olan, fakat
daha
dengeli ürün dağılımının gerektirdiği kapasiteden daha çok fazla
kapasitede fabrikanın tesisi büyük yatırımları lüzumlu kılar. Mevcut
durum
şu andaki ürünle başa çıkamamakta, ilerde hızla artacak ürünü
işlemekten
hayli hayli uzak olduğu ortadır.
Meseleyi
halletmeye çalışmanın bir
şekli bu durumu karşılayabilecek şekilde fabrikaların kurulması, diğeri
daha makul ve ekonomik olanı ise ürünün yayılışını dengeleme yönünde
yapılacak
çalışmalardır.
a)
İzdihama sebep veren faktörlerden
biri de; ekicinin toplama metotlarını ıslah etme yönündeki
isteksizliğidir.
Bu durum göz önüne alınarak, başlangıçta yüksek, izdiham devrelerinde
düşük,
son devrelerde normal bir fiyat verilebilir. Bu durumda toplama
tarihinin
önceden tespiti gereklidir. Bu tespit gözle ve Mart ayı sıcaklık
derecelerine
göre yapılabilir. Ürünün daha önce sürgüne gelmesi yapılacak gübreleme
ve bakımlarla özellikle otların bertaraf edilmesiyle olur.
Bu
durum, toplamanın oldukça erken
(takriben 2 nisan) ve oldukça geç (takriben 6 Mayıs) başladığı her biri
5 senelik iki devrenin ürün yayılışı ile gösterilmektedir. Nisan, Mayıs
ve Haziran aylarında verim nispeti ortalaması, ilk seneler için %9.3,
%25.5,
%17.1 son seneler için ise 0, %38.1 ve %11.8'dir.
b)
Ayrıca ürün mevsim sonunda da
dengesiz dağılmıştır. Eylül ve özellikle Ekim rakamlarının gerek ısı,
yağmur,
gün ışığı (Tablo 2) ve gerekse günün devamı tropiklerdeki normal olan
müddetten
pek fazla kısa değildir. Muhtemelen nebatların erken uykuya varması ,
uygun
olmayan iklim şartlarından ziyade yetersiz tarla bakımı (gıda
eksikliği,
yabani ot büyümesi) ve fidan bakımı (seyrek toplama, yetersiz kırma,
banjhi
filizlerinin koparılması) gibi sebeplere dayanmaktadır. Keza bu konuda
yapılacak gelişmeler Eylül ve ekim ürününü artıracaktır.
c)
Kasım ile Şubat (Mart) ayları
arasında yapılan budama, Mayıs mahsulünü azaltmaya yardım etmesi
dolayısıyla,
zirai bakımdan faydalı olacaktır. İdeal olan, her üreticinin, yetişmiş
fidanlardan meydana gelen bahçelerin 1/4 ila 1/5'inin her sene Mart
ayından
evvel budanması lazımdır ki; bu suretle Mayıs ayı verimi aynı nispette
azalacaktır. Çırpma, teknik bakımda ideal bir usul olmamakla beraber
İlkbahar
da erken yapıldığı takdirde, Mayıs rekoltesinin azaltılmasına yardım
eder.
d)
Erken ürün veren ve yetişme devresi
uzun olan 'klon'ların seçimi, kampanya müddetince ürün yayılışını
kolaylaştıracaktır.
Yukarıda bahsedilen noktalar doğrultusunda Mayıs ürününün en az 1/4 oranında azaltılması imkan dahilindedir.
Sonuçta,
çay
bahçeleri, imkanların
müsaade ettiği nispette mükemmel olduğuna göre, yukarıdaki
paragraflarda
sözü geçen tedbirleri alınması ile verimin artması, mevsime
dengeli
yayılması, daha sık budama yapılması ve nihayet fabrikaya daha iyi
durumda
yaprağın girmesi temin edilmiş olacaktır.
Bunu yapmak için zamana ve her şeyden önce çayın ve ekicinin ihtiyacı olan gerek tavsiye ve gerekse tecrübe yolundaki çalışmaları başarmaya yönelik daha iyi ve daha geniş bir organizasyona ihtiyaç olduğu şüphesizdir.
Toprak
ve
iklimin uygun olması karşısında,
insanlara bağlı faktörlerde mühimdir.
Öncelikle
yetersiz araştırma ve
deneyimsizlik yanında tarladaki fidanın dağılımı, personelin gerek adet
itibarîyle gerekse zirai bilgi ve eğitimden yoksun bulunması; İkinci
olarak, ekicinin kısmen kantite
kısmen de keyfiyet yönünden yetersiz olması ve kısmen de genel eğitim
noksanlığı
nedeniyle ileriyi düşünüyor olmaması dolayısıyla zirai bilgiye sahip
olmaması
sayılabilir.
Üzülecek
olan bu durum, az bir üreticinin
bilgiyle ilgilenmesidir. Bu ilginin tatmini ekicinin itimadını
sağlayacak
bilgi ve pratiğe sahip personel tarafından yapılmalıdır.
Bu
konuda planlar yapılmış, gerek
araştırmaya da yönelik olarak, sayıca desteklenmiş olan araştırma
enstitüleri
kurulması
öngörülmüştür. Ayrıca, Rize'deki küçük arazi sahipleri için bir zirai
okul
açılması teklifi de mükemmeldir. Zira mütekamil bir sanayi için daha
genç
neslin daha iyi zirai bilgiye sahip olması, bu tavsiyeye ön planda yer
verilmesi için kafi bir sebeptir.
Ancak,
bu tedbirler uzun süre içinde
tatbik edilip netice vereceğinden, kısa zamanda netice verecek
tedbirlerin
alınması gerekir ki, bu nedenle tavsiye olunur ki:
a) Hem kalifiye hem düz personelin
zeka, şahsiyet ve enerji bakımından seçiminden sonra, çay üretici
ülkelere
eğitim için yollanmalıdır. Yetişmiş olanların ziyaretçi olarak da
gönderilmesi
kafidir. Bu ziyaretlerden istifade, neşriyatı takip için yüksek
dereceli
memurların iyi İngilizce bilmeleri şarttır.
b)
Araştırma programının planlanması
ve pratikte ilgililere yardımcı olabilmeleri için, çay tarımını nazari
ve tatbiki olarak bilen elemanların birkaç sene müddetle istihdam
edilmeleri
şarttır. Çay üreticilerine örnek teşkil edecek bahçelerin tesisi
elzemdir.
Halihazırda
çay ekiminin zirai cephesi
ile Tarım Bakanlığı, ekonomik ve teknolojik cephesiyle Tekel Bakanlığı
meşgul olmaktadır. Bu kopukluk meydana getirmekte, görüş birliği
sağlanamamaktadır.
İşletme sorumluları ile tarım arasında bir gerginlik
gözlemlenmektedir.
İmalatçı çayın kalitesinin düşüklüğünden tarımı sorumlu tutmaktadır.
Fabrika
idaresinde boşluklar meydana gelmektedir. Tarımcı makul bazı uyarılara
da itiraz etme temayülü göstermektedir. Çünkü menfaatlerinin tarafsız
olarak
korunduğuna inanmamaktadır. Bu durum üretilen çayın kıymeti bakımından
pahalıya mal olmaktadır.
Bu itibarla tek bir teşkilat altında koordine edilmek çay sanayiinin menfaatlerine daha uygun düşecektir.