Rahmi Rakıcı
ÇAYA GÖNÜL VERENLER
Çay Borsası  Dergisi - Haziran 2003

Çay konusunda otorite isimlerden Rahmi Rakıcı ile Türkiye'de ve Rize'de çayın tarihsel gelişimi üzerine konuştuk. Tekelleşen kurumlardan, elde edilen hasata kadar pek çok önemli noktada çarpıcı açıklamalarda bulunan Rakıcı, ülkemizde çay sektörünün gelişimiyle ilgili yapılması gerekenler konusunda bizleri aydınlattı.

Rize’ de çayın hikayesi nasıl başladı?

Rize'de, önceleri halk çay yetiştirilmesi konusunda çok isteksizdi. Onları ikna etmenin yanı sıra çay üretimine de etmek gerekiyordu. Bu çalışmalarda en çok zorlanan ise ziraatçılar oldu. Kazım Kartal gibi bir çok ziraatçi arkadaşımızın sayesinde Rize' de ilk çay bahçeleri kuruldu. O dönemlerde tesisler çok büyük uğraşlarla kurulurdu. Bir çok yatırımda olduğu gibi İngilizler, çay işletme tesisleri kurulmasında bizleri yönlendirdiler ve kendi tekellerinde yapılandırdılar. Çay bahçelerinin bakı­mını Dr. Harley yaparken, bir başka İngiliz de makinele­ gelmesini ve kurulmasını sağlıyordu.

Türkler'in bu duruma yaklaşımı nasıl oldu? Çaya herhangi bir müdahale yapılmadı mı?

Elbette yapıldı. 1954 yılında, Hüseyin Bey'in, "dört yapraktanda­ çay olur" demesiyle durum tüm seyrini değiştirdi ve çay İngilizler'in tekelinden çıktı. Ancak bunu ta­kip eden üç yılın sonunda daha farklı olaylar baş göster­di. İlk olarak Kemal Balta Rize' den alındı, böylece çaya politika karıştı. Ardından 1950 yılında Devlet Ziraai İşletmeleri Kurumu, Tekel'e verildi. Ve en nihayetinde Çaykur kuruldu.

Çaykur’un kuruluşunun nasıl bir etkisi oldu? İşçiler bu durumdan etkilendi mi?


Çayın müstakile dönmesi söz konusu olunca pek tabii bir takım etkilenmeler oldu. O dönemlerde ben sendi­kadaydım. Bütün işletmeler, İşletme Müdürlüğü'ne bağlıydı. Erol Akçal bu konuda uyarıda bulunup; "çay müstakile dönerse para sıkıntısı çekilir" demişti. 1973 yılında Çaykur'un kurulmasıyla para sıkıntısı başladı. Ziraatçiler, işçi çıkartmak durumunda kaldılar. Tabii bu sonuçlar, aradan geçen beş yıl sonunda kendisinden özür dilememi gerektirdi.

Üretimde ne gibi yenilikler oldu?

Kabul edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi Rize' den Hopa'ya kadar uzanan çok serbestleşme vardı. Bu durum bir takım yenilikler yapılmasını zorunlu hale getiriyordu. Öncelikle makineler yurt dışından alınıyordu ki, bu ciddi bir maliyet demek­ti. O sıralar Hindistan'da olan makine mühendisi İzzet  Ateş geri döndü ve duruma müdahale etti. 1955 yılındailk yerli üretim makinesi onun sayesin­de yapıldı. Bu makinelerle de gelişim sağ­landıAncak bir yıl sonra bilya olmadığı için makinelerin çalışması durdu. Bir başka önemli nokta da, atölyeler arsa veren köylerde kuruluyordu.. Oysa yapılan planlar sahilde fabrika kurmak üzerineydi. O dönem için aşılmayan bu sorun günümüzde sahil kesi­minde yer alan fabrikalarla son buldu..

Rahmi Rakıcı'yı tanıyalım...

Rahmi Rakıcı, 1927 yılında Rize'de doğdu. ikisi kız dört çocuk sahibi olan Rakıcı, çay sektörü ile 1944 yılında tanıştı. Rize'de kurulan çay Atölyesi'nde çalışmaya başlayan Rakıcı,1947-1950 arasında askerliğini bahriyeli olarak yaptı.1950 yılından sonra Zihni Derin çay Fabrikası'nda imalat ustabaşı olarak 1973 yılına kadar görev yaptı.1973 yılında Tek-Gıda iş Sendikası Rize Merkez Şubesi'nde, teşkilatlanma sekreteri olarak görev aldı. 1983 yılında aynı sendikanın başkanlığına seçildi. 1992 yılında bu görevinden ayrıldı. 1997 yılından itibaren bir süre çay işletmeleri Genel Müdürlüğü'nde yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Emekli olan Rakıcı, Rize merkezde yaşamaktadır.
Neden Sahil? 

Ekonomi açısından…. Fabrika ve atölyelerin sahilde olması bir çok ekonomik çözümüde beraberinde getiriyor. Aksi halde atölye kuruluyor, işletmesi nasıl yapılacak kimse düşünmüyor. Politik bir takım kaygılar ile Çaykur bu hale geldi. 1998'de alınan işçi grubunun gelmesiyle yalnız çayda değil, elemanda da, kalitede de kayıp yaşandı.

Neden peki, elemanlar bu konuda deneyimli değil miydi?

Bu tarz bir eleman seçimiyle gizli işsizlik baş gösterecekti; sonuçta da öyle oldu. Sadece kadroda kalite kaybı olsa iyi, hammadde ile de istihdam yaratıldı. İle­ri gidilmesi gerekirken politikalar nedeniyle kötü bir dönüşüm yaşandı.

Bu gelişmeler doğrultusunda ortaya karamsar bir tablo mu çıkıyor?

Çayda ümitsizliğe düşmek yanlış. İç tüketime dayalı dü­zelme mutlaka olacaktır. Problemlerin en önemlisi, esaslı bir özel sermaye ile kuruluş yapılamadı. Bu prob­lemler müstahsilin sırtına bindi. Çaykur, özel sektörün güçlenmesini istemedi. Herkes tat olarak Çaykur'un çaylarının lezzetini benimsedi .

Halk geçimini çaydan karşılayabilir mi?

Öncelikle problemlerin aşılması lazım. Bu alan fındık bölgesi, Araklı' dan sonrasını üretim açısından yok kabul etmek gereki­yor. İç tüketime dayalı bahçeyi ve yaprağı ayarlamak lazım. 1944 yılından bu yana çay sektörünün içindeyim. Bildiğim en önemli noktalardan biri stok mal kalmadığı sürece satış alınacak de­mektir. Mayıs ayı mahsul alındı diye hemen heyecanlanmak yanlış. Anında para kazanmayı beklemek yanlış olacaktır. Çünkü para üç ay sonra yani temmuz ayında ödenir. İki sürgün arasındaki mesafeyi ayarlayarak paranın 10 aya bölünüp hesaplanması gereklidir. Böy­lece emekli maaşı alır gibi her ay müstahsil parasını alır. Bu sistemin alt yapısının kurulması gerekir, sorunlar aşılır ise çaydan para kazanılır.

Budama neden önemlidir?

Sağlıklı ve iyi ürün elde edilmesi için budamanın mutlaka yapılması gere­kir. Yaprağın taze olması ürünün ka­litesini arttırır. Bu yıl mutlaka budama yapılması gerekir. Rize'de ise budama 1949'dan, 1954'ekadaryapıldı. İster devlet tekelinde olsun ister özel, çay mutlaka yürüyecek ve gelişecek. 

Diğer ülkelerde çay üretiminde sistem nasıl işliyor?
 

Örneğin Kenya' da iklim koşulları çay üretimi için son derece uygun. Mahsül 12 ay boyunca yaprak veriyor, hal böyle olunca orada devletin fabrikaları üreticiye iki defa para ödüyor. Kuru çay iyi ürün dolayısıyla iyi pa­ra demek. Oysa Rize'de ne yazık ki bu sistem işlemi­ yor. Burada üretici hem patron, hem de her işi yapan kişi bu şekilde olduğu sürece sistem di­ğer ülkelere oranla biraz zor işliyor.

Poşet çay diğer bir deyişle daldırma çay ile ilgili ne düşünüyorsunuz?


Sadece kolaylık değil, sağlıklı aynı zamanda. Demliklerde bekletilen çayın içinde yer alan şekerli, reçineli ve zamklı maddeler 15 dakikayı geçince suya karışı­yor. Dolayısı ile hem çayin lezzeti hem de sağlıklı yanı bozulmaya başlıyor. Poşet çayda bu yok, üç veya dört dakika demıemek için yeterli bir süre. Bu da sağlığı beraberinde getiriyor.

Sizce hangi firmanın daldırma çayı daha iyi?

Bana göre Çaykur'un çayı daha iyi. Ancak çok fazla tanı­nıp bilinmediği için aradaki fark bilinmiyor. Reklam çalışmalarının yapılması gerekir. Çaykur'dan 7 numaranın Amerika’ya Lipton'a gittiğini biliyor muydunuz?

Türkiye'e bir çay ülkesi mi ?

Türkiye’de istenilen kalitede çay yetiştirilemez. Çaydan önce portakal elma, şeftali vardı. İstanbul'un portakalı Rize’den giderdi. Trabzon'u, meyve konusunda Rize beslemekteydi. Ama şimdi arazi tamamen çaya bağlan­dı. Bir de iklim şartları ile toprak birleşince ülkemizde yılda dört sürgün elde edilmesi zor.

Neler Yapılmalı?

Üreticinin mutlaka bilinçlendirilmesi lazım. Yeşil gübrede bu yöntemle sağlanabilir. Çay bir bilimdir. Tarım rasgele yapılmaz. Bizde buna önem verilmiyor. 5 kişi­lik bir aile için maksimum 5 dönüm çaylık alan yapıl­ması gereklidir.

Bu alanda başarıya nasıl ulaşılır?

Yaprağın üzerinde durulursa, bu iş başarılır. Mahsu­lün yüzde 50’si dışarı gidiyor. Yatırımcının karnı doymazsa düzen devam etmez.. Ayrıca özel sektör için de bazı esaslar getirmek şart. Çay ilmini benimseyecek, müstahsil ile alım şeklini standarta bağlayacak esaslar gibi… Çaykur için de aynı şey geçerli. Ancak bu şekil­de gelecek devam eder. Bir de politikalar ortadan kalkmalı. Çaya politika karışmamalı. Politikanın Çaykur’dan elini çekmesi lazım.


Kaynak: Çay Borsası, Rize Ticaret Borsası, Haziran 2003, Sayı:1






Ana Sayfa