|
İzzet Ateş |
|
ÇAYA
GÖNÜL VERENLER
Dr. Muharrem Öksüz
|
İki
sayıdır
Çaykur Dergimizde
yayınladığımız
"Çaya gönül verenler» dizimize, bu sayıda da Sayın İzzet ATEŞ'le devam
ediyoruz. Siz okuyucularımızdan,
dergimiz hakkında aldığımız olumlu izlenimler ile "Çaya gönül verenler»
yazı
dizimizin hayli beğeni kazanması bizleri onurlandırdı ve bu yazı
dizisini
sürdürmeye karar kıldırdı. Karadeniz insaninin vefa duyguları, kadir
bilirliği,
bu yazı dizisine ayrı bir anlam kazandırmaktadır.
Bir evvelki Çaykur
Dergisinin
basımı için İstanbul’a gittiğimde bu sayı için İzzet ATEŞ Beyi "Çaya
gönül
verenler»in konusu yapmaya karar verdim. Sayın İzzet ATEŞ'i İstanbul
Bebek'teki
evinde ziyaret ettim. Bu yazı dizimiz için kendisini aradığımı, çaya
gönül
veren bir kaç kişiden birinin de kendisi olduğunu, biz yeni nesil
çaycıların,
Türk çaycılığının kurucularından biri olan kendilerine küçük bir vefa
borcunu
ödemek ve hem de ilk tesis yıllarındaki çaya gönül verenleri unutulmaz
kılma çabamızı
ona anlattım. Gözleri yaşararak bana bu yazı dizisindekileri anlatıp
yazarken,
sanki 40 yıl evvelki görev heyecanını yaşıyordu.
Ömrünün 40 yıla yakın
bir süresini Türk çay tarım ve
sanayine
veren Sayın İzzet ATEŞ için çay fabrikalarının ve çay imalat
makinelerinin babası
diye bahsederler. Çünkü Sayın ATEŞ'in görev zamanında çay
fabrikaları ve çay imalat makineleri
onun cesaretli kararları ve azimli çalışmaları neticesinde yurt içinde
yerli
olarak imal edilmeye başlanmıştır.
Sayın İzzet ATEŞ Türk
çay tarım ve
sanayini yaratan ve ona gönül veren
unutulmazlar arasında yerini almıştır.
- Sayın ATEŞ, sizinle en
son
Rize'de 1986 yılı yazında çay sempozyumunda görüşmüştük. Sizi
Trabzon'dan
uçaktan aldım ve Rize'ye gelirken bana anılarınızdan bir kaçını
anlatmıştınız. Doğu
Karadeniz insaninin isi, asi ve tek geçim kaynağı olan çaya büyük
hizmetler
verdiniz. Bu söyleşimize katıldığınız için Çaykur Dergisi adına
teşekkür
ederim. Söyleşimize ilk olarak özgeçmişinizle başlayabilir miyiz?
- Beni hatırlayıp, Çaykur
Dergisinde yer verdiğiniz için size ve Çaykur Dergisine teşekkür
ederim. Ben 31
Temmuz 1322 (13 Ağustos 1906) tarihinde İstanbul 'un Beykoz semtinde
doğmuşum.
ilk tahsilimi çeşitli mahalle ve Numune mekteplerinde yaptım. Orta
tahsilimi
Avusturya Saint George Ticaret Mektebi ile Galatasaray Lisesinde
tamamladım.
Lise tahsilimi Ankara Lisesinde bitirdim. Bundan sonra Darülfünun Fen
Fakültesi
Elektrik ve Makine Yüksek Mühendisi olarak mezun oldum. Talebeliğim
sırasında Fransız
hocaların asistan ve tercümanlığını yaptım." 1933 yılında İnhisarlar
Umum Müdürlüğü
Konya Koçhisar Tuzlaları Müdürlüğüne tayin edildim. 1934'de yedek
subaylığa çağrıldım.
1935'de terhis oldum. İnhisarlar Umum Müdürlüğü Tuz Fen Şubesinde
çalışmaya başladım.
1936 yılında Sümerbank’ın Karabük Demir-Çelik Fabrikaları için
mühendisler arandığını
öğrenerek müracaat ettim. İngiltere’ye staja gönderildim. 1938
senesinde yurda
dönerek Sümerbank Genel Müdürlüğünde çalışmaya başladım. 1939 senesinde
Karabük
Demir-Çelik Fabrikaları çelikhane şefliğine tayin edildim. Bu vazifede
1946 yılına
kadar çalışarak sağlığım dolayısıyla ayrıldım. Tekrar Tekel'e geçtim.
Tekelde
yedek parça fabrikası müdürlüğü, Çamaltı Tuzlası Teknik Şefliği, Bolu
Tatava
Kereste Fabrikası Müdürlüğü gibi görevlerde çalıştım. 1954 yılında Rize
çay Fabrikaları
Merkez Müdürlüğüne tayin edildim. 1957 yılında emekliliğimi isteyerek
ayrıldım.
Beş sene serbest çalıştıktan sonra Tekel idaresinin istegi üzerine 1962
yılında
tekrar Rize’ye döndüm. 1969 yılına kadar Merkez Müdürlüğü, Tekel Genel
Müdürlüğü
Çay Fabrikalar Şubesi Müdürlüğü gibi görevlerde bulunduktan sonra
emekli oldum.
Halen Amerika'da esiyle birlikte çalışmakta olan Gemi İnsaiye Yüksek
Mühendisi
olan bir kızım var. İngilizce, Fransızca ve Almanca bilirim.
- Sayın ATEŞ, çay ile ilk
tanışmanız
nasıl oldu? İlk görev yıllarınızdaki anılarınız ve bu
yıllardaki çay sanayinin durumundan bize
bahseder misiniz?
- Efendim özgeçmişimde de
belirttiğim gibi Rize çay Fabrikaları
Merkez Müdürlüğüne 1954 yılı kampanyasında başladım. İlk gün mühendis,
memur, ustabaşı
ve isçilerle tanıştım. Daha sonra fabrikayı gezip imalatı görmeye
başladım.
Sonunda tasnif dairesine geldik. Burada, rahmetli İzzettin Sallı, bir
tahta
üzerine tasniften çıkan beş çeşit çayı koyarak «hangisi iyi çay» diye
sordu. Bende babadan
duyduğum kalem çay tabirine
uyan en kabasını gösterdim. Bu cevabim gülme ile karşılandı ve
o zaman en iyi çayın toz
çay olduğunu öğrendim. Bu olay bana çay işini öğrenmem gerektiğini
gösterdi. O
tarihte müdür muavini olan rahmetli Mustafa Yol'dan tahmin ettiğim «AlI
about
tea» adındaki kitabı
geceleri okuyup, gündüz tatbikatını görerek çaycılığı öğrenmeye
başladım.
Bu arada üreticiden alınan
yaprakların
çokluğu ve buna karşılık fabrikanın yetersizliği gözle görülür
haldeydi. Mesul
muhasipten aldığım istatistiki bilgiler de bunu gösteriyordu. İşe
başladığımın
ikinci ayında bu durumu genel müdürlüğe bildirerek; inşa halinde olan
iki fabrikanın
da yetersiz olacağını, daha başka fabrikaların kurulması gerektiğini ve
bunun
için de makinelere ihtiyaç olduğunu bildirdim. Aldığım cevap makine
tedarikinin
döviz bulunmadığı için imkansız olduğu idi. Bunun üzerine İstanbul’a
giderek
durumu bir defa da sözlü olarak anlattım. Müdürler encümeni teklifimi
kabul
ederek, makinelerin yerli imali için araştırma yapmaya, beni ve Genel
Müdür
Muavinini memur etti. Araştırma sonunda Makine Kimya Fabrikalarında
makinelerimizin
imal edilebileceğini gördük.
Makine Kimya'ya yaptığımız
müracaat üzerine, durumu tetkik etmek için Rize'ye iki mühendislerini
gönderdiler.
Bu mühendisler önce imalatı kabul etmekten çekindilerse de kendilerine
tek tek parçaları
göstermek suretiyle yapabileceklerine ikna ettim. Pek çok kişinin
muhalefetine rağmen
ilk siparişi verdik. Bu defa da önümüze patent sorunu çıktı.
Avukatlarımızın
iki sene süren tetkikleri sonunda patent konusunun olmadığı tespit
edilerek
imalata devam ettik. Makineler imal edilirken, acele olarak bunların
monte edileceği
yer sorunu da halledilmeliydi. Bunu da tesadüfen resimlerini gördüğüm
M.K.E.
Ankara Silah Fabrikasında temin ettiğimiz Nissen barakaları ile
hallettik.
Böylece atölye ismini verdiğimiz küçük isletmeler meydana geldi.
Zamanla
fabrikalar inşa edildikçe, barakalar fabrikalara taşındı.
Rize'de vazifeye
başladığımın
ilk
yılında Rize'ye kalabalık bir Hindistan parlamento heyeti geldi.
Kendilerine
fabrikada yemek verdikten sonra çay ikram ettik, ve yerli imalatımız
olduğunu
söyledik, inanmadılar. Bu heyette bulunan 4-5 çaycıyı imalata götürerek
gösterdik. Oradan aldıkları çayı kendileri demlediler. Ancak o zaman
çayımızın
yerli olduğuna inandılar.
Bir başka anım da; şöyle.
Rahmetli Celal Bayar
Cumhurbaşkanı
olarak Rize'yi ziyaretinde fabrikamızı da gezmişti. Ayrılırken; «çay
kanununa karşıydım,
fakat burayı gördükten sonra hatamı anladım. iyi ki kanun kabul
edilmiş» dedi.
Yine su anda hatırladığım
başka bir anımı da anlatayım.
Çay kampanyası sırasında
Gündoğdu alim yerinden gönderilen
bir haberle üreticinin çok kötü yaprak vermek için zorladığını
öğrendim. Oraya gittiğimde
üreticinin çay fidanını kökündeki çamuru dahi silkelemeden vermek
istediğini
gördüm. Sebebini sorunca; milletvekilinin «ne getirirseniz tekel almaya
mecbur»
dediğini öğrendim. Tesadüfen o sırada 'Rize'de bulunan milletvekilini
oraya
götürerek durumu gösterdim. Sayın milletvekili; «Ben size ne
getirirseniz tekel
almak mecburiyetindedir», dedim ama, «Kökünle de getirin demedim» dedi.
Sayın ATEŞ, engin
tecrübelerinize dayanarak, Türk çay tarım
ve sanayinin geliştirilmesi ve modernizasyonu için, kalite ve
verimliliğin arttırılması
yönünde bizlere önerileriniz var mi?
- Çaycılığın gelişmesi
ancak
iyi ürün almak suretiyle
mümkündür. Bunun için üreticinin bilinçlendirilmesi ve ideal olan 2.5
yaprağın alınabilmesi
için fiyat farkı verilmesi kanaatindeyim. Halen üreticinin verdiği ve
satınalma
mecburiyeti olan kaba yaprakların bazı özel teşebbüslerin yaptigi gibi
C.T.C. makinelerinde
islenmesine karşıyım. Bu gün üreticiden satın alınan yaprakların durumu
için
ortodoks sistemin en uygun sistem olduğu kanısındayım. Çayımızın
milletlerarası piyasada
standartlara uygun olarak
kabul edilmesi için (ziraatçı olmamama rağmen) öncelikle tarıma özen
göstermek gerektiğini
düşünüyorum. Bunun için de üreticilerin dört yılda bir budama yapmaları
ve
hayatiyetini kaybederek kör ve tek yaprak veren çay ocaklarının
sökülerek
yerine çelikten üretilmiş fidelerin dikilmesi gerektiği kanaatindeyim.
- Sayın ATEŞ söyleşimiz
için
tekrar teşekkür eder, tüm Çaykur
çalışanları adına sıhhat ve
mutluluklar dilerim.
Kaynak: Çaya Gönül
Verenler, Dr. Muharrem Öksüz, Çaykur Dergisi, Sayı:9, 1988
Ana Sayfa