|
Çay
konusunda
otorite isimlerden
Rahmi Rakıcı ile Türkiye'de ve Rize'de çayın tarihsel gelişimi üzerine
konuştuk. Tekelleşen kurumlardan, elde edilen hasata kadar pek çok
önemli
noktada çarpıcı açıklamalarda bulunan Rakıcı, ülkemizde çay sektörünün
gelişimiyle
ilgili yapılması gerekenler konusunda bizleri aydınlattı.
Rize’ de çayın
hikayesi nasıl
başladı?
Rize'de,
önceleri halk
çay
yetiştirilmesi konusunda çok isteksizdi. Onları ikna etmenin yanı sıra
çay
üretimine de etmek gerekiyordu. Bu çalışmalarda en çok zorlanan ise
ziraatçılar
oldu. Kazım Kartal gibi bir çok ziraatçi arkadaşımızın sayesinde Rize'
de ilk
çay bahçeleri kuruldu. O dönemlerde tesisler çok büyük uğraşlarla
kurulurdu.
Bir çok yatırımda olduğu gibi İngilizler, çay işletme tesisleri
kurulmasında
bizleri yönlendirdiler ve kendi tekellerinde yapılandırdılar. Çay
bahçelerinin
bakımını Dr. Harley yaparken, bir başka İngiliz de makinele gelmesini
ve
kurulmasını sağlıyordu.
Türkler'in bu duruma yaklaşımı nasıl
oldu? Çaya
herhangi bir müdahale
yapılmadı mı?
Elbette yapıldı. 1954 yılında,
Hüseyin Bey'in, "dört yapraktanda
çay olur" demesiyle durum tüm seyrini değiştirdi ve çay
İngilizler'in
tekelinden çıktı. Ancak bunu takip eden üç yılın sonunda daha farklı
olaylar
baş gösterdi. İlk olarak Kemal Balta Rize' den alındı, böylece çaya
politika
karıştı. Ardından 1950 yılında Devlet Ziraai İşletmeleri Kurumu,
Tekel'e
verildi. Ve en nihayetinde Çaykur kuruldu.
Çaykur’un kuruluşunun nasıl bir etkisi oldu? İşçiler bu durumdan
etkilendi mi?
Çayın müstakile dönmesi söz
konusu olunca pek tabii bir takım etkilenmeler oldu. O dönemlerde ben
sendikadaydım.
Bütün işletmeler, İşletme Müdürlüğü'ne bağlıydı. Erol Akçal bu konuda
uyarıda
bulunup; "çay müstakile dönerse para sıkıntısı çekilir" demişti. 1973
yılında Çaykur'un kurulmasıyla para sıkıntısı başladı. Ziraatçiler,
işçi
çıkartmak durumunda kaldılar. Tabii bu sonuçlar, aradan geçen beş yıl
sonunda
kendisinden özür dilememi gerektirdi.
Üretimde
ne gibi yenilikler oldu?
Kabul edilmesi
gereken en önemli
hususlardan birisi Rize' den Hopa'ya kadar uzanan çok serbestleşme
vardı. Bu
durum bir takım yenilikler yapılmasını zorunlu hale getiriyordu.
Öncelikle
makineler yurt dışından alınıyordu ki, bu ciddi bir maliyet demekti. O
sıralar
Hindistan'da olan makine mühendisi İzzet Ateş
geri döndü ve duruma müdahale etti. 1955
yılındailk yerli üretim makinesi onun sayesinde yapıldı. Bu
makinelerle de
gelişim sağlandıAncak
bir yıl sonra bilya
olmadığı için makinelerin
çalışması durdu. Bir başka önemli nokta da, atölyeler arsa veren
köylerde
kuruluyordu.. Oysa yapılan planlar sahilde fabrika kurmak üzerineydi. O
dönem
için aşılmayan bu sorun günümüzde sahil kesiminde yer alan
fabrikalarla son
buldu..
|

Rahmi
Rakıcı'yı tanıyalım...
Rahmi
Rakıcı, 1927 yılında
Rize'de doğdu. ikisi kız dört çocuk sahibi olan Rakıcı, çay sektörü ile
1944
yılında tanıştı. Rize'de kurulan çay Atölyesi'nde çalışmaya başlayan
Rakıcı,1947-1950
arasında askerliğini bahriyeli olarak yaptı.1950 yılından sonra Zihni
Derin çay
Fabrikası'nda imalat ustabaşı olarak 1973 yılına kadar görev yaptı.1973
yılında
Tek-Gıda iş Sendikası Rize Merkez Şubesi'nde, teşkilatlanma sekreteri
olarak
görev aldı. 1983 yılında aynı sendikanın başkanlığına seçildi. 1992
yılında bu
görevinden ayrıldı. 1997 yılından itibaren bir süre çay işletmeleri
Genel Müdürlüğü'nde
yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. Emekli olan Rakıcı, Rize
merkezde
yaşamaktadır.
|
Neden Sahil?
Ekonomi
açısından….
Fabrika ve
atölyelerin sahilde olması bir çok ekonomik çözümüde beraberinde
getiriyor.
Aksi halde atölye kuruluyor, işletmesi nasıl yapılacak kimse
düşünmüyor.
Politik bir takım kaygılar ile Çaykur bu hale geldi. 1998'de alınan
işçi
grubunun gelmesiyle yalnız çayda değil, elemanda da, kalitede de kayıp
yaşandı.
Neden
peki, elemanlar bu konuda deneyimli değil miydi?
Bu tarz
bir eleman
seçimiyle
gizli işsizlik baş gösterecekti; sonuçta da öyle oldu. Sadece kadroda
kalite
kaybı olsa iyi, hammadde ile de istihdam yaratıldı. İleri gidilmesi
gerekirken
politikalar nedeniyle kötü bir dönüşüm yaşandı.
Bu
gelişmeler doğrultusunda ortaya karamsar bir tablo mu çıkıyor?
Çayda
ümitsizliğe
düşmek yanlış.
İç tüketime dayalı düzelme mutlaka olacaktır. Problemlerin en
önemlisi, esaslı
bir özel sermaye ile kuruluş yapılamadı. Bu problemler müstahsilin
sırtına
bindi. Çaykur, özel sektörün güçlenmesini istemedi. Herkes tat olarak
Çaykur'un
çaylarının lezzetini benimsedi .
Halk
geçimini çaydan karşılayabilir mi?
Öncelikle
problemlerin aşılması lazım.
Bu alan fındık bölgesi, Araklı' dan sonrasını üretim açısından yok
kabul etmek
gerekiyor. İç tüketime dayalı bahçeyi ve yaprağı ayarlamak lazım. 1944
yılından bu yana çay sektörünün içindeyim. Bildiğim en önemli
noktalardan biri
stok mal kalmadığı sürece satış alınacak demektir. Mayıs ayı mahsul
alındı
diye hemen heyecanlanmak yanlış. Anında para kazanmayı beklemek yanlış
olacaktır.
Çünkü para üç ay sonra yani temmuz ayında ödenir. İki sürgün arasındaki
mesafeyi ayarlayarak paranın 10 aya bölünüp hesaplanması gereklidir.
Böylece
emekli maaşı alır gibi her ay müstahsil parasını alır. Bu sistemin alt
yapısının kurulması gerekir, sorunlar aşılır ise çaydan para kazanılır.
Budama
neden önemlidir?
Sağlıklı
ve iyi ürün
elde
edilmesi için budamanın mutlaka yapılması gerekir. Yaprağın taze
olması ürünün
kalitesini arttırır. Bu yıl mutlaka budama yapılması gerekir. Rize'de
ise budama
1949'dan, 1954'ekadaryapıldı. İster devlet tekelinde olsun ister özel,
çay
mutlaka yürüyecek ve gelişecek.
Diğer ülkelerde
çay
üretiminde sistem nasıl işliyor?
Örneğin
Kenya' da
iklim koşulları
çay üretimi için son derece uygun. Mahsül 12 ay boyunca yaprak veriyor,
hal
böyle olunca orada devletin fabrikaları üreticiye iki defa para ödüyor.
Kuru
çay iyi ürün dolayısıyla iyi para demek. Oysa Rize'de ne yazık ki bu
sistem
işlemi yor. Burada üretici hem patron, hem de her işi yapan kişi bu
şekilde
olduğu sürece sistem diğer ülkelere oranla biraz zor
işliyor.
Poşet çay diğer bir deyişle daldırma çay ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Sadece
kolaylık
değil, sağlıklı
aynı zamanda. Demliklerde bekletilen çayın içinde yer alan şekerli,
reçineli ve
zamklı maddeler 15 dakikayı geçince suya karışıyor. Dolayısı ile hem
çayin
lezzeti hem de sağlıklı yanı bozulmaya başlıyor. Poşet çayda bu yok, üç
veya
dört dakika demıemek için yeterli bir süre. Bu da sağlığı beraberinde
getiriyor.
Sizce
hangi firmanın daldırma çayı daha iyi?
Bana göre
Çaykur'un çayı daha
iyi. Ancak çok fazla tanınıp bilinmediği için aradaki fark bilinmiyor.
Reklam
çalışmalarının yapılması gerekir. Çaykur'dan 7 numaranın Amerika’ya
Lipton'a
gittiğini biliyor muydunuz?
Türkiye'e
bir çay ülkesi mi ?
Türkiye’de
istenilen kalitede çay
yetiştirilemez. Çaydan önce portakal elma, şeftali vardı. İstanbul'un
portakalı
Rize’den giderdi. Trabzon'u, meyve konusunda Rize beslemekteydi. Ama
şimdi
arazi tamamen çaya bağlandı. Bir de iklim şartları ile toprak
birleşince
ülkemizde yılda dört sürgün elde edilmesi zor
.
Neler
Yapılmalı?
Üreticinin
mutlaka
bilinçlendirilmesi lazım. Yeşil gübrede bu yöntemle sağlanabilir. Çay
bir
bilimdir. Tarım rasgele yapılmaz. Bizde buna önem verilmiyor. 5
kişilik bir
aile için maksimum 5 dönüm çaylık alan yapılması gereklidir.
Bu alanda başarıya nasıl ulaşılır?
Yaprağın üzerinde durulursa, bu
iş başarılır. Mahsulün yüzde 50’si dışarı gidiyor. Yatırımcının karnı
doymazsa
düzen devam etmez.. Ayrıca özel sektör için de bazı esaslar getirmek
şart. Çay
ilmini benimseyecek, müstahsil ile alım şeklini standarta bağlayacak
esaslar gibi…
Çaykur için de aynı şey geçerli. Ancak bu şekilde gelecek devam eder.
Bir de
politikalar ortadan kalkmalı. Çaya politika karışmamalı. Politikanın
Çaykur’dan
elini çekmesi lazım.
Kaynak: Çay
Borsası, Rize
Ticaret Borsası, Haziran 2003, Sayı:1