I. ÇAY TARIMI
Türkiye'de
çay tarımının yapıldığı
başlıca saha, Trabzon'dan Rus sınırına kadar uzanan Karadeniz sahil
şerididir.
Çay tarımına Rusya'dan ithal edilen tohumlarla 1938 yılında Rize
ilinde 155 hektarlık bir sahanın tesisi ile başlanmıştır. Bu ilde
çaylık
sahası artarak 1951 yılında 2.800 hektarı bulmuştur. 1952 yılında
Trabzon'da
300 ha ve Artvin'de 80 ha olmak üzere bu illerde de gelişmeye
başlanmıştır.
1956 dan itibaren Giresun, 1958 den itibaren Ordu ilinde de çaylıklar
tesis
edilmeye başlanmıştır.
Cetvel1
:
1961 Yılındaki Çaylık Sahalarının
İllere Göre Dağılımı
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çaylık
sahasının %60'nı ihtiva etmekle
1961 yılında Rize çay tarımında hala birinciliğini korumakta, bunu %20
ile Trabzon, %12 ile Artvin'in takip ettiği Cetvel 1'de
görülmektedir.
Çaylık alanları bu üç vilayette hala devam edip, hızlı bir gelişmede
göstermiştir.
Giresun ve Ordu illerinde iklim ve toprak şartlarının daha az müsait
olması
gelişmeyi durdurmuştur. Son zamanlarda Rus hududuna doğru bir gelişme
vardır.
Şekil
I. 1951-1952 yılları arsında çaylık saha ve üretimde
kaydedilen
artış işareti 1963 yılı için takdir olunan ürün miktarını
göstermektedir.
Çaylık
sahası 1951 yılında 2800
ha iken, süratli bir artış göstererek 1962 yılında 16.000
ha
yükselmiştir. Aynı devre içinde elde edilen mamul çay miktarı 160
tondan
8.500 tona yükselmiştir. Bu 'trend'ler Şekil 1'de tasvir edilmiştir. Bu
şekilde, 1951-1962 (1963) yılları arasında çaylık saha miktarında
lineer,
toplam üretimde ise 'exponentli' üslü denklemle ifade edilebilen bir
artış
kaydedildiği görülmektedir.
Toplam
çaylık alan ve üretime ait
resmi rakamlara göre, mamul çay olarak ortalama verim 1962 yılında
530kg/ha
(yaş çay ürünü olarak 235 kg/dek) olmuştur. Çaylık sahanın büyük bir
kısmı
henüz hiç ürün vermeyen genç çay bitkilerinden ibaret olduğu
için,
bu rakam kemale ermiş çay ocaklarını temsil etmektedir. İlk 4 yıl genç
ocağın hiç mahsul vermediği ve tam bir mahsul verilme devresine
geçebilmesi
için bunun üzerindende 10 yıl daha geçmesi kabul edilerek 14 ve daha
yaşlı
ocaklardan mamul çay olarak 920 kg/ha (yaş mahsul olarak 414 kg/dek)
ortalama
mahsul alındığı 1939-1961 rakamlarından hesaplanmıştır. 820 libre/acre
karşılık olan bu rakam, çaylıkları daha yaşlı olan ve yıl boyunca hasat
yapılan Seylan'da ise 900 libre/acre'dir. Bu durum ise şu an için makul
bir seviyede olunduğunun göstergesidir.
Bu tabi ki maksimum bir değer olmayıp,
daha müessir işletme sayesinde daha da yüksek olabilir. Sırf meselenin
tartışılması yapılsın diye mamul çay veriminin genel ortalama olarak
zikredilen
920 kg/ha, çaylık sahanın da yine geçmişteki hızıyla bir genişleme
kaydedeceği
düşünülerek 1967 de 22.500 ha olacağı kabul edilirse (Şekil 1'deki
regresyonun
ekstrapolasyon'u) o zaman mamul çay üretimi 20.700 ton olacaktır.
Bu miktar, beş yıllık plan da 640 kg/ha mamul çay hesabıyla 1967 yılı
için
yapılan (22.500X640) 14.400 tonluk tahminin üstündedir.
Çaylık
saha kısmen genç ocaklardan
olacağı için ilk takdır edilen 20.700 ton'un pek iyimser, ikinci takdir
edilen 14.400 ton'un ise pek kötümser olacağı düşünülerek iki rakamın
arasında
bir yer alarak 17.600 ton civarında bulunacağı kanaatine varılır.
Diğer
taraftan, 1967 yılı mamul
çay toplam miktarı şekil 1'deki ürün regresyonunun ekstrapolasyonu
yoluyla
doğrudan doğruya tayin edilecek olursa 38.000 ton'u bulmaktadır. 1967
yılı
çaylık saha takdiri kıymeti olan 22.500 hektardan hesaplanarak bunu
izah
etmek kabil olmaz. Zira aksi halde hektar başına isabet edecek vasati
ürünün
5 yıl içinde 3 mislin üstüne varması demektir ki, bunun imkansız
olduğu gayet aşikardır.
Geçmiş
yıllara ait kayıt altına
alınmış üretim rakamlarının doğru kabul edilebileceği ancak çaylık
alanların
ifade eden değerler için böyle bir garanti verilemeyeceği için
değinilen
17.600 ve 20.700 ton ile 38.000 ton arasındaki fark, resmi kayıtlara
ait
rakamlardaki hatadan kaynaklansa gerektir. Bu kabul şeklini, çaylık
saha
hesaplanırken bir dekar çaylığı temsil eden çay ocağı adedinin 812
farzedilmiş
bulunmasıda bunu desteklemektedir. Bununla beraber, çaylıklardaki
kontrol
ve nezaretin kifayetsiz olduğu bugünkü şartlar altında küçük
işletmelerin
hepsindeki bütün çay ocaklarının ki; 1962 yılı kayıtlarına göre 70.000
dir, bunların öyle bilfiil sayılmış olduğu düşünülemez. Üstelik, bir
dekar
çaylığı temsil ettiği söylenen çay ocakları adedindeki, doğruluk
derecesi,
dikim sıklığında gözlemlenen farklılıklar itibariyle ve hemde hiç
olmazsa
birkaç yüz faklı yerde saymak ve ölçmek yoluyla daha geniş bir arazi
araştırmasından
mahrum olmasından dolayı pek şüphe götürür mahiyettedir.
Bu
yüzden ihtimal ki 1967 yılı için
yapılan direkt ve endirekt tahminler arasındaki ihtilaf, (38.000'e
karşı
17.600 ton) hiç değilse kısmen çaylık sahasındaki artışın çok daha
büyük
olmasından ve bugünkü çaylık sahasının, resmi kayıtların gösterdiğinden
çok daha fazla, muhtemelen 1/3 veya 2/3 daha fazla olmasından ileri
gelmektedir.
Bu nedenle Türkiye'nin 5 yıllık planında 1967 yılı için yapılan 14.400
tonluk tahmininde binlerce tonla ifade edilebilecek bir hata
bulunabilinir.
(*1)
Çaylık
saha ve üretim hakkındaki
tahminler tabiatıyla geniş ölçüde nazari olmakla beraber, çay
sanayiinin
geleceği tartışılırken aşağıdaki hususlar hesaba katılmalıdır.
a) Çaylık saha miktarını ifade eden
rakam doğru olmadığından, birim sahaya isabet eden verim hala
sanılandan
daha düşüktür.
b) Gelecekte beklenen üretimin düşük
tahmin edilmesi, ihracat elde edilmesi gereken daha büyük miktarlarda
çayların
elde kalmasın a neden olabilir.
c) Tarımsal gelişme ve fabrika kapasitesinin
planlanması için birim sahaya isabet eden verimim tam olarak bilinmesi
zorunludur. Çaylık sahada acilen bir araştırma yapılması tavsiye
edilir.
1.2. İKLİM
VE TOPRAK ŞARTLARI
1.2.1.
İKLİM
1948-1962 yılları arasındaki devre
zarfında Rize bölgesinde aylık ortalama suhunet dereceleri (OC),
yağış
(mm) ve güneş ışığı (saat/gün). 1951 ve 1962 yıllarına ait rakamlar
bulunamamıştır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Ocak | 6.9 | 235 | 3,6 | Temmuz | 22,5 | 143 | 5,4 |
| Şubat | 6,4 | 232 | 3,3 | Ağustos | 22,5 | 205 | 5,5 |
| Mart | 7,4 | 192 | 4,0 | Eylül | 19,2 | 260 | 5,1 |
| Nisan | 11,3 | 87 | 4,3 | Ekim | 15,6 | 259 | 5,2 |
| Mayıs | 16,0 | 95 | 5,5 | Kasım | 12,5 | 225 | 3,9 |
| Haziran | 20,2 | 114 | 6,9 | Aralık | 8,7 | 241 | 3,8 |
Dikkat!
Güneşli saatler, gün uzunluğundaki
değişikliklerde hesaba katılmak suretiyle bir aya isabet eden kapalı,
kısmen
bulutlu ve açık gün adetlerine ait kayıtlardan hesap edilmiştir.
Cetvel
2, ısı, yağmur ve güneş ziyası
bakımından tropiklerdeki kadar ideal olmamakla beraber, subtropik
şartlar
altında çay tarımı için uygun sayılabilecek bir iklim örneği
göstermektedir.
Isı derecelerinde, bazen hafif don hadisesi vuku bulunmakla beraber,
kış
ayları zarfında sıfırın epeyce üstünde olup Nisan-Kasım araları da
uygundur.
Yağmur
bol olup (Yılda 225 cm),
nispeten kuru görünen Nisan-Haziran (Temmuz) devresi müstesna, bütün
yıl
içersinde yeknesak bir dağılım vardır.
Kısmen
bulutlu günler içi, açık
günlere ait güneşleme saati adedinin yarısı, kapalı günler için ise
sıfır
güneşlenme itibar edilerek hesaplanan güneşlenme, yaz aylarında
nispeten
uygun görülmekte ise de, günlük ortalamanın 5 saati geçtiği Mayıs-Ekim
devresinde
gelişim için yeterlidir. Mayıs çayında bir aroma bulunmaması
havaların
durumu ile ilgilidir ve hem de daha az yağmurun olduğu ve güneşli
saat
ortalamasının en büyük "6.9" olduğu Haziran ayında aroma ile karşılama
şansı mevcut olabilir.
Her
gün yapılacak degüstasyon, aydan
aya çayın kalitesi üzerinde havanın ne derece tesir ettiğinin
anlaşılmasını
mümkün kılacaktır.
Gerek
çayın yetişmesiyle ilgili
etüdler için ve gerekse mahalli iklimdeki değişikliklerin, ormanların
yerini
çay ve diğer zirai bitkilerin almasından ileri gelip gelmediğini
uzun vadede tahkik etmek için iklim ölçümleri önem taşımaktadır.
Rize'deki
bir tek meteroloji istasyonu yeterli olmaz. Rize'nin Doğu ve
Batısına,
sahil boyuna hem de daha içeri taraflarda muhtelif meteroloi istasyonu
bulunması elzemdir.
Isının, hasat mevsimi başlangıç zamanı üzerindeki tesirine ait hesaplamalarımız hava ölçümlerinde elde edilen kayıtların ne kadar faydalı olduğunu göstermektedir. Bu amaçla, 1948-1962 döneminde (1951 ve 1952 yılları hariç) imalatın başladığı tarihlerle, Şubat, Mart ve Nisan aylarının ısıları arsındaki korelasyon derecesi hesaplanmıştır. Bu korelasyonlarda imalata başlama tarihi ile 1 Nisan arasındaki gün farkı kullanılmıştır. Buna göre imalat 14 nisanda başlamışsa kullanılan parametre 14, I5 Mayısta başlamışsa 45,.... v.b. şeklindedir. Bu parametreler kullanılarak korelasyonlar sırasıyla aritmetik ve logaritmik olarak değerlendirilmiştir.
Cetvel
3:
Bir veya Daha Fazla Aya
Ait Isı Değerleriyle Hasat Mevsiminin Başlangıcı Arasındaki
Korelasyonlar
|
|
|
|
|
| Şubat | -0.364 (-0.372) | Şubat 'Mart | - 0.785 (-0.789) |
| Mart | -0.815 (-0.860) | Mart ' Nisan | - 0.908 (-0.904) |
| Nisan | -0.629 (-0.566) | Mart-Nisan-Mayıs | - 0.866 (-0.880) |
Dikkat
:
Parantez içindeki korelasyonlar,
hasada başlama tarihleri logaritmik bazda alınarak bulunan
korelasyonlardır.
Görülecektir
ki, Mart ve nisan ıs
değerleri bir arada hasadın başladığı zamanda en yüksek korelasyonu
veriyor
(aritmetik r = -0.91). Bununla birlikte aylar tek tek ele alındığında
an
büyük etki Mart ayında görülmektedir (logaritmik r = -0.86).
Bu, köklerin bu ayda çoktan aktif hale geçtiğini, ilk gübrelemenin Mart'dan ve hatta Şubat'tan sonraya bırakılmaması hararetle tavsiye edilir. Korelasyonun yüksek derece manidar çıkması Mart ısı değerleri ile hasat başlangıç tarihleri arasındaki regresyonun da güvenilebilinir olduğunu ve hasat mevsimi başlangıcının önceden tahmin edilmesinde kullanılabileceğini ifade etmektedir.
1948-1962
devresi Mart ısı değerleriyle
ilk hasat tarihi parametreleri kullanılarak çizilen şekil 2'de bu
ilişki verilmiştir.
İlişki Denklemi : log Y = (2.005 ' 0.074 x ) tir.
(R=
-0.86)
Şekil
2: Mart ayı ısı değeri ile hasat mevsimi
başlangıç tarihi
arasındaki
ilişki
Şekil 2 gösteriyor ki hesaplanan eğri 13 yıl zarfındaki trend'i oldukça doğru bir şekilde temsil etmekte olup, hangi yılın Mart ısı vasatisi düşükse o yıl hasadın daha geç başladığını göstermektedir. Tahmin hasada , bilfiil başlanılan tarihi 4-5 günlük bir hata ile önceden söyleyebilmemize yarar. Hasada başlama zamanlarının beşeri faktörlere de dayandığı, halbuki hesabımızı sadece birer aylık periyodlara ait ısı değerlerine göre yaptığımız düşünülünce korelasyon değerinin hayrete mucip derecede büyük olduğu hemen takdir edilir. Şüphe getirmemsi gerekirki, bizim maalesef elde edemediğimiz haftalık ısı değerleri kullanılmış olsaydı regresyon daha güvenilir bir şekilde tayin edilecek ve böylece hasat başlangıç tarihinin daha büyük bir doğrulukla tahmin edilmesi mümkün olacaktı. Bu yapılıncaya kadar, hesaplanan bu regresyon bile fabrikaların imalata ne zaman hazır duruma gelmesi gerekeceğini haftalar öncesinden tahmin hususunda yarar sağlayacaktır.
Arazideki
incelemelerimizden Rize
Bölgesindeki toprakların çay tarımı açısından genelde uygun
olduğunu
göstermiştir. İncelenen sınırlı sayıdaki (120cm. derinliğe kadar)
profilin su geçirmez, sert katmanlardan ari bulunduğu, fakat bazı
arazilerde alt
toprağın sığ derinliklerde yer aldığı gözlemlenmiştir. Bir kaç
profil
örneğinde ise alt toprak oldukça geçirimsiz görünmüş olup, hele
bunların
satha yakın olduğu düşünülürse optimum gelişme için uygun bir zemin
teşkil
etmeyeceği düşünülmektedir. Yalnız bu belirttiklerimiz fazla bir
ehemmiyet
arz etmemktedir daha fazla ve daha geniş alanlarda yapılacak
çalışmalrla
daha doğru bir değerlendirme yapılacağı unutulmamalıdır.
Toprakların
özelliklerine gelince,
300 kg/ha verilen olan Potas (K2O) miktarı,
oldukça
düşük görünmektedir. Bütün çay sahlarında kapsamlı bir bir araştırma
yapmış
bulunan Samsun Toprak Laboratuarına göre, çay topraklarının %84'ü
400-700
kg)ha'dan fazla K20 ihtiva etmektedir (K2O
tayinleri, amoyum asetat ile ekstrakt çıkarıldıktan sonra yapılmıştır).
Geri kalan %16'sında potas miktarı daha az bulunmuştur. Bu topraklar
için
100 kg/ha K2O verilmesi tavsiye
edilmiştir. Bununla
birlikte mevcut analizlerin gösterdiği gibi topraklarda büyük toprak
rezervleri
bulunduğu düşünülürse, subtropikal şartlar altında olgunluk sürecini
tamamlamış
çaylıklara potas verilmesine şu an için ihtiyaç olmadığı kabul
edilebilir.
Mevcut analizler, çay topraklarında potas rezervini 15.000 kg/ha K2O
olarak göstermektedir.
Samsun
Laboratuarı'nın yaptığı
aynı araştırmanın neticelerine göre, çay arazilerinin sadece %11'inde
yeterli
miktarda yeterli fosfat bulunduğu tesbit edilmiştir (tayin pH 8.5 da
sodyum
bikarbonat ile ekstrakt çıkarıldıktan sonra yapılmıştır). Geriye kalan
çay sahalarında fosfor analizlerinin neticelendirildiği sırada 12.000
kg/ha imiş ve yılda hektar başına 160-350 kg superfosfat (=24-56 kg/ha
P2O5) ile gübrelenmesi
tavsiye
edilmiş.
Bu
hususta aşağıdaki noktalara dikkati
çekmek gerekir:
1)
Tarafımızdan alınan toprak nımıneleri
epeyce bir fosfat rezervinin olduğunu göstermiştir (3000 kg/ha P2O5).
2) Ürünle birlikte her yıl bir miktar
fosfat topraktan kaldırılmaktadır.
3) Ekseri çay topraklarında çaylıkların
fosfatlı gübrelemeye karşı genelde düşük teamül göstermesi
4) Rusların aldığı neticeler göstermiştir
ki, fosfat ile yıllar yılı cömertçe gübrelenen topraklar, 3 ila 5 sene
fosfatlı gübrelemeyi gerektirmiyor.
Bu
durumda, gelişmiş çaylara devamlı
bir süperfosfat gübre verilmesinin ekonomik olacağı şüphelidir. Genç
çay
ocaklarının N,P,K'ya ihtiyaç olup olmadığı ne oranda kullanılacağı
sorusu
henüz bir cevap bulamamıştır. Bu aynı zamanda tatbik edilen zirai usüle
bağlıdır. Yani daha zayıf alt tabakalardaki teraslarda mı yoksa daha
verimli
satıh topraklarda çit halindemi dikilmesi gerektiğidir. Yeteri
miktarda
gıda mevcut olmaması genç bitkilerin olgunlaşmış olanlara nazaran daha
fazla etkileneceği aşikardır.
Amsterdam
Kraliyet Toprak Enstitüsü
Toprak Laboratuarının raporu, numune toprakların başlıca elemanlar
yönünde
yeterli olduğunu belirtmesine rağmen, bu numunelerin temsil gücünün
unutulmaması
gerekir. Bitkinin gübre ihtiyacı, ancak, usulünce yapılacak gübre
denemeleri
ve yaprak analizleri ile tespit edilebilir.
Merkez
Fabrikanın arkasındaki tepelerde
dört yerden numune alınmıştır. Alınan numuneler bu dört yerin herr
birine
bitişik olan iki komşu arazi parçasından ve her bir parçanın da üç
toprak
tabakasından elde edilen numunelerden terekküp etmiştir. Yani:
1 0-30 cm
derinlikte
2 30-60 cm derinlikte
3 60-90 cm derinlikte
Numune
1- Çay fidelerinin henüz
dikildiği bir terastan
2- Sık dikili çay örtüsü ile kaplı ve üst toprak tabakasının
yapraklarla
örtülü olduğu bir tepe düzlüğünden
3- Derin kara topraklı ve iyi durumda eski bir çay bahçesinin bulunduğu
terastan
4- Üst toprak tabakası pek derin olmayan ve henüz dikim yapılmış bir
araziden
Bu
numunelerin temsil ettiği tarlalar
çok asit karekterde kuvvetli toprak veye kumlu ve killi kuvvetli
topraklardan
meydana gelmiştir.Toprak bünyesinin tesbiti önceden herhangi bir işleme
tabi tutulmayan ve yalnızca tarla yapısının iyi bir tasvirini elde
edebilmek
için Sodyum Pirofosfat ve Sodyum Karbonat'dan meydana gelmiş bir bir
terkip
kullanılmıştır.
Topraklar
yüksek asit ve ince kum
içerdikleri derecede sıkışmaya müsaittirler Bunun için iyi bir toprak
yapısı
elde edilmesi organik maddeyi gerektirmektedir. Bu hususta 1,2 ve
özellikle
3 nolu numunelerin temsil ettiği durum 1,2 ve 3. tabakalrınınkarbon
muhtevasının
gösterdiği gibi mükemmeldir. 4.numune nin üst tabakasının %1,30'luk
karbon
değeri, her ne kadar aşırı bir düşük durumu ortaya koysa da kafi
gelebilir.
Kolay
bulunan baz'ların miktarına
gelince her ne kadar topraklar o esnada ıslak isede özellikle
2.numunede
göze çarpacak derecede mevcuttur. Zirai noktadan bakıldığında 3.ve 4.
numunelerin
bulunduğu mahaller Ca, Mg ve K yönünden zengindir. Her ne kadar potas
oranı
çok yüksekde bu pozisyonda potas emilmesi engellenebilinir.
Toprak
asidetsine gelince, çay fidanları her ne kadar mükemmel durumda
görünmekte
isede; Tablo 3'deki
doneler
2 numaralı sahanın PH değerlerinin (Tablo
1) çok düşük olduğunu göstermektedir. Böyle
arazilerde
zamanla
asidik gübrelerin kullanılması doğru olmayabilir. Çay bitki olarak
asitli
toprakları tercih ettiğinden diğer numune alanları uygundur.
Tablo
2, %25 HCL ile soğuk ve sıcak
ekstraksiyon'dan sonra elde
edilen
P-Truog, K2O ve P2O5
muhtevalarının sonuçlarını vrmektedir. P-Truog değerleri, kolay
bulunabilen
fosfat seviyesinin analizi yapılan numunelerde çok değişik olduğunu
göstermektedir
HCL ile mevcut gıdaları tesbit için yapılan soğuk ekstraksiyon ve
gıdalardaki
muhtevayı ölçmek için yapılan sıcak ekstraksiyon işlemleri için daha
geniş
bir yaprak ve toprak analizlerine ihtiyaç vardır.
Toprak
numunelerinin mineralojik
tahlili (Tablo IV) Ca ve Mg ihtivalı %6-10 ojitli 3 numaralı alan
dışında,
toprakların çok havalandırılmış olduğunu ve ancak eser sayılabilecek
miktarda
mineral bulundurduğunu göstermektedir.Gilokoni halindeki K ihtivası ve
tesbiti zor olan kil minerallerinin kimyevi tahlide de meydana çıktığı
gibi çok miktarda olduğu görülür.
Tablo
IV, 12 numunenin minerolojik terkibinin
belirlenmesi hemen
hemen imkansızdır. Numuneler terkibi bozulmuş
(dekompoze)
kayalardan alınmıştır. Aşahğıdaki mineraller tesbit edilmiştir
1) Potas feldispat
K2O.Al2O3.6SiO2
2) Asit plajioklas
Ab3An2. (Ab= Na2O.Al2O3.
6SiO2
-
An=CaO. Al2O3.
2SiO2)
3) Nötür sayılabilecek
plajioklas Ab2An3
4) Kuartz
SiO2
5) Epidot
4CaO.3(Al,Fe)2O3
6SiO2
H2O
6) Hornblend (Magnezyen,
demir ve kireç karşımı bir maden) Ca3Na2
(Mg,Fe)8 (Al,Fe)4Si14O44(OH)4
7) Ojit
8) Maden cevheri
9) Kloritik madde 3MgO.
2SiO2. 2H2O
10) Gilikoni SiO2,
Al2O3, Fe2O3,
FeO, MgO, K2O, H2O
11) Dekompoze glikoni
12) Tesbit edilemeyen kil mineralleri.
11. ve 12. kalemlerin oranları %80'lik
bir oran ihtiva ederken, diğerleri eser miktarda bulunmaktadır.
|
|
|
|
|
3 - I 3 - II ojit %6-10 3 - III |
|
|
1 - I 1 - II mevcut epidot 2 - II mevcut epidot ve hornblend |
|
|
2 - I 4 - I kahverengimtırak 4 - II 1 - III 2 - III ojit (eser), epidot ve hornblend yoktur. 4 - III |